Çeşm-i Siyahım

“İşte gidiyorum çeşmi siyahım
Önümüze dağlar sıralansa da
Sermayem derdimdir servetim ahım
Karardıkça bahtım karalansa da”

Bu şarkıyı Mahzuni Şerif'ten dinleyip kayda geçirmek için uğraştığım zaman ortaokuldaydım. Radyodan çalınınca çok sevmiştim. Bir daha çıkarsa hemen yazmalıyım, bende de olmalı diyerek radyonun yanına defteri kalemi hazır etmiştim.

“Haydi dolaşalım yüce dağlarda
Dost beni bıraktı ah ile zarda
Ötmek istiyorum viran bağlarda
Ayağıma cennet kiralansa da”

O zamanlar internete girip şarkı sözlerinin anında önüne gelmesi gibi bir imkân yok. Kasetler var, orada oluyordu sözler ama kaset pahalıydı. Mecbur radyodan dinledikçe kâğıda geçireceksin. Muhtemel bir iki gün uğraştım bunun için. Radyoda sabah çalarsa türkü, akşama kadar bir daha çalmaz. Akşam çalarsa ertesi güne kadar bir daha çalmaz. Türkü akarken nazlı nazlı, kaleminde hızlı hızlı yazması lazım sözleri.

“Bağladım canımı zülfün teline
Sen beni bıraktın elin diline
Güldün Mahzuni'nin berbat haline
Mervan’ın elinde parelense de”

Bir şekilde yazıp temize çektim. Bir daha bir daha okudum. Sözler su gibi akıp gidiyor. Üstelik anlamı da çok güzel. Söyleyen de epey güzel söylüyor. O güne kadar hiç türkü dinlememiş gibiyim.Öyle etkilendim. Hâlbuki dinledim, çok türkü dinledim önceden. Annemden biliyorum. Al Fadime’mi çok dinlerdi. Beraber çok dinledik.

“Al fadimem bal fadimem
Yanakların gül fadimem
Uyan uyan sabah oldu
Namazını kıl fadimem”

Türkünün güzelliği, sevdiğini uyandıran kişinin bunu namaz kılması için yapmasında gösteriyor kendini. Şimdi olsa,ilahi olarak adlandırılır belki. Önceden sadece aşk değil günlük hayatta cereyan eden;düğün, ölüm, sevinç hüzün, bayram,ağıt, namaz, kulluk ve daha birçok şey kendine yer buluyormuş türkülerde. Annem de işlerini bitirip örgü örerken dinlerdi bu türküyü. Günlük hayattan mayalanan duygularla yazılmış türküler, yine günlük hayatta yer bulurdu kendine. Şimdi de ben dinliyorum ara ara. Ne gördüysek o.

“Kara tren gecikir belki hiç gelmez
Dağlarda salınır da derdimi bilmez
Dumanın savurur halimi görmez
Gam dolar yüreğim gözyaşım dinmez”

Bu türküyü bilmeyen, duyunca eşlik etmeyen çok azdır. Nasıl ki yıllar içinde klasik haline gelmiş romanlar ve şiirler varsa bu türkü de öyledir.Bu şekilde dilimize dolanan, gönlümüzde yer etmiş türkülerimiz çoktur bizim.

“Mühür gözlüm seni elden sakınırım kıskanırım” diye giriş yapınca bir tanıdık ses, illa ki devamı getirilir. Uçan kuştan, esen yelden sakınır insan sevdiğini bu türküde.Başka birinde de kuşlardan; “ Telli turnam selam götür sevdiğimin diyarına.” diyerek medet umarsın.

Memleket türküleri de bir başkadır. Tokat'ın Sulu Sokak türküsü en sevinçli anlarımıza eşlik etmek için hazırda bekler. “Zileliyiz dediler / Bir kazan batı yediler / Daha da yok mu dediler” diye söylediğimiz türkü, bizi övüyor mu yeriyor mu pek düşünmesek de dilimizden düşürmeyiz düğünlerde.
“Aşka merakım ezelden
Sen güzel bir bahaneydin Mahrum değildim güzelden
Ben sende sevmeyi sevdim

Bir daha sevemiyorum
Bahane bulamıyorum
Kendimi kandırıyorum aslında
Ben sende Yaradan’ı sevdim”

Zekai Tunca'nın güzel sesinden dinlediğimiz bu mısralar işin özünü anlatıyor.Ezelden meraklı olduğumuz aşk, sevgi, merhamet, sevinç hüzün, ümit duyguları var. Bunları da en saf ve duru biçimde türkülerle anlatmışız kendimize, etrafımıza. Şikâyet etmeden sevmiş, şikâyet etmeden yaşamışız acılarımızı. Bu da şiirde denildiği gibi sevmeyi sevdiğimizden kaynaklanıyor. Sonuçta tüm sevmeler de Yaradan’ı işaret ediyor.

(1) Yorum
  • Hocam Allah yolunuzu açık etsin..Tebrikler hocam ...

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Selam Olsun

“İşte gidiyorum çeşmi siyahım Önümüze dağlar sıralansa da Sermayem der...

Dikkat, Açımız Daralıyor!

“İşte gidiyorum çeşmi siyahım Önümüze dağlar sıralansa da Sermayem der...

At Murattır

“İşte gidiyorum çeşmi siyahım Önümüze dağlar sıralansa da Sermayem der...