Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Cape Town’da Bir Osmanlı Âlimi: Seyyid Ebûbekir Efendi

avatar

Emrah Karaca

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 9 dakika)

Eğer bir gün yolunuz bir şekilde Cape Town’a düşerse, sokak aralarında gezerken veya bir mescidde vakit namazını edâ ettikten sonra yerli halktan birisine “Efendi”yi tanıyor musun diye sorarsanız, muhtemelen şehrin tepelerinden birisini işaret ederek size bir kabristanlığı gösterecektir. Dünyanın tâ bir ucundaki bu yerde bizim dilimize ait olan bir kelimeyle tepedeki mezarın ne ilgisi var diyebilirsiniz. Bu sorunun cevabı  Şehrizorlu Ebûbekir Efendi’de gizli. Peki, kimdir bu Ebûbekir Efendi derseniz, kendisi neseben seyyid[1] olan ve 1862 yılında İslam’ı öğretmek amacıyla Sultan Abdülaziz tarafından Güney Afrika’ya gönderilen bir âlimdir. Ancak onu daha iyi tanımak ve anlamak için biraz daha geriye gitmekte fayda var.

15. yüzyılın sonlarına doğru Portekizli denizciler tarafından fark edilen Ümit Burnu, 17. yüzyılın ortalarına kadar genellikle denizciler tarafından su ve erzak temini için bir uğrak yeri olmakla birlikte herhangi bir iskana tâbi tutulmamıştır. 1648 yılında (17. yüzyıl) Güneydoğu Asya’daki kolonilere göçmen götüren bir Hollanda gemisinin Ümit Burnu (Cape Town/Güney Afrika) sahilinde kayalıklara oturmasıyla, göçmenler burada karaya çıkmışlar ve Masa Dağı’nın (Table Mountain) eteklerine bir kale inşa ederek burada bir koloni kurmuşlardır. Bu bölgede daha önceden yaşayan yerli halk ise iç kesimlere doğru çekilmişlerdir.[2] Hollandalılar 1677’den sonra bölgeye Hindistan, Malezya, Endonezya ve Sri Lanka’dan müslüman köle ve siyasi mahkum göndermişlerdi. İşte bu köleler ve siyasi mahkumlar Güney Afrika’daki ilk müslüman toplulukları oluşturmuşlardır.[3] Bu siyasi mahkumların içerisinde, Bentem Sultanlığı’nın (Bugün Endonezya’ya bağlı bir ada olan Cava’da kurulmuş bir İslam devleti) bağımsızlığı için Hollandalılar’a karşı mücadele vermiş olan ve önce Seylan Adası’na, oradan da Güney Afrika’ya sürgün gönderilmiş çok önemli birisi daha vardı: Makassarlı Şeyh Yusuf (k.s.) Hazretleri. Bu zat birçok tarikattan hilâfet icâzeti almış olmakla beraber daha çok “Halvetî” nisbesiyle tanınmıştır. 1694 yılında az sayıda mûridi ile Cape Town’a sürgüne gönderilen Şeyh Yusuf, ibadet etmelerine izin verilmeyen az sayıdaki Malaylı ve Endonezya’lı müslümanın inançlarını muhafaza edebilmeleri için gayret göstermiş ve bu bölgede İslâmiyet’in yayılması için çalışmıştır. Şeyh Yusuf bütün bu gayretlerinden dolayı Güney Afrika’ya İslâmiyet’i getiren ilk gerçek kişi olarak kabul edilmiştir. Şeyh Yusuf el-Makassari Cape Town’a gelişinden beş sene sonra 1699’da yetmiş üç yaşında vefat etmiş ve ikamet ettiği Cape Town’a defnedilmiştir. Bugün kabrinin üzerinde bir türbe bulunmakta ve müslümanlar tarafından ziyaret edilmektedir.[4]

Güney Afrika’da yaşayan müslümanlar açısından önemli olan kişilerden bir diğeri de İmam Abdullah ibn Kadı Abdusselam’dır. Güney Afrika’nın 18. yüzyılın sonlarına doğru Hollanda’lı sömürgecilerden İngiliz sömürgecilere geçmesiyle birlikte bölgede dînî hayatın yaşanması hususunda biraz rahatlama olmuştu. Bu dönemde Endonezya’dan Ümit Burnu’na sürgün edilmiş olan Tuan Guru (Büyük Hoca) namıyla maruf olan İmam Abdullah ibn Kadı Abdusselam tarafından Güney Afrika’nın ilk mescidi (1794) ve medresesi (1793) açılır.[5] İmam Abdullah da, “Evvel Mescidi” (Auwel Masjid) olarak isimlendirilen bu mescidin ilk imamı olmuştur. Güney Afrika’daki müslümanların kurumsal eğitim faaliyetlerinin, İmam Abdullah’ın açtığı bu medrese ile başladığını söylemek mümkündür. Müslümanlar bu mescidin etrafında Bo-Kaap isminde bir mahalle kurmuşlardır. Bugün hala Cape Town müslümanlarının çoğunluğu bu mahallede yaşamaktadır.[6] Hollandalılar Güney Doğu Asya’dan Güney Afrika’ya  getirdiği köle ve siyasî mahkumların yanlarında herhangi bir dînî eser hatta Kur’an-ı Kerim bile almalarına izin vermemişlerdi. Kur’an-ı Kerim hâfızı olan İmam Abdullah, ezberinden iki tane Kur’an-ı Kerim nüshası da yazmıştır. Bu Kur’an nüshalarından birisi bugün Evvel Mescidi’nde sergilenmektedir. Yine İmam Abdullah müslümanların dinlerini öğrenebilmeleri için temel inanç esaslarını ve ilmihal bilgilerini ihtiva eden bir eser kaleme almıştı.

1804 yılında İngiliz Cape Town genel valisi, müslümanların idarecilerden izin almadan ibadetlerini yapabileceklerine dair bir kararname yayınladı. Bu tarihlerde İngilizler bölgedeki sömürge faaliyetlerini Hollandalılardan devralmışlardı. Ayrıca köle ve siyasi mahkum olarak bu bölgeye müslüman getirilmesini durdurmuşlardı. 1822 yılında Cape Town’da yaşayan müslüman sayısı yaklaşık olarak 3000 kişidir. Bu arada İslâmiyet hür zencilerle köleler arasında yayılmaya devam etmiş, sadece Cape Town’da yaşayan müslüman sayısı 1843’te 7830 kişiye ulaşmıştır.[7] Güney Afrika’nın geneline baktığımız zaman ise bu sayının 3 milyon civarında olduğunu söylememiz mümkündür.[8]

Güney Afrika’da ve özellikle Cape Town’da müslümanların buraya ayak bastıkları ilk günden beri yaşadıkları süreç kabaca böyle olmakla birlikte, zamanla müslümanlar arasında bazı sorunlar baş göstermeye başlamıştı. O sorunlardan en önemlisi şuydu: Burada yaşayan müslümanlar, özellikle bölgenin İngiliz sömürgesi haline gelmesinden sonra, dînî eğitim alabilecek âlimlerden mahrum kalmışlardı. Kurumsal bir eğitim faaliyetinin de bulunmuyor oluşu bazı dînî meselelerin yanlış yorumlanmasına sebep olmaya başladı. Doğal olarak bu da müslümanlar arasında ciddi tartışmaların yaşanmasına yol açtı. Mesela sakalını kesen kişinin kafir olacağı ve cenaze namazının kılınmayacağı gibi dinin aslında olmayan bazı anlayışlar zuhûr etmişti.[9]

Bu arada bölgeden hacca gidip gelenler olmuş ve mukaddes topraklarda gördükleri/öğrendikleri bazı dînî meselelerin, kendi imamlarının öğrettikleri şeylerden farklı olduğunu görmüşlerdi. Bu kimseler Güney Afrika’ya döndükten sonra bu farklılıkları gündeme getirmişler, imamların kendilerine öğrettikleri bazı meselelerin sorgulanmasına sebep olmuşlardı. Bunun üzerine halkın bir kesimi -imamlarla birlikte- bugüne kadarki uygulamaların doğru olduğunu savunanlar şeklinde, diğer bir kısmı da bazı şeylerin yanlış bilindiğini ve düzeltilmesini gerektiğini savunanlar şeklinde de ayrılmış ve kendi aralarında ciddi sonuçlar doğuracak derecede anlaşmazlığa düşmüşlerdi. İşte tüm bu iç sorunlar ve anlaşmazlıklara istinâden Cape Town müslümanları, İngiliz genel valisine mürâcaat ederek hilâfet makamı olan Osmanlı Devleti’nden kendilerine bir âlim gönderilmesini talep ettiler.  Bu talep sonrasında vali bu isteği İngiltere Kraliçesi’ne iletmiştir. İngiliz Devleti durumu Osmanlı Devleti’nin Londra Büyükelçisi Kostaki Müsürüs Paşa vasıtası ile İstanbul’a bildirmiştir. Bunun üzerine Sultan Abdülâziz konuya ilgi göstermiş ve gereğinin yapılması emrini vermiştir.[10] Bu emir üzerine uygun bir âlimin bulunması görevi kendisine verilen Ahmed Cevdet Paşa o sırada İstanbul’da bulunan Ebûbekir Efendi’yi tavsiye etmiş, Dîvân-ı Ahkâm-ı Adliyye’de 17 Mayıs 1862’de bu konuda alınan karar 26 Mayıs’ta Sultan Abdülaziz tarafından onaylanmıştır. Yukarıda sorduğumuz soruyu tekrar edelim: Osmanlı Devleti’nin herhangi bir siyasî varlığının bulunmadığı, ilişkilerinin gâyet zayıf olduğu ve kendi topraklarından bu kadar uzakta bulunan bir yere yani Ümit Burnu’na gönderilmek üzere seçilen Ebûbekir Efendi kimdir?

Müderris Seyyid Ebûbekir Efendi, Şehrizor’da[11] dünyaya gelmiştir. Burada dedesi Emir Süleyman’ın kurmuş olduğu medresede eğitime başlamışken, babasının vefatı üzerine İstanbul’a gitmiş ve beş yıl da orada eğitim gördükten sonra tekrar Bağdat’a dönerek eğitimini tamamlamıştır. Daha sonra bir bedevî istilası sebebiyle ailesiyle birlikte Erzurum’a göç etmiştir.  Ebûbekir Efendi 1862 yılında Erzurum’da yaşanan bir kıtlık sebebiyle devletten yardım istemek üzere İstanbul’a gitmişti. Bu münasebetle İstanbul’da bulunduğu sırada, hiç ummayacağı şekilde kendisine binlerce kilometre uzaktaki bir ülkeye gidip, oradaki müslümanların dînî meselelere ait müşkillerini halletmek gibi mühim bir vazife tevdi edilmişti. İşbu şekilde vazîfeye atanan Ebûbekir Efendi kısa bir süre sonra, uzun süren bir yolculukla Cape Town’a gidecek ve ömrünün sonuna kadar da orada kalacaktır.[12]

Kendisine 25 lira maaş bağlanması ve yanına bir hizmetli verilmesi kararlaştırılmış olan Ebûbekir Efendi’ye yanında götürmesi için gerekli kitaplar da temin edilmiştir. Ebûbekir Efendi 3 Eylül 1982 günü hizmetlisi Ömer Lütfi ile birlikte Paris üzerinden Londra’ya gitmek üzere yola çıkmıştır. Londra’ya ulaştıktan sonra iki ay orada kalmış bu arada Avrupa’yı gözlemleme imkanı bulmuştur. Daha sonra Londra’dan Liverpool’a geçmiş ve oradan bindiği buharlı bir gemi ile Cape Town’a doğru yola çıkmıştır.[13]

Ebûbekir Efendi Cape Town’a vardığında kendisini Abdullah isminde birisi karşılamış, Ebûbekir Efendi de Abdullah’tan kendisini hamama götürmesini istemiştir. O hamamdayken, Abdullah ahaliye Ebûbekir Efendi’nin gelişini haber vermiş ve hamamın kapısında büyük bir kalabalık toplanmıştır. Bölge halkı ilk günden Ebûbekir Efendi’ye sevgi ve hürmetlerini göstermişlerdir. Bölgedeki müslüman ahali Ebûbekir Efendi’ye, Halife-i Müslimin’in adına Cape Town’daki temsilcisi nazarıyla bakmaktır. Bu durum Ebûbekir Efendi’nin işini bir nebze olsun kolaylaştırmıştır. Ancak bununla birlikte bu durum onun Cape Town’da hiçbir sorunla karşılaşmadığı anlamına gelmez. Ebûbekir Efendi Cape Town’a vardığında karşılaştığı ilk sorun dil meselesiydi. İlk gittiği günlerde bir tercüman aracılığıyla görüşmelerini yapmıştır. Ancak daha sonra yedi ay gibi kısa bir sürede mahalli Flemenks (Afrikaans) dilini öğrenerek bu sorunu ortadan kaldırmıştır.[14] Ancak kendisini daha ciddi sorunlar beklemekteydi.

Ebûbekir Efendi ilk gittiği günlerde buradaki sorunların tespitiyle uğraştı. Yukarıda da değindiğimiz gibi bazı dînî meselelerin aslından ciddi manada saptırıldığını fark eden Ebûbekir Efendi, ilk iş olarak burada bir okul açılmasına karar verir ve Cape Town’a gelişinin daha ellinci gününde buradaki ilk Osmanlı Mektebi’ni açar. Kısa sürede 300’e yakın öğrencinin kaydolduğu bu mektepte gündüzleri çocuklara akşamları da yetişkinlere ders vermiştir.[15] Burada yardımcısı Ömer Lütfi ile birlikte önce Kur’an-ı Kerim okumayı öğretiyor daha sonra hafızlığını ve eğitimini tamamlayanları hoca olarak istihdam ediyordu. Derslerin ağırlığını ise akaidden Ebû Hanîfe’nin el-Fıkhü’l-ekber’i, fıkıhtan Halebî’nin Mülteka’l-ebhur’u oluşturuyordu.[16] Ayrıca pazar günleri halka Ruhu’l-Beyan tefsirinden vaazlar vermiştir. Bütün bunların yanında Ebûbekir Efendi müslüman ahalinin davalarında görüşlerine başvurulmak üzere mahkemelere çağırılıyordu. Ebûbekir Efendi Osmanlı Devleti’ne gönderdiği mektuplarda buradaki sorunlardan bahsetmiştir. O mektuplardan birinin tercümesi şöyledir:

Bu taraf ehl-i İslam arasında niza ve kıtale sebep olan dînî meseleleri tahkik eyledim. Bunların ekserisi şeriata nisbet kabul eder şeyler olmadıktan başka tuhaf şeyler kabilindendir. Kendi aralarında ihtilaf ettikleri hususlardan birisi cenazenin defni esnasında evvel başının mı yoksa ayaklarının mı mezara sokulması gerekeceği meselesidir. Eski itikatları gereğince bir adam sakal salıverdikten sonra sakalını tıraş ederse ona kâfir nazarıyla bakılarak cenaze namazı kılınmaz ve bilakis bıyıklarını tıraş eylemeyen adam da ehl-i İslam’dan sayılmayıp o gibilere selâm verilmezdi. İnsanın kendi salyasını yutmasının orucu ifsat ettiğine inanarak bundan son derece çekinip ramazanda herkes odalarında husûsî tükürük hokkası kullandıkları gibi bunu camide de beraberinde getirirlerdi. Ve ağızlarında kullandıkları bir nevi enfiyenin orucu bozduğunu kabul etmezlerdi.[17]

Bu arada Ebûbekir Efendi’nin hizmetleri sadece Cape Town’la sınırlı kalmamış, onun burada olduğundan haberdar olan yakın yerleşim yerlerinde yaşayan diğer müslümanlar kendisini ziyaret etmeye geliyorlardı. Bazen de onu kendilerine dînî meseleleri öğretmesi için yaşadıkları şehirlere davet ediyorlardı. Ebûbekir Efendi bu davetlere icabet etmiştir. Bu münasebetle birkaç kez Mozambik’e de gittiğini biliyoruz.[18] Ebûbekir Efendi bunların dışında Port Elizabeth’te de bir cami açmış ve bir medrese kurmuştur. Ancak 1960’lardaki Güney Afrika’daki ırkçılığın şiddetli boyutlara ulaştığı dönemde bu medrese yıkılmıştır. Ancak cami hala ayaktadır.[19] Ümit Burnu’ndaki müslümanların yaşadığı şehirleri gezen Ebûbekir Efendi, bu yerlerle alakalı İstanbul’a mektuplar da göndermiştir.

Ebûbekir Efendi buradaki halkın ihtiyacı olan bazı kitapları da kendisi kaleme almıştır. Bunlardan birisi Halebî’nin Mülteka’l-ebhur’unu esas alarak hazırladığı Beyânü’d-dîn isimli eserdir. 1286 (1869) yılında tamamladığı bu eserin bir nüshasını İstanbul’a göndermiştir. Ebûbekir Efendi aynı eser vesilesiyle 13 Temmuz 1870 tarihinde dördüncü derece Mecîdî nişanı ile ödüllendirilmiştir. Bu eser aynı zamanda mahalli dille yazılmış ilk ve en kapsamlı dînî eserdir. Kaleme aldığı bir diğer eser ise Merâsıdü’d-dîn’dir. Ebûbekir Efendi bu eserlerle Ümit Burnu müslümanlarının itikadi ve fıkhi bilgi ihtiyaçlarını gidermeyi hedeflemiştir. Ebûbekir Efendi bu iki eserini bizzat kendisi istinsah ederek (eliyle yazarak) dağıtmıştır. Ancak bu şekilde ihtiyacın karşılanamayacağını anlayınca kitaplarını bastırmak için Cape Town’dan İstanbul’a uzun bir yolculuğu göze alarak 1877’nin Eylül ayında yola çıkmıştır. Ebûbekir Efendi İstanbul’da kitaplarının baskısıya verilmesi hususunu yetkili mercilere iletmiş, her iki kitabın 1500’er adet basılması teklifi Maarif Encümen’inde görüşülmüş ve uygun bulunmuştur. Ümit Burnu’na gittikten sonra yaşadığı topraklara ilk defa dönen Ebûbekir Efendi, kitapları bastırma işini hallettikten sonra tekrar Cape Town’a dönmüştür. Ebûbekir Efendi ülkesine birgün geri dönmeyi düşünüyor muydu bunu bilmiyoruz. Ancak İstanbul’a bu gelişi hem ilk hem de son gelişi olacak, Ebûbekir Efendi  ülkesini bir daha göremeyecektir.[20]

Cape Town’a döndükten sonra çalışmalarına devam eden Ebûbekir Efendi bölge müslümanlarını kültürel anlamda da etkilemiştir. Mesela Ebûbekir Efendi’nin bölgeye gelmesinden önce müslüman ahâli İngilizler gibi giyinmekte iken, Ebûbekir Efendi’nin gelişinden sonra bu alışkanlık değişmiştir. Hatta günümüzde bile Güney Afrika’lı müslümanlar Osmanlı fesini çeşitli etkinliklerde kullanmaktadırlar.

Ebûbekir Efendi Cape Town’a geldikten sonra iki kez evlilik yapmıştır. Bunlardan birincisi 1863 yılında aslen Hollanda’lı olan Rukiye Maker isimli bir hanımefendiyle, diğeri ise meşhur denizci Kaptan Cook’un akrabası Tahoora Cook Saban isimli hanımefendidir.[21] Ebûbekir Efendi’nin bu evliliklerinden biri kız, beşi erkek olmak üzere toplam altı çocuğu olmuştur. Kendisinin ardından çocukları Güney Afrika’da babalarının hizmetini devam ettirmişlerdir.[22] İslami ilimlerde güçlü bir âlim olarak yetiştirdiği Ahmed Ataullah Efendi Kimberley’de açılan ilk Osmanlı Mektebi’ne müderris olarak tayin edilmiştir. Ahmed Ataullah Efendi daha sonra 1900 yılında Singapur’a ilk Osmanlı şehbenderi (Konsolos) olarak atanmış ancak 1903 yılında geçirdiği bir trafik kazasında vefat etmiştir.[23] Diğer oğlu Hişam Nimetullah, Ebûbekir Efendi’nin Port Elizabeth’de açtığı medreseyi yönetmiştir.[24] Bütün bunlardan sonra Ebûbekir Efendi bütün bu hizmetlerden sonra 1880 yılında Cape Town’da vefat etmiş ve şehrin yüksekçe bir tepesine defnedilmiştir.

Ebûbekir Efendi, binlerce kilometre öteden yardım isteyenlere Osmanlı’nın uzattığı bir yardım eli olmuştur. Osmanlı Devleti en sıkıntılı zamanlarını yaşamasına rağmen, İslam Dünyası’nın hâmisi olma vasfına münasip hareket etmış, hilafet makamının da yüklediği sorumlulukla Ümit Burnu’na kadar bir şekilde uzanmayı başarmıştır. Ebûbekir Efendi de bir halîfe temsilcisi olma misyonuna göre hareket etmiş ve Ümit Burnu’nda kalıcı izler bırakmıştır. Ebûbekir Efendi’nin Osmanlı tarafından Ümit Burnu müslümanlarına gönderilmesi, küçük bir çocuğun evinin kapısını çıkmaktan korkması gibi, kendi sınırlarının dışına çıkmaktan korkarcasına hareket eden bir devlet olmanın tam tersine, her ne şartta olursa olsun cihanın bir ucuna bir şekilde elini uzatma derdinde bir devlet olmanın gerekliliğini anlatıyor bizlere. Osmanlı’nın bunu özellikle Batı tarafından hasta adam olarak nitenlendirildiği 19. yüzyılda yapması ise gerçekten hayret uyandırıcıdır. Tabi Osmanlı Devleti’nin Güney Afrika ile münasebetleri Ebûbekir Efendi ile sınırlı kalmamıştır.  Cape Town’a 1882 yılında Sultan Abdülhamid Han tarafından inşa ettirilmiş olan Nuru’l-Hamidiye câmisi hem bir ibâdethane olarak hem de bölgedeki müslüman halk için önemli bir takım faaliyetlerin merkezi olarak ehemmiyeti hâiz bir mekandır.

Bugün Cape Town’da Ebûbekir Efendi’nin torunları hala Güney Afrika’da yaşamaya devam etmektedirler. Geride izi sürülecek bir yürüyüş bırakan Ebûbekir Efendi’den Rabbimiz razı olsun ve yerini cennet-i âlâ eylesin.

KAYNAKÇA
Kurtuluş Rıza, “Güney Afrika Cumhuriyeti”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/guney-afrika-cumhuriyeti (12.02.2020).
Yıkmaz, Yusuf. “On Dokuzuncu Yüzyılda Güney Afrika’da Bir Osmanlı Âlimi Ebûbekir Efendi”. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. Çanakkale. 2019
Göksoy, İsmail Hakkı. ”Yusuf el-Makassarî”. TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/yusuf-el-makassari (10.02.2020).
Efe, Mustafa. “Güney Afrika’da İslami Eğitim”. Dînî Araştırmalar ve Küresel Bakış Sempozyumu. Konya. 2013
Baktır, Mustafa; Eraslan, Cezmi. ”Ebûbekir Efendi” .TDV İslâm Ansiklopedisi. https://islamansiklopedisi.org.tr/Ebûbekir-efendi (08.02.2020).
Kahraman, M. Gökhan. “Ebûbekir Efendi’nin Torunu Kemal Effendi ile Yapılan Röportaj”. http://trdergisi.com/ebubekir-efendinin-torununu-guney-afrikada-bulduk/. (22.02.2020).
Seben, H. Taner. “Singapur’daki İlk Temsilciliklerimiz ve Başkonsolos Ahmed Ataullah Efendi”. T. C. Singapur Büyükelçiği Yayını.
[1]  Nesl-i pâk-i Muhammedî’ye mensup olup yüceltmiş olan  anlamında Hz. Peygamber’in Hz. Ali ile Fâtıma’dan doğan torunlarıyla onların soyundan gelenler için kullanılan unvan. Bazen “Seyyid” ve “Şerif” kavramları aynı manada kullanılmışsa da, sonraki dönemlerde, “Seyyid” Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan gelenler için, “Şerif” ise Hz. Hasan (r.a.)’ın soyundan gelenler için kullanılmıştır.
[2]  Rıza Kurtuluş, “Güney Afrika Cumhuriyeti”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/guney-afrika-cumhuriyeti (12.02.2020).
[3]  Yusuf Yıkmaz, “On Dokuzuncu Yüzyılda Güney Afrika’da Bir Osmanlı Âlimi Ebûbekir Efendi”, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Çanakkale, 2019 , C. 14, s. 241 – 257
[4]  İsmail Hakkı Göksoy, “Yûsuf el-Makassarî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/yusuf-el-makassari (10.02.2020).
[5]  Mustafa Efe, “Güney Afrika’da İslami Eğitim”, Dînî Araştırmalar ve Küresel Bakış Sempozyumu, Konya, 2013, C. 1, s. 26
[6] Bu mahallede yaşamaya başlayan müslümanların, köle oldukları için kendi evlerini renkli boyamaları yasaktı ve evlerini sadece beyaza boyayabilirlerdi. 19. yüzyılda köleliğin kaldırılmasından sonra müslümanlar bu evleri rengarenk boyamışlardır. Hollanda mimarisinde inşa edilmiş bu evlerden oluşan Bo-Kaap, bugün hala rengarenk bir şekilde Cape Town’un en güzel mahallesi olarak turistlerin ilgisini çekmektedir. Bugün bu mahallede bir İslam müzesi de bulunmaktadır.
[7]  Kurtuluş “Güney Afrika Cumhuriyeti”, https://islamansiklopedisi.org.tr/guney-afrika-cumhuriyeti (12.02.2020).
[8]  Mustafa Baktır, Cezmi Eraslan, “Ebûbekir Efendi”, TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/Ebûbekir-efendi (08.02.2020).
[9] a.g.e.
[10]  Yıkmaz, s. 247
[11]  Bugün Irak’ta bulunan Kerkük, Erbil ve Süleymaniye şehirlerinin bulunduğu topraklar geçmişte bu isimle anılmıştır.
[12]  Baktır, Eraslan, “Ebûbekir Efendi”, https://islamansiklopedisi.org.tr/Ebûbekir-efendi (08.02.2020).
[13]  Yıkmaz, s. 248
[14] a.g.e.
[15] a.g.e.
[16]  Baktır, Eraslan, “Ebûbekir Efendi”, https://islamansiklopedisi.org.tr/Ebûbekir-efendi (08.02.2020).
[17]  Ömer Lütfi, Haz. Hüseyin Yorulmaz, Yüz Yıl Önce Güney Afrika, Kitapevi Yayınları, İstanbul, 2006,   s. 12. Aktaran: Yıkmaz, s.246
[18] a.g.e.
[19]  M. Gökhan Kahraman, “Ebûbekir Efendi’nin Torunu Kemal Effendi ile Yapılan Röportaj”, http://trdergisi.com/ebubekir-efendinin-torununu-guney-afrikada-bulduk/ (22.02.2020)
[20]  Baktır, Eraslan, “Ebûbekir Efendi”, https://islamansiklopedisi.org.tr/Ebûbekir-efendi (08.02.2020).
[21] a.g.e.
[22]  Yıkmaz, s. 251
[23]  H. Taner Seben, “Singapur’daki İlk Temsilciliklerimiz ve Başkonsolos Ahmed Ataullah Efendi”, T. C. Singapur Büyükelçiği Yayını, s. 11
[24]  Kahraman, (22.02.2020)
  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.