Can Özüme Mektup - Merve Topal

Kışlarımı yaza çeviren, hayat ağacımda bir tomurcuk gibi açan can özüm;

Ben sanki toprağa atılmış bir tohumdum. Kuruydu, çatlamıştı toprağım. Her gün doğan güneşe kapalıydı gözlerim. Kendi karanlığında mum arayan bir garip âmâydım. İçinde çırpınıp durduğum denizim, gelgitlerle kıyıya vuran düşüncelerim vardı. Rüzgârlarım vardı bir de. Yaprak misali bir o yana bir bu yana savrulup durduğum…

Sorularım vardı, arayışlarım… Geceleri uyutmayan kıvratıp duran sancılarım… Bir de çıkmaz yollarım. Ne tarafa dönersem döneyim çarptığım dağlarım vardı. Bir türlü zirvesine çıkamadığım, dönüp dolaşıp en başa geldiğim etekleri vardı.

Meğer insan yoldayım sanarken kendisi yol olurmuş. Yokluğuyla öğrenirmiş varlığı… Aradığı da dışarıda değil, içinde, özündeymiş. Ve kendine çıkarmış tüm yollar. Makro alemden mikro aleme hicret edermiş bir ömür. Hani bir gün demiştin ya ‘‘Kâinatın şifresi insanın içerisine dürülmüştür. Çekirdeğine, DNA’sına…İnsan ancak kendini keşfederse, çözerse dünyayı, kâinatı çözer.’’

Bizi de bir araya getiren bu dertler oldu. Aslında sadece dertlerimiz değil, hayallerimiz oldu. Birbirimizden habersiz aynı gök kubbeye uçurtma yapıp uçurduğumuz hayallerimiz… ‘‘Belki bir gün…’’ deyip sonunu getiremediğimiz cümlelerimiz…

Gün geçtikçe daha iyi anladığım bir şey varsa o da bize uzaktan sevmelerin öğretildiği. Yanında olunca taklitten de olsa sevebilirmiş insan. Fakat uzakta bunu becerenler parmakla gösterilecek kadar azmış. Ve o uzaklıktan gönülden gönle kurulan köprüler varmış. Yüzünü görmesen de sesini duymasan da aynı anda aynı şeyleri düşündüğün, yazmak isteyip de kaleme dökemediğin, söylemek isteyip yuttuğun ve hepsini hissettirdiğin bir dostu olmalıymış insanın. Mânâ aleminden, alemi ervahtan yakınlık duyduğun…

Nice elleri tutan o dostun bir gün benim de yüzümü güneşe çevireceğimi, çatlamış toprağıma su olacağını, nefes aldığımı hissettiren o güzel tebessümüyle bana bakacağını nerden bilebilirdim? İyi ki diyorum bu yüzden, insanın bir saniye sonrasını bile bilmemesi güzel bir şey. Hayat sürprizlerle dolu değil, yaşamanın kendisi mucize bence. Bu mucize de bir güzeli sevmekmiş. Sanatı da güzel sevmekmiş. Sevgi ibadetlerin şahıymış meğer, bunu da yine sen öğrettin bana.

Sözü çok uzatmadan, ortak bir paydada buluşturarak veda edeceğim satırlarıma.

Bekliyorum yıllardır. Bir umut, bir hayal ama bekliyorum. Layık değilim ama bekliyorum. Ya beklediğim kapı açılırsa diye korkuyor, yanlış yapar mıyım, diyorum. Ya açılmazsa diye korkuyor, yıllarca dayandığım bu hasret hiç bitmezse ne yaparım, diyorum. Velhasıl çalsam kapıyı açılsa hüzün, açılmasa hüzün… Bana hem hasret hem vuslat… Bana ne hasret ne vuslat…

Farkındalık Dersi öğrencilerinden Merve…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Arslan Karadayı'ya Mektup

Kışlarımı yaza çeviren, hayat ağacımda bir tomurcuk gibi açan can özüm; B...