Camide Bir Türkçe Düşü: Mevlid-i Şerif

“Vücud-u fanisi Bursa’ya ve eser-i bâkisi diyar-ı İslam’a şeref veren Çelebi merhum, ne mesud insandır ki ruhu’l-kâinat Efendimiz’in iltifat-ı seniyyelerine mazhar olarak manzume-i mübarekesi, memalik-i İslamiyye’nin her cihetinde asırlardan beri okunmuştur. Hâlâ okunuyor ve ebediyen okunacaktır.”

İbnülemin Mahmud Kemal İnal [1]

İslam coğrafyasında, bugüne kadar yazılan onca mevlide rağmen Bursalı Süleyman Çelebi’nin kalbinin imbiğinden geçirerek kaleme aldığı Mevlid-i Şerif, literatürdeki adıyla Vesilet-ün Necat, okunduğu an’dan itibaren kanımızı tazelendiren bir üslupla zamanın kulağına söylenegeliyor. Hilmi Yavuz’un deyişiyle, ‘sözlerinde ipeğin uğultusu varken yola düş’en Süleyman Dede, dünyevî acılarımızı yontmaya devam ediyor aslında. O kadar yakınımızda yer alıyor ki, doğumlarda, ölümlerde, sünnet ya da düğünlerde, elindeki meşale ile önümüzü aydınlatıyor. Kara deliklerin yapıştığı ahir zaman efkârının üstünü temizliyor, nasırlı sükûtuyla. Yeleğinin cebinden çıkardığı mendiliyle, geçmiş terini silip bize gülümsüyor âdeta.

Şehrin zaman kutusunda yer alan esrarengiz hazinesini istediklerine fısıldayan Bursa, ilk başkent olmanın keyfiyetini hâlâ yaşıyor kendi ikliminde. Biz, şehri bu tılsımlı haleti ile baş başa bırakalım şimdilik. Ve Çekirge semtinde, Karagöz-Hacivat’ın anıt mezarının karşısında metfun bulunan Süleyman Çelebi’nin manevî huzuru önünde durarak şifalı sözlerin gölgesinde iz sürelim:

Süleyman Efendi, ihtiyatlı tarihlendirmeye göre 1351 senesinde Bursa’da dünyaya gelir, 1422’de doğduğu şehirden ahrete doğar. Ulu Cami’nin o dönemdeki adıyla Cami-i Kebir’in ilk imamı şerefine nail olan Çelebi merhum, Yıldırım Bayezid’in de divan imamlığını yapar. Buhara’dan Bursa’ya teşrif eden Emir Sultan Hazretlerine intisap ettiği serdedilen Süleyman Dede, onun himmetiyle âlemin sırlarını keşfe çıkar, toprağa geç kalmış yağmurlar gibi, bulutları aşka zorlar.

Mevlid: Fetret Devri’nde Açan Bir Bahçe

Babası I. Murad’dan devraldığı devletin sınırlarını doğu-batı yönünde (Malatya’dan Üsküp’e) büyüten I. Bayezid’in ‘Sultan-ı İklim-i Rum’ olduğu zamanlardır. Ancak Yıldırım’ın Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’a mağlup olması hesapları alt üst eder. Anadolu’nun vasal devletçikleri ait oldukları sınırlarda yeniden bayraklarını dalgalandırır. Avrupa’da at koşturan Osmanlı ise çöküşün tozları arasında enkaz gıcırtılarını duymaya başlar. Bu arada Fetret Devri’nin (1403-1414) vermiş olduğu siyasî kaos, gri rengini sokakta da gösterir. İşte, Müslümanlarca kutsal bir emanet gibi hürmet gören Mevlid’in yazılması bu döneme tesadüf eder. Mezkûr manzumenin vücuda gelmesine garip bir hadisenin sebep olduğu rivayet edilir ki şöyledir:

Tevatüre göre İranlı bir vaiz, Ulucami’de vaaz esnasında La nüferriku beyne ehadin min rusulih (Peygamberleri birbirinden tefrik etmeyiz) ayetini tefsir ederken, “Ben bu ayetin bildirdiği gibi ahir zaman peygamberini diğerlerinden üstün görmem.” der. Bunun üzerine cemaatten bir zat, “Sen tefsir ilmine vakıf değilsin, ayetlerin muhkemlerini, hükmü kalkmışlarını ve hükmü kaldırılanlarını bilmiyorsun. Peygamber arasında fark yoktur, demekten maksat; peygamberlik hususudur. Yoksa peygamberler arasında mertebe ve derece yoktur demek değildir. Eğer her cihetten fark yoktur demek olsaydı Tilke’l-rasulü faddaha ba’dehüm ala bad (Peygamberlerden bazısını bazısına üstün kıldık) ayeti bulunur muydu?” diye bir soruyla hem vaize cevap verir hem de zihinlerde küf tutma ihtimali olan yanlış anlaşılmaya set çeker.

Tartışmadan daha sonra haberdar olan Süleyman Çelebi, Hazreti Peygamber’in böyle bir münakaşaya konu edinmesinden ötürü çok üzülür. Adımladığı sokaklarda, köşe başlarında kulaklarında hep imam-hatipliğini yaptığı yerde, az önceki tartışma uğuldar. Derdine derman bulmak için mürşidi Emir Sultan’a gider iki büklüm. Şeyhin de tavsiyesi ya da işaret buyurmasıyla Vesilet-ün Necat’ı yazmaya başlar. Mevlid, 1409’da yani 15. asırda o kadar içli ve kendinden geçercesine işler ki beyitleri, 21. yüzyılın insanları olarak o sesler, bize kadar geliyor bugün.

Mevlid Okuma, Resmî Gelenekti

Osmanlı bürokrasisi, mevlid cemiyetlerini bilhassa 1603 senesinden sonra resmî hâle getirir. Her sene Ramazan ayının 17. gecesi Mekke’de, Peygamber Efendimiz’in doğum yıldönümü olan 12 Rebiülevvel’de Medine’de teberrüken bir meclis tertip edilmesi âdet hâlini alır. Ayrıca bu meclislerin bütün masrafları için defter tutularak Mısır varidatına zarar olmasın diye hazineden para ayrılıp mevlid cemiyeti için gönderilir. Günümüzde de Emir Sultan Cami’nde her gün mevlid-i şerif okunuyor olması, anne yumuşaklığı ile saçlarımızı okşaması, bizi evimize döndüren bir gelenek olarak asılı duruyor minarelerin üstünde. Bu yüzden tarihin içindeki bazı vakaların ses çıkarmadan âdeta pandomim yaparcasına kendine baktırtması hoş bir lezzet bırakıyor dudaklarımızda.

Kazım Baykal’ın Mahareti…

Yeri, eski zamanlardan bu yana bilinen Süleyman Çelebi Hazretleri’nin merkadi, bugün de Bursa’nın hatırı sayılır duraklarından. Tam burada şehrin ait olduğu değerleri geri alması için hatırlatmada bulunan ve üstün gayretleriyle belleğe katkı sunan rahmetli Kazım Baykal’ı anmamak olmaz. Baykal, Hazret’in mezarını arkadaşlarıyla beraber yeniden türbeye dönüştürür. Süleyman Çelebi’nin türbesi, 14.12.1952 tarihinde pazar günü yeniden ve yeri belli edilmiş, güzelleştirilmiş bir şekilde ziyarete açılır. Merhum Baykal, türbenin açılışı münasebetiyle derlediği yazıları, bir kitapçık hâline getirerek; tarihe not düşmeyi de ihmal etmez. Yazar, bir yerde şöyle seslenir: “Dünyada bu kadar yayılmış, hususî ahenklerle okunan pek az esere rastlanır. Denebilir ki bu mazhariyet ancak Süleyman Çelebi’ye mahsustur.”[2]

Süleyman Çelebi oratoryosu...

Baykal Hoca, bir ‘Süleyman Çelebi Oratoryosu’ yapmak istediklerini; ancak resmî birtakım engellerin çıktığını dile getirir, satır aralarında. Günümüz Türkiye’sinde, 2011 senesinde Cumhurbaşkanlığı’nın yüksek himayelerinde tertip edilen ‘Mevlid Kantat’ ise çağın idrakine kimbilir neleri anımsatıyor? Mevlid’i kantat formunda besteleyen müzisyen Selman Ada, böyle bir işe girişmelerinin sebebini, 11 Eylül’den sonra dünyada artan İslamafobi’ye bir cevap vermek olarak açıklamış ve eklemişti: “Amacımız, Peygamber Efendimiz’i tüm dünyaya doğru bir şekilde anlatmak.” Mevlid’in rehberliğinde insanlığa hikâye edilen İslam Peygamberi’nin hayatı belki de kaç kişinin ruhunda nefes odaları açmıştır, kim bilir…

“Ulu Caminin Ünlü Romancısı”

Cemal Süreya, Türkçe’nin süt dişlerini gösterdiği o güzel şiirinde şu mısralarla çizer yüz hatlarımızı: “Ya Ulu Caminin ünlü romancısı/Yalvaçlara kimlik kâğıdı dağıtan/Çekidüzeni unutulmaz Süleyman Çelebi? /Sen işte bunlarla bildin Türkçeyi/Bunlarla/Gelen giden obayı sevdi” [3] Cümlelerimi noktalamaya doğru giderken Rahmetli Kani Karaca’nın ağzından bolca makam serpiştirilmiş bu mübarek eseri dinlemenizi salık veririm:

“Merhaba i âli sultan merhaba
Merhaba i kan-ı irfan merhaba

Merhaba i sırr-ı Furkan merhaba
Merhaba derde derman merhaba

Merhaba i kurretü’l ayn-ı Halil
Merhaba i hâş-ı mahbub-ı Celil

Merhaba i can-ı baki merhaba
Merhaba i uşşaka saki merhaba”

Özellikle Mevlid Kandili’ni ihya ettiğimiz ehemmiyetli anları, bir hatıra fotoğrafı gibi saklayalım. Bir de bize, nevi şahsına münhasır bir Mevlid hediye eden Bursalı Süleyman Çelebi’nin ruhuna da dua edelim. Ki kendisi zaten Vesilet-ün Necat’ın sonunda şahsının bu istekten mahrum bırakılmamasını rica ediyor. Ol sebepten bu dileği geri çevirmek yakışık almaz, kanaat-i acizanemce.

Kaynakça:

1) Kazım Baykal, Süleyman Çelebi ve Mevlid, Yayına Hazırlayan: Kadir Atlansoy, Bursa 1999, Bursa Eski Eserleri Sevenler Kurumu, sayfa 11.
2) Kazım Baykal, age., sayfa 35
3) Cemal Süreya, “Yunus Ki Süt Dişleriyle Türkçenin”, Sevda Sözleri, Şiirler, 34. Baskı: İstanbul Mart 2008, Yapı Kredi Yayınları-sayfa 97

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

“Vücud-u fanisi Bursa’ya ve eser-i bâkisi diyar-ı İslam’a şeref veren &...

Tıkayıcı Taş

“Vücud-u fanisi Bursa’ya ve eser-i bâkisi diyar-ı İslam’a şeref veren &...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

“Vücud-u fanisi Bursa’ya ve eser-i bâkisi diyar-ı İslam’a şeref veren &...