Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 4

e
sv

Camdan Duvarlar

avatar

Asiye Bağcı Ersarı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

İnsanın kendine ördüğü kozadan bahsetmek istiyorum size. Diyeceksiniz ki ; “Biz kelebek ya da ipek böceği miyiz yahu?” Önce yaklaşın ve dinleyin lütfen. İnsan da etrafına duvarlar örer, sınırlar çizer. Fakat bir çoğumuz, bahsedeceğim kozayı ya da duvarları ördüğümüzün farkında dahi değiliz maalesef.

Dünyadan, olaylardan habersiz kalmamak gerekçesiyle cam ekranlardan ayıramıyoruz gözlerimizi. “Biraz haberdar olayım, azıcık da magazine bakayım… Aaa filanlar yine mi geziyor? Falanlar mobilyasını mı değiştirmiş ne? ” derken dakikalar, saatler, uzun uzun vakitler geçiriyoruz bu şekilde. Çoğumuz “haberdâr” olduğumuzu sanıyoruz, nelerden bîhaber kaldığımızın farkına varmadan…

Cam ekranların dünyayı avucumuzun içine sığdırdığı, elimizin altına getiriverdiği inkar edilemez. Ama aynı zamanda camdan duvarlar örüyor bu ekranlar etrafımıza.

Farkına bile varmadan uzaklaşıyoruz çevremizden. Ailemizden soyutlanıyoruz yavaşça ve farkına varmadan. Aynı odada, aynı ortamda bulunuyoruz fakat birlikte değiliz artık. Birimiz hayalini kurduğu o otomobilde, diğerimiz sıkı takip ettiği o markanın kıyafetlerini deniyor, kızımız hayranı olduğu şarkıcının konserinde, oğlumuz robotların istila ettiği şehrini kurtarmak için var gücüyle çalışan bir savaşçı… Biraradayız ama asla birlikte değiliz artık…

Buraya kadarki kısmı bizim dışarıyla bağımızı, bağlantımızı koparan bölümüydü. Olayın diğer bir boyutu ve bence daha da vahim olan tarafı; artık kendimizden de bîhaber hale geldik. Sanal dünyayla o kadar meşgul oluyoruz ki kendi iç dünyamıza dönmek, bunun için vakit ayırmak aklımıza dahi gelmiyor artık. Kendimizin, kendimize ihtiyacı olduğunu unutuyoruz. Aynaya bakmıyor, kendimizle göz göze gelmiyor, bugün nasıl olduğumuzu, neler hissettiğimizi düşünmüyor, sormuyoruz kendimize…

Sanki iki duvar, iki koza var öyleyse: Birisi dışımıza ördüğümüz, dış dünyayla bağımızı koparan… Diğeri de kendimize karşı, iç dünyamıza, manevî alemimize karşı ördüğümüz, bizi bizden uzaklaştıran, kendimize yabancılaştıran… Peki biz neredeyiz bu durumda? Kendimizi nerede tanımlar, yerimizi tam olarak nasıl izah edebiliriz şimdi? Bedenim evde, zihnim olmak istediğim âlemde, ya ben? Gerçek ben? Asıl ben?…Hani hiç sesine kulak kabartmadığım, varlığını dahi unutayazdığım ben?… Hani Rabbimin ilkten vârettiği, bana emanet ettiği ve vakti gelince yeniden emanetini isteyip hesap soracağı ben…

Çok uzaklara gitmemiştir bence. Sessizce bir kenara çekilsek azıcık, mahcupça ifade etsek onu uzun süredir ihmal ettiğimizi… Bir hâlini, hatrını sorsak, “nasılsın kendim?” desek…”Senin için ne yapabilirim, neye ihtiyacın var? ”  desek tekrar sesini duyabiliriz bence kendimizin, öz varlığımızın…

Öyleyse haydi, usulca bırakalım elimizden cam ekranları, kumandaları, klavyeleri. Sessizce kulak kesilelim sessizliğin sesine, içimizin biraz kırgın ve ürkek nefesine…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.