Cam Fanus İçinde

Ey güzel,

Var mıdır sen de gönül evi
İçeri gireyim de eğit beni
Çatısı da akar imi
Söyle dersen devam edem

Gitti ağaç dibine
Doldurdu meyve çekirdeğini
Suladı ruh yamacını
Devam dersen gidiverem

Canım ister bir masal
Anlat da keyiflenelim bir hâl
İçim ürperir gibi yaşattın
Ne de güzel tamamladın

Ben söylerim bir türkü
Bu ağaç yaşar köklü
Ardıma bakmadan gidem
İçim uslanmış bir köprü

Aradım beyhude
Sonunda buldum gümüş ile
Serpilmiş taneleri
Olmuş sonunda bir dağ ile

Cam fanusun içinde
Doldurmuş incileri
Dizersen gizem ipine
Çözersin yaşamın şifreleriyle

Şeffaf bir ekranın ardında parlayan yıldızları anımsatıyordu. Namı ötelerden duyulan cengâver biriydi. Sanki tüm dünya da ki kuş türleri bir araya gelmiş de sürüce cıvıldıyor gibi her gittiği mekana neşe saçardı. Var oluşun doğal gelişmeyişine inat bu denli berrak kalması şans mıydı yoksa kader miydi işte orası buhar tortusu. Bildiğim bir şey varsa o da yere sağlam basıp nefes alan kadim bir toprağın yankısıydı.

Herkesin benzer olduğu bu dünya da belki de ona eş köklü ağaçlardı. Serpilen dalları sıkı sıkı hayata tutunurdu. Günlük işlerin telaşından uzak başka bir hayalin ötesinde yansırdı. Dupduru diliyle fasülye merdiveninden çıkarıp hülyalara daldırırdı. Çocukların dünyasında oyuncu olurken, büyüklere yoldaş olurdu. Nerede dayanak noktasına ihtiyaç olsa hiç yüksünmeden omuz verir, insanların dertli göz yaşlarına pamuk olmayı bilirdi. Çoğu insanın rüyalarını süsleyen sevgi ve alakaya sahipti. Olmazların açamayacağı anahtarları bulur da işte o anahtarlardan birine dönüşürdü. Kocaman baba yüreğiyle hala dünkü çocuk kalbi kadar meraklıydı. Bir bahar esintisi gibi rüzgara meydan okuyan şanlı Yusuf Duru’ydu.

Kapı gibi sağlam, her gelmek isteyene eyvallah diyen kocaman yüreğine sevgi apartmanları inşa etmişti. Çoğu zaman evine fikre susayanlar konardı. Mis kokan tecrübeleriyle sular, bazen de konar göçen insanlara yelpazesinde ki tüm renkleri armağan ederdi. Gelene kucak açıp çiçek tarlasına götürür köklü bir ağacın altında bırakırdı. Muhakkak her gelen kendi heybesindekiler kadar azıklar toplar, çift dikişli sağlam anılar biriktirirdi. Zamana meydan okuyan hali ve tavrıyla her çağa iz bırakır, tüm bakışları üzerinde toplatırdı. Hangi yönünü anlatsam diğer yönü eksik kalırcasına sonsuz bir derya kitabıydı. İlgisi için bir ansiklopedi, bilmeyenler için tozlu raftan göz kırpan bir mecmuaydı.

Ey insan!
Ağlama dertli dertli
Yaşananlar birer ikişer geçici
Ömrün vefasına dek
Geçmez özürlerin harbi

Masallar anlatır etrafındakileri kâh kaf dağının ardına gönderir, kâh zümrüdüanka kuşuyla saliselerce devriâlem lezzeti tattırırdı. Anlattığı ormanlardan geçerdiniz, söylediği ağaçlara konardınız, parmak uçlarınızla seher yelini hissederdiniz. Gönlünüz de huzur, ruhunuz da dinginlik öylece bir derviş gibi dergah arar dururdunuz. O yolun en güzel halini sunan bir labirentti. Sunulan bir nimetin ferahlığı üstünüzde kalırdı. Miski amberin yaydığı koku gibi bitmez tükenmez enerjisiyle hep sapasağlam orada dururdu. Ne zaman girmek isterseniz sonuna kadar açılan bir kapının eşiğinde bulurdunuz kendinizi. Nasihat istersen o da bulunurdu. Muziplikle harmanlı mizacı her gönülle bir bağ kurardı. Çalışkan bir talebe edasıyla en iyi dinleyicilerdendi. Ee kolay değildi bir meddah olmak. Hem düşündürüp, hem güldürmek. Tebessüm ettirirken içeride bir yerler de ki damarını sızlatmak herkesin harcı değildi…

Mevsim geçişi gibi bir bilinmezlik vermezdi. Sırtını güvenle dayarcasına bir dağa evrilirdi. O yamaçtan paraşütte yapsan, kendini fırlatıp atsan da hep yumuşacık çiçek konağına düşerdin. Düştüğün yer tanıdık olunca düşmenin bile adabının sevimliliğini gösterirdi. Öyle ya bir kediyle hem dem olur da sevgi pınarından her gün aynı coşkuyla yüzülür müydü? Durmadan akan saniyelere inat dimdik elif olurdu. Sağı, solu, önü, ardı her yanı yaşanmışlık türküsü çığırırdı. Yazan kalemiyle destanları canlandırır, bir asırlık hikayeyi hortlatırdı. Ruhundan emilip gelen hecelerle nice bedenleri anlam arayışına sevk ederdi. Sahnenin tozuyla karışan renkleri hep canlı ve yumuşak geçişliydi. Sesiyle duyulmazları yakına taşır, duyguları seyahat ettirirdi. Değeri dirhemlerin üstünde bir üstad idi. Cam fanusun içinde saklanacak bir cevher mahiyetindeydi. Kanatlarının büyüklüğü arşa giden nadir bulunan insanlardandı. İnsan olmanın ötesini arayan benliğiyle hem bir yolcu olurdu hem de yolların erdemini kazanmayı hedefler de illa ki bir hazine bulurdu. Doldurdu ceplerini, serpiştirdi tohumlarını, daldırdı tüm hayallerini toprağa, sulanınca varın gidin bakalım ne ola!

Cam fanusun içine ,
Doldurmuş anahtarları

Atmaya kıyamadığı
Evlerin hatırasını

Her bir katta var yürek
Sana yağmurlar gerek

Serpilen dallarını
Onar ümit yaylarını

Geçtiğin topraklar
Ötede ağlar göcek

Yeşerdikçe bağları
Geçmiş evrilecek

Büyüyecek gelecek
Gittikçe iyileşecek

Tamlığın resmini
Duru kalb sahiplenecek

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Kuş Uçtu Kervan Göçtü

Ey güzel, Var mıdır sen de gönül evi İçeri gireyim de eğit beni Ça...

Ve Bir Kuş Daha Kanatlanır Adı Şehit Olan

Ey güzel, Var mıdır sen de gönül evi İçeri gireyim de eğit beni Ça...

Yûnus Emre Celâlli Olabilir Mi?

Ey güzel, Var mıdır sen de gönül evi İçeri gireyim de eğit beni Ça...