Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Büyük Balık Mı, Küçük Balık Mı?

avatar

Ahmet Şahan

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 1 dakika)

Efkarın efkarı harladığı günlerden bir gün atalarımız, “Büyük balık, küçük balığı yutar.”  Diyerek yine o hikmetli sözlerinden bir söz etmişler.

Peki ya siz?

Hangisi olmayı tercih ederdiniz?

Büyük balık mı?

Küçük balık mı?

Bu soruyu önce Çeyrek’e sordum ve şu cevabı aldım: “Büyük balık olup, küçük balığı yutmaktan; Yine küçük balık olup, büyük balığa yem olmaktan Allah’a sığınırım.” Bunu demesinin sebebi aslında sözün manasında gizli idi. Bakın bu söze nasıl bir açıklama düşmüş Türk Dil Kurumu “Güçlüler, güçsüzleri ezer. ”

Ezmek! Yani zulüm etmek! Oysa zulüm hem dinimizce, hem de töremizce katî surette reddedilmiştir. Hele de zulmün (bil hassa İslam coğrafyası olmak üzere) tüm dünyada kol gezdiği ve yine zulme toplu ağızlardan çokça lanet okunduğu şu günlerde, hangi akil insan ister ki ‘Büyük Balık’ olmayı. Bu hususta hepimizin zihninde merhum Mehmet Akif Ersoy’un “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem…” dizesi canlanmıştır muhakkak.

Ayrıca zulüm eşittir, fiziksel şiddet demekte değildir. Psikolojik veya sözlü, şiddetin her türlüsü aynı şekilde zulümdür. Öyle ki çoğu zaman psikolojik/sözlü şiddet, fiziksel şiddetten çok daha tahrip edicidir. Şiddetin türü olan bu davranışları sergileyen kişilerin de, dinimizde ki zulüm naslarına muhatap olduğunu iddia etmek pek tabîdir.

Peki ya ” Küçük balık ” neden değil?

O da şöyle ki; Tamam, biz ezen olamayacağız lakin ezilen/mazlum da olmayacağız. Er kişi o ki, her daim teyakkuz da, diri ve donanımlı olandır. Tarih nice küçüklerin, nice büyükleri sindirdiği örnekler ile dolu olduğunu  unutmamak gerekir.

Peki ya bize düşen nedir?

Öncelikle atalarımız büyük balık veya  küçük balık olmayı tercih etmediler, hele hele de dünyayı kendi akvaryumundan ibaret gören Japon balığı hiç olmadılar. Eğer ki bizler küçük balıkların, büyük balıklardan kaçarken ardına saklandığı erlerin evlatları isek, bizler büyükleri korkutan, küçükleri koruyan olma mecburiyetini üzerimizde hissetmek durumundayız. Zulüm her kimden, her nereden ve her ne şekilde baş gösterirse göstersin, her kime ve her nereye uygulanmak istenirse istensin, korkmadan ve yılmadan zulmün üstüne atılmak ile yükümlüyüz.

Madem ki inanıyoruz, öyle ise üstün olan bizleriz öyle değil mi?

 

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.