Bizden Kim Usanası

(Okunma Süresi: 2 dakika)

İnsanın gerçekten belli dönemleri var. Ham olduğu, piştiği, olgunlaştığı… Kişiyi ilk hamlıktan çıkaran aile eğitimi sonrası buna okul eğitimi ekleniyor. Bu eğitim de aslında tıpkı aile eğitimi gibi insanı insan yapan önemli değerleri bünyesinde barındırıyor. Oldukça da uzun bir dönem. Bize en çok şans tanıyan, insan olmamız için en çok zamanı veren dönem; okul eğitimi. En güzeli de dilediğin zaman son buluyor. İstersen ömrünün sonuna kadar oku. Kendi içinde bir sürü de dönemlere ayrılıyor. Anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, yüksek lisans, doktora…

Zaten kime sorsanız bu dönemlerden; en çok şey öğrendiği, en çok ders çıkardığı, hayatı ve insanları en çok tanıdığı dönem, üniversite dönemidir. Benim de öyle.

Daha fazla insan tanıdığım, öğrenmenin kıymetini daha çok bildiğim, dostluğun özüne indiğim, hakiki aşkın ne olduğunu öğrendiğim daha birçok şeyin kıymetini bildiğim yer benim için üniversite. Daha, daha, daha… Bunları say say bitiremem belki. Ben anaokulu bilmem. Biz direkt ilkokulla başlayan kesimiz. Siz bir sıfır yenik dersiniz, ben bir sıfır galip. Şimdi sorsanız yine anaokuluna gitmek istemezdim. Bazı şeylerin acemiliği de güzel çünkü. Anaokulunda belki kalemle yeni tanışan çocuk, ilkokulda o kalemle, daha güzel nasıl yazılacağını öğreniyor. Sonra çalışkan olmak ne demek onu öğreniyor ve ortaokulda artık azimle, hırsla tanışıyor. Yine ortaokulda müzik dersinde dinlediği bir türküyü, sadece kulağa hoş geldiği için severken lisede artık o türkünün yaşanmışlığını, içinde barındırdığı hüznü seviyor. Lisede belki de sadece adını duyduğu şairleri ve yazarları, üniversitede tam anlamıyla tanıyor. Onların hayatında yolculuğa çıkıyor, merak ediyor. Nihayetinde okuyan her insan şairin, yazarın hayatının bir yerinden muhakkak geçiyor. Ben de geçtim.

Yunus Emre’yle, Mevlana’yla, Hacı Bektaşi Veli’yle, Ahmed Fakih’le ve daha birçok isimle tanışmam da öyle oldu. Önceden yalnızca isimlerini ve bir-iki tane özlü sözünü bildiğim tasavvuf erbaplarının, üniversitede hocalarımdan ve kitaplardan birçok özelliğini öğrendim. Şiirlerini şerh ettim. Hepsi benim yaşamıma en güzel şekilde dokundu. Düşüncelerimi şekillendirdi. Bugün, keskin bir gözlem gücüne, derin bir hoşgörü ve sevgi anlayışına sahip olan Yunus Emre’nin hayatından geçelim isterim. Şair, düşüncelerini her dilin söyleyemeyeceği bir kolaylıkla söylemiş, gördüğü tüm varlıklarda aşkla Allah’ı aramış ve bu heyecanı şiirlerine yansıtmıştır.

Onun en çok konuşulan “Sevgiliye varamamak, O’na layık olamamak” endişesi, şiirlerini besleyen en önemli detaydır.

“Bâd-ı sabâya sorsunlar
Cânan illeri kandedür
Görenler haber versinler
Cânan illeri kandedür.”

Yukarıdaki beytinde de görüldüğü gibi Allah’a olan aşkını hiçbir zaman dile getirmekten geri durmayarak O’nu arayışını sürdürmüştür. Daha sonra Allah’ın yalnızca insanın kendi içinde olduğunu, “Nefsini bilen Rabbini bilir.” hadisini de bizlere hatırlatarak şiirlerinde her zaman dile getirmiştir:

“Canlar canını buldum
Ballar balını buldum
Bu canım yağma olsun
Kovanım yağma olsun.”

“Kişi önce kendini bilmelidir.” der Yunus Emre. Aynı zamanda insanlık, sevgi, aşk, güzellik, hoşgörü gibi kavramları da büyük bir içtenlikle topluma aktarmıştır. Ondaki iç derinliği beni en çok etkileyen şeylerden biridir. Aşkın; dağa düştüğünde kül ettiğini, gönülleri yol eylediğini, sultanları kul eylediğini biz Yunus’tan öğrendik. Ne diyordu: “Âşık olmayan âdem, benzer yemişsiz ağaca.” İllâ aşk, illâ aşk…

Aşkın yanında “illa edep” de dedi Yunus Emre. Nihayetinde edep aşkın katığıydı. “Edep ehli ilimden hâlî olmaz, edepsiz ilim okuyan âlim olmaz.” mısralarıyla öğrendim bunu. Edepsiz ilmin, ilim olmadığını, önce ilim, sonra edep olacağını… İrşadın yolunu şiirler ile bulan Yunus’tan çok şey öğrendik, öğretildi bizlere. Halâ da öğrenmemiz gereken onlarcası var. Çünkü “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası”… Sözleri Yunus Emre’ye ait olan ve severek dinlediğim ilahinin şu mısralarıyla bitirmek isterim:

“Milk-i bekâdan gelmişem fânî cihânı neylerem
Ben dost cemâlin görmüşem hûr ü cinânı neylerem

İbrâhim’em Cebrâil’e hiç ihtiyâcım kalmadı
Muhammed’im dosta gidem ben tercümânı neylerem
İsmâil’em Hak yoluna cânımı kurbân eylerem
Çünkü bu cân kurban olur ben koç kurbânı neylerem
Îsâ gibi yeri koyup gökleri seyrân eylerem
Mûsâ-yı dîdâr olmuşam ben “lenterânî” neylerem

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir