Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Biz En Çok Sizi Üzdük Efendim

avatar

Gökhan Kırcılı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

“Babacığım, sana emredilen neyse onu yap. İnşaAllah beni sabredenlerden bulacaksın, dedi”

Ey babacığım, iki gözümü de bağla. Can acısı ile yüzüne sert bakarak günahkâr olmaktan korkuyorum. Sen de gözlerimi gördüğünde, kesmeye kıyamazsın. Allah’a karşı suçlu durumuna düşersin- Ey babacığım, ellerimi de ayaklarımı da bağla, can acısıyla titrerken sana zahmet vermeyeyim. Üzerine kan sıçratmayayım.

Gülistan cemalinize hasret kaldık Efendim(a.s). Bastığınız toprağın sarhoşu olduk. Her doğan güneşten aldık haberinizi. Her batan güneşten.

Sayısız yıldız bıraktıysanız da her yıldızın ışığından Sizin hasretinizi de aldık Efendim… İsminizle güzelleşti cümlelerimiz. Sizi anarak kıymetlendirdik vaktimizi. Hayatımıza yön verdik hâlinizle. Bize sabrı öğrettiniz Efendim. “Allah sabredenlerle beraberdir” dediniz. En çok da Siz sabrettiniz. Bizimle aranıza Kevser Havuzunda hiçbir şey koymadınız. Hep bize dualar ettiniz. Bizi hep uyardınız. Dünyaya teşrifinizde de, hayatınızda da ve âhireti şenlendirdiğiniz vakitte de hep ümmetim dediniz. Hiç şüphemiz yok ki âhiret gününde de hep ümmetim diyeceksiniz. Rahmet peygamberi sıfatınızın yanında sabır peygamberisiniz de. En yakınlarınızın vefatlarına ve Size yapılan hadsiz işkencelere sabrettiniz. Sizi en çok üzenlere defalarca gitme sabrını gösterdiniz. Ve biz ümmetiniz olarak sabır etmeyi unuttuk Efendim…

Sizin günlerce hatta aylarca bin bir sıkıntıyla kat ettiğiniz yollarda biz beş dakika beklemeye sabredemiyoruz.

Sizden asırlar sonra gelecek olan ümmetiniz için göz yaşı dökerken biz vakti geçen bir namaza üzülemiyoruz bile. Bunca günah yüküne rağmen kalplerimize en ufak üzüntü gelmiyor. Hz Hasan(r.a) Siz secdedeyken O’nu rahatsız etmemek için secdeyi uzun tutmuştunuz da ashabınız Size bir şey olduğunu yada vahiy geldiğini sanmıştı. Bizler Yâ Rasulullah, kendi ciğer paremiz yavrularımızla yorgunluğu ya da televizyon belasındaki bir diziyi bahane gösterip ilgilenmekten geri duruyoruz. Çocuklarımıza dâhi sabredemiyoruz. Kendi kavminiz Sizi taşlamış ve mübarek vücudunuz kanlara bulanmıştı. O mübarek kanınız Taif topraklarına akmıştı. Hz Zeyd(r.a) vardı yanınızda O da yaralanmıştı. Bir bahçeye sığınmış ve bir üzüm kütüğüne yaslanmıştınız. Bu durum size o kadar ağır gelmişti ki Aişe(r.a) validemize “ Uhud’dan daha ağırdı” demiştiniz. Cebrail aleyhisselam gelmişti teselli için. Taif’i iki dağın arasında ezmek için emrinizi bekliyordu. Ama Siz sabrettiniz. “Bilmiyorlar” dediniz. Bize yapılan her kötülükte, her kötü sözde beddualar ederek cevap verdik Sizin bu hâlinize. Biz en çok Sizi üzdük Ya Rasulullah…(s.a.v)

Kavminiz Sizi her taşladığında, Size her eza çektirdiğinde onlar için mağfiret diliyordunuz. Onları ateşten korumak için İslâm’a davet ederken söylenen her kötü söze sabrediyordunuz. Namaz kılarken üzerinize atılan pisliklere dâhi sabır ettiniz. Bizler de Ya Rasulullah, başımız her sıkıştığında utanmadan, sıkılmadan Rabbimiz’e dualar ediyoruz. “Ya Rabbi o kuluna da şu belayı ver.”

Siz dünyaya babasız geldiniz. Yetimleri bu yüzden korudunuz. Onların hakkından sakının dediniz. Altı yaşınızda annenizi kaybettiniz. Yedi evladınızın altısını toprağa verdiniz. Dedenizi ve sizi hep koruyan amcanızı kaybettiniz. Hiçbir zaman sabrı bırakmadınız da bizler kaybolan televizyon kumandası için bile isyan edecek hale geldik.

Açlığın en ağırını yaşadınız ashabınızla. Günlerce hurmadan başka yiyecek bulamadınız, günlerce tencere kaynamadı hanenizde. Halbuki isteseydiniz Uhud’u altına çevirirdi Allah(c.c). Siz dünya için bir şey istemeye utandınız Ya Rasulullah. Biz ise âhiret için istemeye. Ebu Hureyre(r.a) açlıktan baygın düşmüş dışarı çıkmıştı hani. Hz Ebu Bekir(r.a) çıkmıştı karşısına. Bir ayet sormuştu. Maksadı evine davet edip bir şeyler ikram etmesiydi. Ama davet etmemişti. Sonra Hz Ömer(r.a) geldi O’na da bir şeyler sordu ama O da davet etmemişti. Sonra Siz çıktınız karşısına “ Ya Ebu Hureyre gel” demiştiniz. Bir çanak süt vardı sofrada. Suffadakileri çağırtmıştınız da Ebu Hureyre bir an üzülmüştü. Kimseye yetmez diye düşünerek. Ama sofradaki herkes içtiği halde bitmemişti süt ve Ebu Hureyre ile Siz de kana kana içmiştiniz. Bir tas sütü bile paylaşmıştınız Efendim. Aç olmanıza rağmen. Gerçi Siz hiç tam doymamıştınız, değil mi? Hani bizler üç çeşitten az olan sofralarımıza burun kıvırıyoruz ya. Hani biz aman eksilmesin diye komşularımıza ikram etmiyoruz ya.. Biz en çok Siz’i üzdük Efendim. Sabredemedik.

Can pareniz evladınız Abdullah’ı toprağa verdiğinizde dâhi Sizinle alay ettiler Efendim. Ebter dediler de Siz yine sabrettiniz. Onlara cevabı ise Yüce Allah Kevser suresi ile vermişti. Evladınızın acısını dâhi yaşamınıza müsaade etmeyen bir topluluğa bile sabrettiniz Efendim. Mekke’de yıllarca süren işkencelerden sonra demiştiniz ki;
“Andolsun hiç kimse aynı nedenle korkutulmazken ben ALLAH yolunda olduğum için korkutuldum. Hiç kimse aynı nedenden ötürü eziyet görmezken, ben ALLAH uğrunda eziyete uğradım. Üzerimden öyle bir otuz gün ve gece geçti ki, benim de Bilal’in de canlı bir kimsenin yiyebileceği-Bilal’in koltuk altında gizleyebildiği az bir şeyden başka-hiçbir şey yoktu.”

Ama siz sabrettiniz Efendim. Sizi Mekke’den hicret etme mecburiyetinde bıraktılar da beddua etmediniz. Bizler sizi de Hz İsmail’in sabrını da unuttuk Efendim. Hani demişti ya;

“Babacığım, sana emredilen neyse onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın, dedi”

Ey babacığım, iki gözümü de bağla. Can acısı ile yüzüne sert bakarak günahkâr olmaktan korkuyorum. Sen de gözlerimi gördüğünde, kesmeye kıyamazsın. Allah’a karşı suçlu durumuna düşersin- Ey babacığım, ellerimi de ayaklarımı da bağla, can acısıyla titrerken sana zahmet vermeyeyim. Üzerine kan sıçratmayayım.

Allahümme Salli Âla Seyyidina Muahammed

Şubat 1984 Mersin doğumlu. ÇEKO mezunu, Ankara'da yaşıyor. Lise yıllarında şiir ve deneme yazmaya başladı. O dönemler sosyalist kimliğiyle yazdığı yazılara şimdilerde dervişane bir tarzda devam ediyor. Zeyd Sâki'nin babası.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.