Biri Çalışmak mı Dedi?

Hiç unutamam rahmetli dedem rahatsızlığı nedeni ile 2007 yılında memleketimizden İstanbul’a tedavi amaçlı gelmişti.

Babam adeta bir bebek gibi, bakardı dedeme, yemeğini verir, çaylar içilirdi.

Babam hususi olarak işyerini erken kapatır dedem ile sohbet etmek için eve gelirdi. Bu olay beni çok etkilerdi her defasında.

Rahmetli dedem iyileşir iyileşmez köyüne dönmeyi arzu ederdi, döndüğü gün vakit kaybetmez tarlaya gider çalışırdı. Onun için çalışmak hayatın ta kendisiydi. Hatta vefatından bir gün önce dahi rahatsızlığı tekrarladığı halde sabah uyanır uyanmaz o çok sevdiği tarlasına çalışmaya gitmişti.

Dedeciğim son nefesine kadar çalışıp üretmişti, bizlere ise unutamayacağımız bir ders bırakarak bu dünyadan ayrıldı.

Şimdilerde babam ise emekli olduğu halde sabah 05.30 06.00 gibi uyanır, dükkanını açmak üzere yola koyulur, hafta sonu dahi aklı işinde, çalışmakta kalır ve Rabbim ruhumu ben çalışırken alsın diye de hususi duası var idi.

Rabbim uzun, sağlıklı bir ömür nasip etsin babacığıma.

Bu dua beni çok etkilemişti. Aslında kendi aile hayatımdan verdiğim bu örnekler ile bir hayat nasıl inşa edilir görüyordum. Bir ömür nasıl geçiyor, nasıl tükeniyor, insan olarak niye varız birer birer anlıyordum, onların ömrü kısaldıkça benim düşüncelerim oluşuyordu.

İstanbul’umuzun şerefini artıran Eyüp El Ensari (Halid Bin Zeyd) hazretleri ise 90’lı yaşlarında olmasına rağmen o sonu olmayan bir sevgi le bağlandıkları Resulullah (s.a.v) efendimizin İstanbul ile ilgili söylediği müjdeye kavuşabilme arzusu ile o hasta hali ile Peygamber diyarından kalkıp Bizans önlerine geldiğinde -aslında bu hatırayı ilk duyduğumda bir yaşam inşası olarak çalışmak ne demektir? O an için çok iyi anlamıştım- bir yaşam inşa etmenin yanı sıra bir medeniyet ve kişilik inşa ediyor ve gönüllere nakşediyordu.

Çalışmanın sevgi ile yoğrulmuş tarifini aslında sessizce bizlere asırlar öncesinden fısıldıyordu.

Bir Müslüman için son nefes nasıl verilir, bir ömür nasıl tüketilir, kaliteli insan nasıl olunur bunu tatbik ediyordu hayatı ile Eyüp Sultan hazretleri.

Ruhu şad olsun Ulu padişahlarımızdan Kanuni Sultan Süleyman 71 yaşında ve çok ağrılı geçen hastalığının zuhur ettiği, acılarının dayanılmaz bir hal aldığı 1566 yılında yani 71 yaşında Cihan’a İla-i Kelimetullah‘ı, Yüce Rabbimizin adını Cihan’a yayabilme sevgisi ile dolu olduğu bir ilkbahar sabahı Zigetvar seferine iştirak etme kararı almıştır.

Devlet adamlarının ve çok sevdiği kızı Mihrimah Sultan’ın ‘’Hünkarım bu sefer sağlığınız için çok tehlikeli.’’ Nidalarına aldırış etmeden bir ömrü tükettiği o yüce sevdasına doğru yol alır ve sefer kararı Divan-ı Hümayundan çıkar.

Çünkü sevmenin, insanın sevdalısı olduğu bir hedefe doğru düzgün yol alabilmesi için çalışması gerektiğini Ulu Hakan Sultan Süleyman çok iyi biliyordu.

Aylar süren zorlu bir yolculuk ardından zigetvar kalesi kuşatılır, çok çetin arazi şartlarına sahip olan bu kaleyi almak hiç kolay olmamıştır, hatta bir ara kuşatmada umutsuzluğa düşülmüş ve bu durum Sultan Süleyman’a arz edilir.

Çadırında inanılmaz ağrılar çeken Sultan Süleyman tekrardan sevdasını hatırlar, Yüce Rabbimizin ismini varabileceği en uzak noktaya dikme hayali, azmi olan Sultan Süleyman son bir kez toparlanır ve askerlerine son bir seslenişte bulunur, adeta o gün asker yeniden doğar, o gün güneş daha bir güzel görünür, rüzgâr daha bir serin eser, umutlar, hayaller daha da netleşir.

Hünkarlarının çalışkanlığı, dinine ve sevdasına olan bu bağlılığı askeri coşturur ve Zigetvar kalesi düştüğünde Sultan Süleyman’da ruhunu Rabb’ine teslim eder.

Çalışmak mı dediniz?

İşte dostlar çalışmak tam da böyle bir şey vesselam.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Hiç unutamam rahmetli dedem rahatsızlığı nedeni ile 2007 yılında memleketimizden İstanbul&rsq...

Boşluk

Hiç unutamam rahmetli dedem rahatsızlığı nedeni ile 2007 yılında memleketimizden İstanbul&rsq...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Hiç unutamam rahmetli dedem rahatsızlığı nedeni ile 2007 yılında memleketimizden İstanbul&rsq...