Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Bir Rüya Masalı

avatar

Gülden Bayraktar

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Korkuyorum anne… Sanki çıkmaz bir sokakta sıkışıp kalakaldım. Bir yanımda tel örgüler bir diğer yanımda onları örenler… Ne yana dönsem kaçamıyorum anne.. Önümde engeller var, önümde tel örgüler… Zihnimde doludizgin atlar koşturuyor. Birinin sırtına atlayıp masal diyarlarına gitmek istiyorum. Sahi masal diyarları diye bir yer var mı anne? Yoksa sadece çocukları avutmak için mi uyduruldular ? Bir varmış, bir yokmuş diye başlayan hiçbir masalda kötüler kazanmazdı hani..

Anne lütfen tut ellerimi; beni çocukluğuma götür o zaman. Büyümek gerçek olmaksa, istemiyorum büyumeyi. Sahi neredesin sen anne? Sen de sarılmıyorsun artık bana. Anne duyuyor musun beni? Bak burdayım işte. Tel örgülerin ardında. Hani bir gün seninle çok dik bir yokuştan aşağı iniyorduk. Kolunu omzuma atmıştın. Anne-kız olmuştuk hani… Anne tel örgüler niye örülür? Sen saçlarımı örerdin okula giderken. öyle dümdüz örerdin. Beyaz yakalar takardık o zaman… Kara kuru bir kızdım. Yüzüme tezat düşen bir yakaydı bu, gülerdim aynada kendime; çocukça belki de anlamsız. Şimdi nerden geldi bunlar aklıma? masal diyarları büyüyünce hayal diyarları oluyormuş. Hayallerim oldu büyüdüm ama burda hep tel örgüler kazanıyor. Koşuyorum.. nefes nefese kalıyorum sonra. Zihnim bulanıklasıyor koşarken, yol boyu karşılaştığım insanlara soruyorum. Bu tel örgüler de neyin nesi diye? Şaşkın bir ifadeyle bakıyorlar yüzüme, “bilmiyor musun” diye soruyor küçük bir çocuk. Yüzümü buruşturup ağız ucuyla “yok” diyorum. Bir bilge edasıyla cevap veriyor bana:

-Sen hiç kafes gördün mü?
-Evet
-Bu da bizim kafesimiz işte

-Ama kafesler kuşlar için olur

-Sen de göklere uçmak istemiyor musun?

-Evet

-O zaman sen de kuşsun…

Susuyorum bu bilge çocuğun karşısında.

Kuş, kafes, tel örgüler, zihnim, atlar hepsi birbirine karışıyor…

Omzumda bir el hissediyorum. Uzun ince parmaklarıyla omzuma dokunan bir seyyah.

Biraz derviş, biraz meczup…

“Sana uçmayı öğreteyim mi?” diyor. Göz göze değiyoruz. Elinde sihirli bir ok.. Oku göğsümün üstüne saplıyor. Kendimden geçiyorum. Gözümü açtığımda gökyüzündeyim. Biraz rüya, biraz gerçek. Bu hali tarife aciz kalıyorum ama bildiğim bir şey var; korkmuyorum. Yükseldikçe ayaklarım yerden kesiliyor. Tel örgüleri aşıyorum. İstiklal şiirleri okuyan çocukların ülkesinden geçiyorum. Tel örgüler yok orada, kafesler yok. Elim seyyahın elinde, sımsıkı tutuyorum. Avuçlarımın içine kınalar yakılıyor. Beyaz bir örtü atıyorlar saçlarıma anne, seninle yokuş aşağı indiğimiz o günü hatırlıyorum. Gözümden iki damla yaş süzülüyor. Sen siliyorsun yaşlarımı. Sarılıyorum sana anne; sarılamadığım tüm çocuk yanlarımla… Kokun cennet kokusu, rüyâ alemindeyim sanki. Seyyaha dönüyorum, gülümsüyoruz. İman ettiriyor bu gülüş; kaf dağının ardındaki tüm masallara. Uyanmak istemiyorum anne, uçmak istiyorum gökyüzüne. Yasakların, tuzakların olmadığı bu âlemde; derviş hırkalı bu seyyahın dizinin dibinde devam etmek istiyorum seyri âlemime. Yoruldum tel örgülerden, yoruldum kafeslerden… Bırak beni masal olayım anne.

Bırak…

1986 Samsunlu doğumlu, Ebrar ve Ertuğrul isimli iki emanetin emanetçisiyim. Eğitime açıköğretimden devam eden, fiili okuma yazma gayreti olan okur-yazarım. Genç nesillere faydalı olmak adına gençlik kulüplerinde eğitim görevine devam etmekteyim. Yazma hikayem okumakla başladı. Tasavvuf ve aşka dair okumalar rehberim oldu. Temennim bir ömrü kalbimin rehberi eşliğinde yazarak ve yaşayarak geçirmektir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.