Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Bir Özlemin İzdüşümü

avatar

Korhan Kandemir

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Bizim hiç görmediğimiz, seslerini dahi işitmediğimiz üstatlarımız vardı. Çıra ışığında, benzi sararmış varaklara hikmeti, edebi, aşkı, adeta ilmek ilmek işleyen üstadlarımız… İçlerini aralıklı yazıyla dökerlerdi kâğıda. Kıvrım kıvrım dökülürdü kamışlarının ucundan gönlümüze. Tüm sırlarını kağıdın iki yüzlülüğüne, kalemin eğri dilliliğine, mürekkebin kara yüzlülüğüne bakmaksızın aktaran ve sonra bununla dertlenen üstatlarımız… Gül yaprağı gibi nermin kalplerinden çağlayan çığlıklarını, gül dikeni kadar keskin sözlere tebdil eden ve bunları güzel sözlerle terennüm eden üstatlarımız… Münacaatlarla, manilerle, türkülerle, gazellerle, mesnevilerle, naatlarla terennüm eden; işçilikleriyle, mimarisiyle, nakışlarıyla, hatlarıyla, tezhipleriyle, minyatürleriyle söze dönüştüren üstadlarımız…

Gül yaprağı gibi nermin kalplerinden çağlayan çığlıklarını, gül dikeni kadar keskin sözlere tebdil eden ve bunları güzel sözlerle terennüm eden üstatlarımız…Münacaatlarla, manilerle, türkülerle, gazellerle, mesnevilerle, naatlarla terennüm eden; işçilikleriyle, mimarisiyle, nakışlarıyla, hatlarıyla, tezhipleriyle, minyatürleriyle söze dönüştüren üstatlarımız… Gülden terazi kuran, gül alıp gül satan, endâzeleri gül olan ve gül koklandığında salavat getirmeyi öğreten üstatlarımız vardı! Onlar gönül tarlalarına muhabbetten gayrısını ekmemişlerdi. Bu vesileyle de çok sevildiler, unutulmadılar.

 

Zarâfetleri, talâvetleri, letâfetleri, halâvetleri her işlerine sirayet etmişti.  Bugün bizim yaşadığımız hengâmede, bir asude zaman bulup şöyle kafa dinlemek için, istirahat ederken elimize alıp kurcaladığımız, okuduğumuz avuntu değildi onların yaptıkları. Bizzat o âsudeliğin içinde yaşıyorlardı çünkü. Elbette onların da biz gibi telaşları, gam dolu demleri oluyordu lakin bir özge temaşâ gerekiyordu! Onlarda da bu ziyadesiyle vardı. Bir Hersekli Ârif Hikmet vardı meselâ;

Değildir âlem-i âsûdegî hengâme-i âlem

Cihânda her kesi bir gûne derde mübtelâ buldum

“Bu dünya huzur, sakinlik değil bilakis kargaşa, gürültü âlemidir. Şöyle bir bakın, derde mübtela olmayan mı var?” diyerek teselli ederdi kendini ve haliyle bizleri.

 

 

Ham olduklarını ikrar edecek kadar gözü pek, piştiğini ve yandığını göstererek birer numune-i imtisâl  olan pirlerimiz vardı. Kapıları herkese açık olan, “Hangi çamura düşmüş olursan ol, ne kadar kirli olursan ol gel, gel de bu kapıda temizlen” diyen pirlerimiz… O kapılar yüz kez tövbesini bozanların da kapısıydı çünkü!

Güle gûş ettiremez yok yere bülbül inler/Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler” beyti o günlerde yazılmıştı doğru! Ama şimdilerde bize daha çok yakışıyor sanki. Varak-ı mihr ü vefâyı okuyan da dinleyen de yok denecek kadar az… Dostluk ve vefâdan söz açsak kulak asan olmaz. Vefâ ayinini leylâ çobanından öğrenemeyecek kadar vefasızlaştık çünkü.

Hani anlatılır; Mecnûn, Leylâsını görmek için yanıp tutuşurken Leylâ’nın köyünün bir çobanı çıka gelir elinde bir koyun postuyla. Mecnuna verir ve şöyle der; “Al bu postu giy sırtına ve benim sürünün arasına karış. Leyla’nın mahallesinden geçeceğim, Ola ki nasib olur da bir dem görürsün yârini…”  Sonraları şâir Hayâli Bey bunu şöyle terennüm etmiş;

 

Edip der post Mecnûn’u geçirmiş dost yanından

Vefâ âyînini öğren gönül Leylî çobanından

 

Böyle bir vefâ timsaline nasıl da nâdân kalmış durumdayız. Yitire yitire artık aramızda sadece kelâm olsun kâbilinden sadece bir “selâm” kaldı galiba. O da sadece sözde… Şair Nâbî öyle  diyordu:

Rüsûmlûtf u kerem halk içinde mensîdir

Fakat alıp verilir bir selâm kalmışdır  derken; insana ait lütuf ve kerem gibi yüksek ahlâkî değerlerin birer birer yittiğini ve aramızda sadece selâmın kaldığını söylüyor. Ve biz onu da laf olsun diye kullanır olduk sanki! “Bazı insanlar vardır ki selâm verirler ve selâmlarından bir is kokusu gelir. Bazıları da vardır ki selâm verirler ve onların selâmından misk kokusu gelir.” buyurur Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretleri. Tabi hakiki manasını ehli bilir…

Bozulmuş bezm-i yârân çâşnî-i mey değişmiştir

Tarabgâhcihânda nağme-i hey hey değişmiştir

Hulâsa bence şimdi kıble-i kalbim Muhammedle

Hüdâ-yı lem yezelden ma’adâ her şey değişmiştir

 

Şairimiz Ayaşlı Şâkir, dünyanın tadının kalmadığını, eski sohbetin, eski lezzetin, samimi ülfetin artık pek bulunmadığını ifadeye koyuyorken, fakat diyor değişmeyenler de var; Allah ve Resulü değişmedi…Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resulullâh. Nasıl bir tefekkür meselesidir bu. Şair muhayyilesi bu fakiri hep şaşırtmış ve yazmaya teşvik etmiştir.

 

Özlüyorum… Tüm bu incelikleri, zariflikleri, hiç tanımasam da, hiç görmesem de, seslerini işitmesem de bu güzellikleri huzur denen heybelerinde taşıyan, o evvel giden ahbâbı özlüyorum. İnsanın güzel bir dostu özlemesi gibi özlüyorum.

Biz hep eski zamanlara hasret duyarak yeniye yol alıyoruz. Yeniye vasıl oldukça, eskiden uzaklaştığımızın vehmine kapılıyoruz ama içimizde hep eskiye dair bir fırtına kopuyor. Yenilendikçe eski daha da kıymetli oluyor. Bazı eskiler var ve çok şükür hiç eskimiyorlar!

 

Yanlış olan bir şeyler var şimdilerde… Bir şeyleri kaybettik, yitirdik. Üstelik beyaz atlara binip gidenleri de görmedik ve en acısı neyi kaybettiğimizi bilmiyoruz.

Bunu bilemeyince neyi arayacağımızın, nerede arayacağımızın farkında olamıyoruz. Ne kendimize açıklayabiliyor ne de ihtiyaç duyuyoruz. Allah rahmet eylesin merhum şair Cahit Zarifoğlu öyle diyordu ya;

Neden diye sormayın hemen. Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz. Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı. Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz…” Ne güzel bir ifade. Ne hoş  bir dert. Buradan yola çıkılarak bile başımızı iki elimizin arasına alıp “Ne arıyoruz? Neyi bulmak istiyoruz? Bizi ne mutlu eder? Ya da bizi mutsuz eden ne? diye muhtelif  sorular sorabiliriz kendimize. İyi olan da; cevap verirken, üç yanlışın bir doğruyu götürmüyor olması…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.