Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Bir İmtihan ve Nimet Olarak Yalnızlık

avatar

Elif Sönmezışık

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Bambaşka bir Ramazan serüveni bu. Bazı güzelliklerden mahrumuz. Kalabalık sofralar, teravihte yer kapma telaşı, türbe ziyaretleri, toplu âmin hareketi gibi hasletlerle aramıza sosyal mesafe girdi. Ama bu azalışın getirdikleri de az değil.

Döküleni telafi edercesine kalbî yenilenmeye, tefekküre, arınmaya imkân veren Ramazan günleri yaşıyoruz.

Kimilerimiz kendine yetebiliyor, yalnız ya da tenhaysa da ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Kendine yetebilme bahsinde akla ilk düşenler, yaşlılar, engelliler, ağır hastalar oluyor. Onlar için bu yalnızlık ve tenha hâlleri daha bir zorlayıcı, daha zahmetli. Ramazan’ın neş’esinden ve neşvesinden mahrum olanlar da var.

Ki hep var mahrumiyet yaşayanlar. Hakk’ın günleri taksim ederken bazı günleri diğerlerinden daha hayırlı, daha bereketli ve daha mübarek eylemesi biraz da bu mahrumları rahmetine vesile eylemek için… Az olanı çokla muhatap etmek için…

Rahmeti ve bereketi çok olan bu günlerde birer tezat unsuru olarak gözümüze gönlümüze ilişenler, ümit burkan ya da sevindirenler oldu.

Kâbe hâlâ boştu. Aslında bu manzara, ona eşlik eden “görüldüğünden habersiz bir ziyaretçi”yle daha da eşsizdi. Kendimize yetelim yetmeyelim, mahrum olan bütün dünyaydı; muhatap alınan ise orayı temizleme şerefine erişen bir göçmendi. Bir sırrın ifşasıymış gibi kalbe hücum ederken keder imrenmeye, yalnızlık tenhalığa dönüştü.

Pidecilerin sokak ziyaretleri başladı. Burada yalnızca bir temsilden ibaret pideci. Elbet Ramazan’ın vazgeçilmezi, sofranın başköşesinin sahibi olmasından dolayı makul bir temsil. Zira bir sitede, son derece güvenlikli bir semtte yaşamıyorsanız, bugünlerde sokaklar satıcıdan geçilmiyor. Günde üç beş kere geçen pideciler, karantina günlerine iyi geliyor. Kardan yarılanmış ahşap pencerelerin ardından yanınızdaymış gibi yükselen “Bozaaa!!” nidalarını hatırlatıyor, içinizi ısıtıyor, kalabalığı hatırlatıyor.

Bir ucundan koparılmış ekmek/pide özlemi başgösterdi. Çocuktuk o zamanlar. Pideci kuyruğunda açılan oruçlara eşlik ederdi bu manzara. En sıcağını almak için bitmek bilmeyen bekleyiş, ezanla sona ermiş gibi olurdu. Sofranın karşısında tok hissettiren o bir lokmanın hatırı var şimdi.

Ne çok kitap birikmiş! Belki he hakları hiç teslim edilmeyecekti. Alınan ve okumaya fırsat bulunamayan onca eser… Daha yakına çekilmiş, ertelenmiş sayfalar gündeme gelmiş. Ramazan uhreviyata meylettirirken gündemle dirilen dünyevi hayat. Doluyu boşa, boşu doluya aktaran bir denge unsuru. Üstelik hangisi lazım hangisi değil; hangisi kıymetli hangisi beyhude belirleyişi için bulunmaz bir imkân.

Raflarda bomboş tabaklar var şimdi. Evden uzak olup yakına gelsin istedikleriniz, sevdikleriniz, sofranızda olsun diye ümit ettikleriniz, çat kapı gelebilse dedikleriniz için köşede durmuş bekliyor. Gün sayıyor. O günler biter ya da bitmez, fakat bir umut gözlüyor.

Herkes kendi heybesindekilerle baş başa artık. Bir evi, bir sokağı, bir kelimeyi ya da bir hayatı bekliyoruz bir yerlerde. Bazılarımız bir hastane odasında, bazılarımız maskeyle işe güce koşulmuş. Gidenleri uğurlayanlar var, geleceği bekleyenler var.

Planlar, imkânlar, muhasebeler, muhakemeler değişti. Zoru aşmak, aşarken omurgayı sağlam tutmak, tutarken gidişe hazır olmak gayesi ön cepheye yerleşti.

Cephe demişken sahi; bu sınırından habersiz olduğumuz âlemde, var oluşu sonra da yok oluşu benimsemek de bir savaş gibiydi. Bu cenderede çoğalanın eksilene, dolunun boşa, olanın olmayana telafisiydi Ramazan.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.