Bir İman Meselesi

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Kim ki kuran bilmedi sanki dünyaya gelmedi” demiş Yunus Emre. Bu söz altında ezilecek iman ve Kuran var mı kuru gönlümde bir yokladım, yokladım da sarsıldım…

Ölçtüm, tarttım biçtim de yayan kaldım vallahi…

Peki, gölümdeki iman

“Vallahi Mescidi Münevvere’nin anahtarını bir İngiliz’e asla bırakmam” diyen  Çöl Kaplanı Fahrettin paşa ve aslan askerleri ile aynı iman mı gerçekten? Tam 2 yıl 8 ay Efendimizin Kabrini hiçbir kuşatmaya, çatışmaya, hastalığa, yaralanmaya boyun eğmeden, Efendimiz ve Ashabı gibi kaç ay Cihatta karınlarına taş bağlayarak direnmiş imanlı, şuurlu kutlu Komutan ve askerlerden bahsediyorum. İstanbul dahi düşmüşken, hükümet dahil herkes teslim edin derken , “Abdestsiz kâfirin ayağına bu mübarek toprağa bastırmam, askerlerim ve ben ateşten ve kandan dokunmuş bir kefen ile gömülmedikçe Efendimizin Kabri Al Sancaktan alınamayacaktır” diyen ve kaç ay çekirge ile beslenerek direnen devletli komutan ve askerleri ile aynı şuur mu gerçekten?

Peki ya Çin Tabutluk zindanlarında Çin işkencelerinin gün görmemişleri üzerinde denenmiş, her gün bir küçük parça mısır ekmeği ile güneş yüzü görmeden 21 yıl direnen. “bir gün oruç tutup bir gün yemeseydim asla hayatta kalamazdım, 21 yıl boyunca geceleri kuran okudum” diyen. Vücudun da sağlam hiçbir organının kalmamasına rağmen davası için, içindeki iman ile dayanan, S. Çobanoğlu’num dediği gibi “Toprak gibi Müslüman, Ateş gibi Türk.” Hapisten çıktığında Çin hükümetinin üst düzey yöneticilik tekliflerine İslamını ve davasını satmayan, Özgür Uygur Ümmeti için 90 yaşına rağmen dünyayı ayağa kaldıran, ABD, Suudi Arabistan ve Türkiye Çin konsoloslukları önünde eylemler yapan hatta kendini zincirleyen Barat Hacı ile İslam davam bir mi? Zira 94 yıl İslam ve dava için harcadığı ömrünün Kutsal Topraklarda, kutlu mekânda kutlu bir şekilde sonlanması elbette tesadüfi değildir. “Nasıl yaşarsanız öyle ölür ve nasıl ölürseniz öyle haşir olursunuz.”

Peki, Kosova da İslam’ın namusunu Sırptan kurtarmak için büyük bir direniş başlatan, çatışmalar çoğalınca askerlerinin telsizden “komutanım yardıma gelelim” çağrısına tüm sülalesinin öldürüleceğini bile bile “olduğunuz yerde durun! Ben son kurşuna kadar savaşacağım. Siz Çoğalın ve savaşın” deyip, askerin ısrarları üzerine “Korkmayın bugün Adem’in öldüğü gün değildir; ölüm anlıktır. Bu Adem’in yaşamaya başladığı andır!” diyerek, ailesinden kimsenin sağ kalmayacağını bilerek siper eden, 72 saat ağır bombardımana direnen, 50 kişilik sülalesinden herkesin ölümünü gören yine de durmayan yiğit kahraman Adem Yaşari ile aynı mı gerçekten İslam’a bakış açımız? Öyle ki ölümünden ancak 24 saat sonra Sırp askerleri evine girmeye cesaret etmişlerdir ama cesedine dokunmaya cesaret edememişlerdir. Öyle bir cihat timsali ki ölüsü bile düşmanı korkutmuş.

Kabul onlar az bulunan kahraman insanlardı.

Peki ya;

Ramazan günü bir parça ekmek ile aç aç tuttuğu orucunu hınzır eti ile zorla bozmalarına direnen Uygur genci ile benim orucum bir mi gerçekten?

Afrika’nın bilmem hangi sömürülmüş toprağında kâğıt ve kalem bulamadıkları için tahta tabletler ile bulabildikleri ancak birkaç kaynaktan canla başla öğrendikleri Kuran ve ilim ile benim okuduğum Kuran bir mi sahiden?

Rusya’nın en uç köşesine sürülmüş Kırgız türkü bir yavrunun sabah namazına kalkıp bilinmesin diye mum bile yakmadan, eksi (-) bilmem kaç derece soğukta aldığı abdest ve karanlıkta kıldığı sabah namaz ile benim nazlanarak kalktığım sabah namazım bir mi gerçekten!

Namaz kılacak bir Mescit bulamadıkları için kamışlardan Cami yapan Habeşistanlı yoksul ümmetin Mescit aşkı ile benim onlarcası çevremde olan Ulu Mabetlere gitmeye dahi üşenmem aynı Mescit aşkı mı gerçekten?

Bir kez olsun Kâbe’yi görebilmek için Üç çocuğu ve yaşlı annesini alıp, derme çatma bir yer bulursak kalırız yoksa Allah’ın Haremi diye güvenip gelen hacı ile benim otelindeki aşçısından yıldız sayısına kadar düşünerek gittiğim Hac/ Umre ibadetim bir mi gerçekten!

Ya kaç yıldır abluka altında olan Kudüs’te her vakit kaç kilometre yolu arşınlayıp namazlarını Mescidi Aksa da kılan sorulduğunda “ Aksa’yı onların eline bırakmayacağız” diyen 90’lık nine ile aynı mı secdem?

Ya Yunanistan’ın dağ köyüne sürülmüş, ellerinden kuranları alınmış, her vakit camileri baskın yemiş, ezanları susturulmuş, oruçları zorlanmış bayramları yasaklanmış bir batı Trakya evladının bayram arifesi ile hiçbir zorluk görmeden vardığım bayramlar bir mi gerçekten?

Soruyorum sana ey nefsim, ey zalim nefsim, hak mi gerçekten?

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Hakkında yorum “Bir İman Meselesi”