Bir Hadis İnkarcısına Hasbelkader Cevabımdır

Bir mecliste idik geçtiğimiz akşam. Dost meclisi olarak gittiğimiz yerde daha önce hiç tanımadığımız, kendileri ile teşriki mesaimizin olmadığı birkaç kişi daha vardı. Tanıştırdılar. İsimlerinin önünde titrleri olan kimisi doçent, kimisi doktor, meslek sahibi insanlardı. Doktor dediğime bakmayın, tıpla uzaktan yakından alakaları yok. Çalıştıkları sahanın doktoru. Ben dinlemeyi severim. Konuşan bir arkadaş vardı onu da tanımıyordum. Sohbet ediyordu ve diğerleri de onu pervasız, rahat ve lakaydi bir vaziyette dinliyorlardı.

Sohbet eden arkadaşın önünde Kur’an-ı Kerim açık ve oradan okuduğu ayetleri kendince yorumluyor ve açıklamalarını yapıyordu. Kendince diyorum bu ifadeye lütfen dikkat ediniz çünkü neden böyle söylediğimi ilerleyen satırlarda daha iyi anlayacaksınız.

Biz Cenabı Hakk azze ve celle’ye ait bir ayeti okuyacağımız zaman saygı ve ihtiram içeren kelimelerle başlarız. Meal bile söyleyeceksek ya da herhangi bir ayetin kul üzerindeki ikazından bahsedeceksek en azından “Esteğizubillah” diye Rabbimize sığınıp, benlikten, şeytandan, nefisten kaçar ve söylenen sözün bize ait olmadığını, bizimde o sözden terbiye edilmek üzere zikredildiğini, almamız gereken ibreti sonuna kadar almak zorunda olduğumuzu ve arkasında durmamız gereken kulluğun, acziyetin, adamlığın ancak böyle gösterilebileceğini biliriz, uyarız, uygularız.

Arkadaş öyle lakaydi ve bî edep bir vaziyette konuşma yapıyordu ki gerçekten dayanamadım. Nihayet konu ile ilgili hadisi şerifler zikredilmeye başlandı. Tıpkı ayetlerin zikrinde olduğu gibi biz Peygamberimiz efendimiz aleyhisselama ait bir sözü, bir fiili, bir hatırlatmayı dillendirecek, zikredecek olduğumuz zaman yine saygı ve ihtiram cümleleri ile başlarız. Aleyhisselam, aleyhisselatü vesselam, sallallahü aleyhi ve sellem gibi ona salat ve selam getirerek, ona olan muhabbetimizi, saygımızı, sevgimizi dillendirerek başlarız.

Yine bu arkadaş ve bu arkadaşın grubu sanki asker arkadaşlarından, sanki mahalle arkadaşlarından, haşa sanki halı sahada top koşturduğu akranlarından bahseder gibi çok lakaydi ve ciddiyetsiz tavırlarla konuşmaya başlayınca dayanamadım. Yirmi kişiye yakın insan vardı orada ve hiç birisi ses çıkarmıyordu. Sözünü kestim sohbet edenin. “Bir dakika yahu ne oluyoruz?” dedim “Nedir bu biganelik, vurdumduymazlık, bu sergerdelik, bu serkeşlik, bu serserilik, bu hadis inkarcılığı, bu peygamber efendimize karşı takınılan saygısız tavır. Hiç kusura bakmayın ben buna itiraz ederim. İsterseniz kusura da bakabilirsiniz.”

Ortam soğudu bir anda. Herkes bu yeni gelenin kim olduğunu birbirine göz işaretiyle bakarak soruyordu. Kimdi bu çatlak ses? Ne demeye gelmişti? Ne diye getirilmişti meclise? Beni o meclise götüren arkadaş hafifçe öksürdü ve “arkadaşlar milli sanatçımız, yaşayan insan mirası meddahı fakir yusuf duru ile tanıştırayım sizi. Kendisi benim misafirimdir” diye kısaca tanıttı.

Bunun üzerine orada bulunan gençlerden birisi “Hocam ben sizi tanıyorum Allah sizden razı olsun. Ben de itiraz edecektim ama biraz utandım, biraz da çekindim doğrusu” diyerek destek verdi. O kadar.

Sohbeti veren arkadaş “Hocam öfkelenmeyin nihayetinde Muhammed’de bizim gibi bir insan” deyince benim asfalyalar hepten attı, şarteli indirdim.

“Ey aziz orada bir dur bakalım” diyerek başladım söze. “Hazreti Muhammed şahsiyet itibari ile yaşayan hiçbir beşerle, insanla mukayese kabul etmeyecek kadar büyük ve özel bir insandır. Evet insandır ancak kelimelerin yetersiz kaldığı derecede ehemmiyetli bir insandır.

Kendisi, sizlerin, benim ve bizim gibi insanların hayal edemeyeceği kadar büyüklükte muktedir bir devlet adamıdır. Savaşlar kazanmış, davası uğruna düşmanının karşısına mertçe dikilmiş, ona haddini bildirmiş, ordular idare etmiş muzaffer bir komutandır. Kendisine teklif edilen bütün maddi imkanlara ve önüne konulan bütün payelere gözünün ucuyla dahi nazar etmemiş, elinin tersiyle itmiş ve mütevazı bir hayat yaşamayı tercih ederek “kul bir peygamber” olup, insanlığa örnek olmuş biridir. Evrenseldir, çünkü bütün insanlık onun hayatından alacağı örneği mutlaka bulmaktadır. Asırlar sonrasını görebilecek kadar ileri görüşlü ve büyük bir strateji uzmanıdır. Yaşadığı bütün olumsuzluklara ve çektiği bütün ızdıraplara rağmen hiç biriminizin erişemeyeceği kadar büyük bir sabra erişmiş, bu sabrı da hayatında yaşayarak göstermiş büyük bir mütefekkir ve mücadele insanıdır.

Çağlar üstü bir kitap olan ve indirildiği günden, kıyametin son anına kadar hükmü devam edecek olan bir kitap, Kur’an-ı Kerim’in teslim edildiği, Allah’ın güvenip emin insan olarak tayin ettiği kainatın en güvenilir ve en emin insanıdır. Onu sevmeyi, onun hadisi şeriflerine ihtiram etmeyi, hayatıma uygulamayı, görüşlerini kabul etmeyi, onun izinden yürümeyi, onu savunmayı, onunla ilgili lakaydi ve bî edep vaziyette konuşanların karşısına dikilmeyi bir şeref sayarım. Tabi ki kuru bir dikilme, hamasi bir savunma, basit bir taraf tutma eylemi değil düşüncem. Bu cehaletten ve duyarsızlıktan Rabbime sığınırım. Kaldı ki O’nun gibi yüce bir insanın, benim gibi basit ve kendine bile hakim olamayan birinin savunmasına ihtiyacı da yoktur. Bu söylemle ancak ben şeref kazanırım, ancak ben yücelerim. Ama sizi de böyle bir konuşma tarzından, bu tavırlardan, bu lakayıtlıktan da men ederim. Haddinizi biliniz ve lütfen kendinize geliniz.

Sizler isimlerinizin önüne koyduğunuz ünvanlarla birer ilim ve bilim insanı olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Ben bunun ne kadar garip ve acı bir durum olduğunu şimdi görüyorum. Çünkü tüm insanlığa evrensel bir mesaj olarak şunu söyleyen Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ı anlayamamış bir ilim adamının ne kadar zavallı olduğunu daha iyi görmüş bulunmaktayım. Ne diyor iki gözümün nuru, “İlim Müslümanın yitiğidir, nerede bulursa alır. Erkek ve kadın her Müslümana ilim öğrenmek ve öğretmek farzdır. En büyük yol gösteren ilimdir, Evvela ilmi, sonra dini öğreniniz, Cehalet İslam dini ile beraber olamaz. İlim Çin’de de olsa arayınız diyen bir insana en azından insan olarak saygı duymalı ve ehli dünya hocalarınızdan bahsederken bile sayın ifadesi kullanmaya özen gösterirken, O’nun gibi büyük ve âli bir insanı anarken de lütfen dilinize, gönlünüze, beyninize hakim olarak edep dairesinde kalmalısınız. Aksi halde girmek istemediğiniz, kalmak istemediğiniz o daire sizi çarpar neye uğradığınızı şaşırırsınız. Dünyanız tarumar olur. “

Mecliste bulunan herkes susmuştu. Beni dinliyorlardı. Yayılmış, lakaydi oturanlar toparlanmışlardı. Ben devam ettim.

“Kusura bakınız, rahatsız olunuz, tedirgin de olunuz, hatta uykularınız kaçsın, yüreğiniz sıkışsın, kalbiniz daralsın, kalp ritminiz bozulsun. Canım bu tende olduğu müddetçe şahidim Allah olsun ki Hazreti Muhammed aleyhisselamı gücüm yettiğince savunacağım. O’nun yüce ve güzel hayatını araştırmak, tetkik etmek, sözlerini öğrenmek, hayata uygulamak insanlığın ulaşabileceği en büyük bahtiyarlıktır. Zira O yürüyen Kur’andır. Bütün insanlığı içine alan bir sevginin kaynağıdır O. Merhametin yeryüzündeki vücud bulmuş halidir. Sizin şu halinize Kur’anı Azimuşşan şöyle diyor. “Andolsun biz gerçeği gönderdik size. Ama siz gerçeği görmüyor ve istemiyorsunuz.”

Lütfen titreyin ve kendinize dönün. Çünkü sohbetinizde kullandığınız kaynak alemlere nizam getiren ve geldiği günden itibaren bütün batılların hükmünü ortadan kaldıran Allah azze ve celle’nin sözlerinin bulunduğu Kur’andır. Emirler ve yasaklar kitabıdır. Tavsiye kitabı değildir.

Bu kitabın bize ulaşması için yeryüzüne gönderilen ve sizin lakaydi bir vaziyette ismini zikrettiğiniz insan ise yaratılmış bütün insanlığın en şereflisi ve hayırlısıdır. Peygamber aleyhisselam için kullandığınız ifadelere dikkat edin. Aksi halde herkesin nefsi nefsi dediği bir güne eriştiğinizde, secdelere kapanarak ümmetimi isterim Yarab, ümmetimi bana bağışlamadıkça kalkmam diyecek olan bir önderden, merhametli bir sultandan, adil bir peygamberden ve şefkatli bir babadan bahsediyorsunuz. Böyle bigane ve lakaydi, böyle gayri ciddi ve edepsiz, böyle terbiyesiz ve seviyesiz bahsederseniz o gün nasıl yüzüne bakacak ve biz de senin ümmetiniz Ya Rasulallah diyeceksiniz. Hiç utanmadan, hicap etmeden, sıkılmadan, kalbiniz sıkışmadan nasıl onun ümmetinden olduğunuzu iddia edebileceksiniz. Yazıklar olsun size ki sadece dilinizde kalan sözlerle güya İslam’a hizmet ettiğinizi sanıyorsunuz. Anlattıklarınız, söyledikleriniz ve konuştuklarınız, biraz boğazınızdan aşağıya insin, kalbinize nüfuz etsin, sizi etkilesin, titretsin, ruhunuzu dinlendirsin. Sonunuz hiç iyi değil haberiniz olsun.”

Dedim ve sustum dostlar. Cemiyet bir anda allak bullak olmuştu. Söylediklerimin tamamını dinlediler. Sonra da mahcup bir eda ile yere, önlerine bakmaya başladılar. Ancak o birkaç tanesi ukalaca ve terbiyesizce konuşmaya devam ettiler. Bunun üzerine ben “sizinle bu konuyu tartıştığım zaman efendimizi Aleyhisselama karşı mahcup düşeceğimden ve O’nun âlî cenab kişiliğini layıkı ile anlatamayacağımdan korktuğum için susuyorum. Ama sizi protesto ediyor, kınıyor ve şiddetle Rabbime şikayet ediyorum. Allah azze ve celle beni sizden, sizi de bu ümmetten uzak tutsun. Kendi kininizde ve kibrinizde boğulun. Aklınızı başınıza alın ki iş işten geçtikten sonra eyvah deyip dizinizi dövmeyin. Ha şunu da söyleyeyim ki içimde kalmasın. Bana kızıyor ve şiddetle bana müdahale etmek istiyor olabilirsiniz. Kavga ve gürültüden asla hazzetmem amma peygamber efendimizin âli ve yüce kişiliğine hakaret edenlere de gereken dersi vermekten asla gocunmam. Bir tabir vardır. Hodri meydan azdan az gider çoktan çok gider. Vesselam”

Kalktım ve meclisten çıktım. Beni oraya götüren arkadaşa da sitem ettim. Sen bunların ne mal insanlar olduklarını ve benim hassasiyetimin ne kadar yüksek olduğunu bildiğin halde beni buraya getirdin ya. Sana da yazıklar olsun diyerek ayrıldım.

Belki biraz öfkelendim, belki biraz kırıcı oldu arkadaşa söylediklerim ama tutamadım kendimi dostlar. Öyle çoğaldılar ki bu hadisi şerif inkarcıları, bu Peygamber aleyhisselam münkirleri haddi hesabı yok. Bir pervasızlar, bir lakayıtlar, bir edepsizler sormayın gitsin.

Ama onlar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, ne kadar ince hesaplar yaparlarsa yapsınlar, ne kadar detaylandırırlarsa detaylandırsınlar şaşmaz ve mutlak hesap sahibi olan Rabbimiz teala ve tedakkedes hazretlerinin de bir hesabı var. Eninde sonunda bu sehap tecelli edecek inşallah. İşte o hesap gününde mahcup olmamak üzere.

(3) Yorum
  • Kiymetli hocam, abim; Ağzınıza, gönlünüze, yüreğinize sağlık. Rabbim sizden ebeden razı olsun. Sizin de belirttiğiniz üzere Peygamber Efendimiz (sav)'e hadsizlik çok yaygınlaştı ve biz tepkisiz kaldikça bu saygısızlıklar giderek artıyor. Bu kutlu mücadelede yanlız değilsiniz. Peygamber Efendimiz (Sav)'e muhabbet ve hürmetiniz sebebiyle Rabbim sizi kendine layik kul, Rasulullah (Sav)'e layik ümmet eylesin. Hürmet ve muhabbetle...

  • Güzel abim ağzına yüreğine sağlık Rabbim bizi selamet üzere istikamet üzere eylesin ve imanla yanına alsın . Ne kadar aciziz ama bi o kadar küstah

  • Güzel abim ağzına yüreğine sağlık Rabbim bizi selamet üzere istikamet üzere eylesin ve imanla yanına alsın . Ne kadar aciziz ama bi o kadar küstah

Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Şile Notları

Bir mecliste idik geçtiğimiz akşam. Dost meclisi olarak gittiğimiz yerde daha önce hi&cc...

Aşkın Anatomisini Anlamak ve Anlamlandırmak

Bir mecliste idik geçtiğimiz akşam. Dost meclisi olarak gittiğimiz yerde daha önce hi&cc...

Gül Yetiştiren Adam: Rasim Özdenören

Bir mecliste idik geçtiğimiz akşam. Dost meclisi olarak gittiğimiz yerde daha önce hi&cc...