Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Bir Ekonomi Modeli Olarak Bereket

avatar

Alim Akca

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Suriye’nin kuzeyine yapılan Barış Pınarı Operasyonu’na ara verildi. Diplomasi ve elbette ABD’nin ekonomik yaptırım tehditleri bunda etkili oldu. Türkiye’nin kararlı tutumu devam etse de ekonomik yaptırımların, devletimizi de vatandaşlarımızı da bir kere daha düşünmeye sevk ettiği inkâr edilemez.

Çünkü milletimiz bilir ki daha kuruluş antlaşmasında Türkiye’nin Batı’ya bağımlılığı tesis edilmiştir. Ve bu bağımlılık, askeri darbelerle ve darbe sonrası serbest ekonomi atılımlarıyla perçinlenmiştir. Yine bilir ki Türkiye’nin, asırlar sonra bile gelirlerinden pay almayı hukuki zemine oturttuğu sömürgeleri yoktur. Keyfince tasarruf ettiği doğal kaynakları yoktur. Kan davalısı olmadığı ortağı, sonuna kadar arkasında durabilecek dostu yoktur…

Milletin kendi ekonomisi de devletinin ekonomisinden pek farklı değildir. Türkiye’de bir yönüyle ekonomiye katılan hemen herkes, işinin büyüklüğü oranında kapitalist sistemin çarkları arasındadır. Kredi çekmiştir, altınla/dövizle borç ya da mal almaktadır, kredi kartı taksiti ödemektedir… Böyle olunca faize, dövize ve ithale bağlı ticaret; küresel güçlerin saldırılarından, krizlerden, spekülasyonlardan doğrudan doğruya etkilenir.

Peki, bu sadece küresel ekonominin ve devletin bizi mecbur ettiği sistemin suçu mudur? Hani biz “bereket” denen bir şeye inanıyorduk… Hangi ekonomi modeli, bereket kavramını açıklayabilir? Hangi yaptırım, “Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy ve komşularını gözet!” (Müslim, Birr 142; İbni Mâce, Et`ime 58; Tirmizî, Et`ime 30.) düsturunu bozabilir?

Bizler namaz kılarken Müslüman olduğumuz gibi, bir şey alıp satarken de Müslüman’ız. İslâm, hayatın her alanını düzenleyen bir sistem. Ve bu sistemin kendi ekonomi modeli de var:

“Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.” (Şuârâ, 20.) “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas, 77.)

Demek ki önce ahreti tercih edeceğiz. Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem) kendisinden ticaret eşyalarına fiyat biçmesini isteyen iki farklı kişiye de benzer bir cevap verir:

“Fiyat koymak yerine rızkı bollaştırması için Allah’a dua edeyim. Ben hiçbir kimseye zulmetmemiş olarak Allah’a kavuşmak istiyorum.” (Ebu Davud, Büyû 51.) Bu da demek oluyor ki Peygamberimiz, hak yeme korkusundan dolayı bir malın fiyatını tespit etmekten bile imtina etmiştir.

Oysa bizdeki cesaret, peygamberlerde bile yok! Garantisi bizzat benim, deriz. Bana dua edersin, deriz. Yeminler, yeminler, yeminler ederiz.

“Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Âl-i İmrân, 77.)

“Bizi aldatan bizden değildir.” (Müslim, İman 164.) Müslüman kimse din kardeşini aldatmaz. Aldanmaz da üstelik. “Mü’min, aynı delikten iki defa sokulmaz, ısırılmaz.” (Buhârî, Edeb, 83; Müslim, Zühd, 63.) Fakat dünya işlerini de o kadar iyi bilmez. Tek derdi para kazanmak değildir. Şu hadise göz atalım:

“Resulullah (s.a.s), hurma aşılayan bir topluluğa uğradı. Onlara ‘Siz bunu yapmamış olsanız da olur…’ buyurdu. Onlar da aşılamayı bıraktılar. O sene hurmalardan iyi bir verim alınamadı. Resulullah, neden sonra onlara ‘Hurmalarınız ne durumdadır?’ diye sordu.  Onlar, buyurduğunuz gibi yaptık ve sonuç böyle oldu.’ dediler. Bunun üzerine Resulullah: ‘Siz dünyanızın işini daha iyi bilirsiniz.’ dedi.” (Müslim, Fedail, 141.)

Dünya işi için koştururken Allah’ı unutmayacağız. Rızkın belirli olduğunu;  artmayacağını, eksilmeyeceğini hatırdan çıkarmayacağız. “Hiçbir kimse yoktur ki rızkını eksiksiz elde etmeden ölmüş olsun.” (İbn-i Mâce, El-İktisâd fi Talebi’i- Maişe, 2144.)

Benimseyeceğimiz en temel iktisat modeli şu hadisle özetlenmiştir: “Hiç kimse kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir. Allah’ın peygamberi Davut (a.s.) da kendi elinin emeğini yerdi.” (Buharî, Büyû 15.)

“Resulullah, faiz alana da verene (İbn-i Mâce, Riba, 2276.) de şahitlerine de kâtibine de lanet etti.” (Müslim, Müsakat 105-106; Tirmiziî, Büyû 2.) “İnsanlar öyle bir devre ulaşacak ki o zaman faiz yemeyen kalmayacak. Öyle ki doğrudan yemeyene bile buharı/tozu ulaşacak.” (Ebû Davud, Büyû 3; Nesai, Büyû 2; İbn-i Mâce, Büyû 58.)

“Malını satışa arz eden rızka erer, pahalanması için satmayıp bekleten de lanete uğrar.” (Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, 17/247.) buyrularak karaborsacılık yasaklanmıştır.

“Pazarlık sünnet” diye bir klişe var. Peygamberimiz (s.a.s.) pazarlığı teşvik etmemiştir. Fakat aynı zamanda yasaklanmadığı için pazarlık sünnet kabilindendir. Gelgelelim Allah’ın resulü, pazarlığın doğru yapılması için uyarılarda bulunmuştur. Mesela alınmak istenen mala, arzulananın altında fiyat teklif edip sonra yavaş yavaş artırmayı yasaklamıştır. Aynı şekilde, satılacak mal için arzulanan fiyattan daha yüksek bir fiyat teklif edip sonra yavaş yavaş inmeyi de yasaklamıştır. (İbn-i Mâce, Büyû 2204.)

Bugün seri üretim sayesinde gelinen noktada, maliyeti en aza düşürerek, hatta insan sağlığını hiçe sayarak imal ediyoruz. Süt kullanmadan peynir yapıyoruz. Bunu çoluk çocuk hep beraber yiyoruz. Organik diye bir şey de kapitalist sistemin ürünü oldu. Nasıl bir şeymiş, yemedik, bilmiyoruz.

Ne yapalım, düzen böyle, diyerek yalan söylüyoruz. Faiz yemiyorsak bile faiz ödüyoruz.  Borç vermenin sadakadan üstün olduğunu (İbn-i Mâce, Sadakat, 2431.) bilmiyoruz. Biri çıksa dese ki kredi çekmeyelim, birbirimize borç verelim. Kooperatif filan… Buna çok güleriz. İslâmî katılım bankaları?.. Bilemiyoruz.

Arabanın modelini yükseltiyoruz, telefonun özelliklerini beğenmiyoruz. Köyde arazi var, ekmiyoruz. Hiçbir şeyden de geri kalmıyoruz. İsraf ediyoruz. Kanaat etmeyi bilmiyoruz. Sofralarımızda gösterişten başka bir şey ikram etmiyoruz. Fakiri doyurmuyoruz. Büyüklerin duasını almıyoruz. Besmeleyle başlamayı ah gene unutuyoruz…

Oysa buğdayını eken, elbisesini kendi diken; ahırında inek, kümesinde tavuk besleyen; elinde olmayanı satmayan, malının kusurunu gizlemeyen, faize bulaşmayan; dara düştü mü akrabadan, komşudan yardım gören; berekete inanan, her hâlükârda kuru ekmek yiyen bir insana hiçbir kriz, döviz, enflasyon, devalüasyon sökmez.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.