Bir Âlimin Ardından

20’li yaşlarda idim. Bir iş görüşmesi için İstanbul’a geldim. İlk defa geldiğim bu koca şehirde nereye nasıl gideceğimi bilmediğim için Konya’da birlikte okuduğumuz Tekin Ataseven isimli kardeşimi aradım. O sıralar İstanbul’da bir şirketin muhasebe bölümünde çalışıyor. Bana rehberlik etmesini istedim. Hem görüşüp hasret gidereceğiz, hem de gideceğim yere birlikte gideceğiz.

Görüşme Fatihte. İsmail ağa camisinin hemen yakınında. Oraya kadar gittik. Tekin “Gardaş bak burası da İsmail ağa camisi. Mahmud efendi hazretleri buradan irşadını sürdürüyor” dedi. Hiç hesapta yoktu aslında. Planlanmamıştı. “Hadi girelim kendisini ziyaret edip duasını alabilirsek ne mutlu” dedim. Camiden içeriye avluya girdik. Farklı bir ortam, insanı ferahlatan ve içini açan bir ortam.

Caminin giriş kapısında geliş sebebimizi bir görevliye söylediğimizde bizi ana binanın yanında bir yere yönlendirdi. İçeri girdik, Ön kabul salonu gibi bir yer. Oturduk. Tahsin abi isminde bir görevli bizi karşıladı. Geliş sebebimizi söyledik “bekleyin içeriye bir sorayım” dedi.

Az sonra Merhum Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi bizi yanına çağırdı. Tahsin abinin yol yordam göstermesi ile huzura girdik. Önce Tekin elini öptü, sonra ben. O zaman da gözleri görmüyordu. Elleriyle hemen Tekinin yüzünü okşadı. “Sakalın yok mu senin?” diye çok tatlı bir üslupla sordu. Tekin, “Efendim çalıştığım için koyamadım” diye mahcup bir şekilde cevapladı.

Sonra ben elini öptüğümde benim de yüzümü eliyle yokladı. Sakallarıma elini değince “Maşallah, maşallah ne güzel, hiç kesme olur mu?” diye tebessüm etti. “Efendim henüz askere gitmedim” diye cevap verince, “olsun sen dokunma onlar kessinler” diye tebessüm ederek devam etti konuşmasına. Sonra “sakal peygamberimiz efendimizin sünnetidir, erkeğin süsüdür, insanın yüzünün nurudur.” Dedi. “Efendim dua buyurun inşallah” diye bir cümle döküldü dudaklarımdan. Ellerini kaldırdı, uzun uzun dua etti, sonra fatihayı şerif-i beraber okuduk. Çay ikram etti bize. Huzurunda başka kimse yoktu. Ben, Tekin ve Tahsin abi. Birde kendileri. Şimdi daha iyi anlıyorum. O ziyaret bizim için büyük bir şanstı. Hem de çok büyük bir güzellik.

Ziyareti bitirdik ve müsaade ettiler bize, huzurundan ayrıldık. Dışarı çıktığımızda Tahsin abi bizi uğurlarken “Allah mübarek etsin, sakal duasını da yaptı mübarek, çok şanslısın delikanlı” deyiverdi. Şaşırmıştım. İçim bir hoş oldu.

Merhum Muhterem Mahmut Efendi hazretleri için bir şeyler yazmak, onu anlatmak hadsizlik. Ömrünü İslam’a ve ümmet-i Muhammed’in selametine harcamış, insanları iyiye, doğruya ve güzele davet etmiş, Allah azze ve cellenin emirlerini, peygamber efendimizin sünneti seniyyesini yaşamaya ve yaşatmaya çalışmış büyük bir Hakk dostunu yazmak gerçekten hadsizlik. Ancak yaşadığım hatıra ile başlayabildim yazmaya.

Vefat etti. Cenab-ı Allah azze ve celle gökteki yıldızlar gibi olan içimizdeki âlimleri bir bir katına alıyor. Onlar bu milleti, bu ümmeti öksüz ve yetim bırakarak gidiyorlar. Allah sonumuzu hayretsin. Rabbim makamını âlî, mekanını cennet eylesin. Merhametiyle ve rahmetiyle yargılasın, bize de akıl, feraset, ahlak, iz’ân, iman, hakikati görecek göz, vehenle sızlamayan bir kalp, secde de izler bırakmış bir hayat ihsan etsin inşallah.

Sosyal medya da yazılanlara, haberlerde okunanlara, görüntülere ve cenaze merasemindeki kalabalığa baktığımda aklıma şu söz geliyor. “Bazı cenazeler vardır; ardında yürüyenler sayesinde affedilir, bazı cenazeler vardır; varlıkları sayesinde ardında yürüyenler affedilir.”

Bu ülke son yüz elli, iki yüz yılda çok şey kaybetti. Düşünürlerinin, hakiki din adamlarının, imanlı ve inançlı insanlarının, bugünkü ifadesi ile kanaat önderlerinin kıymetini bilemedi. İnançsızlığı, imansızlığı, ahlaksızlığı kendisine şiar edinen ve kasıtlı olarak yazan, çizen, öğreten, eğiten, kendileri gibi bomboş nesiller yetiştirmek için çok büyük savaşlar açan, çabalar sarfedenler sayesinde yetişmekte olan yeni neslin nasıl bomboş bir nesil olarak çoğaldığını her geçen gün görmekteyiz.

Bugün sosyal medya aracılığı ile okullarda, sokaklarda, meydanlarda boy gösteren ergenlikten yeni yetmeliğe geçen genç nesil, son yirmi-yirmibeş yılın eseridir. Dün bunlar çocuktu. Henüz nasıl bir tehlike içine düştüklerini, düşürdüğümüzü göremedik. Bugün bunlar artık bu ülkenin genç nüfusu ve geleceğin omuzlarında inşa edileceği nesli.

Fikir yok, oturmuş kişilik yok, ahlak maalesef sükut etmiş, inkarı bir marifet gibi insanların gözüne sokarcasına aleni bir şekilde ortalığa döken, moda diye kendisine yutturulan ahlaksızlığın motiflerini üzerinde taşımayı marifet, maharet, medeniyet sanan gerçekten aklı çalışmayan, beynini kullanamayan bir nesil var.

Bunlar bu ülkenin gelecek yirmi ya da otuz yılında yönetici, idareci, fikir yürütücü, eğitici, öğretici unsurları olacaklar. Belki bu ülkenin başında en üst seviyede yönetime talip olacaklar. Hiçbir şey olamasalar bile anne, baba olarak yeni nesiller yetiştirecekler. Kendileri gibi tiktok ya da muadili ortamlarda büyüyen, genel kültürü sadece sosyal medyadan öğrendiğini zannedin nesiller. Kadim tarihine, millet mefhumuna, din ve iman meselelerine, Allah azze ve celleye bağlılığa, Peygamber aleyhisselama saygıya, din büyüklerine muhabbete bigane nesiller olarak yetişecek, kendileri gibi nesiller yetiştirecekler. Sistemin istediği bu zaten.

İşte tüm bu olumsuzlukların ortasında her biri bir gül bahçesi gibi toplumun kalbine temiz kan pompalayan, vücuduna enerji veren, ehli sünnet çizgisindeki net duruşları ile vakarlarını koruyan, ümmet-i Muhammed’in iman ve inancı ile ilgili tüm meselelerine çözümler üreten, birlikte yaşamayı şiar edinmiş, ötekileştirmeyen, toplumu bölücü en küçük bir faaliyete bırakın izin vermeyi müsamaha bile göstermeyen, sürekli “halim olmak lazım, mazlum olmak lazım, sabırlı olmak lazım” tavsiyesinde bulunarak insanları itidale, sükunete, hoşgörüye, birlikte yaşamaya ve birbirine tahammül etmeye davet eden, hangi din, mezhep, görüş, dil, renk ya da milletten olursa olsun tüm insanlığa karşı mümkün olan en güzel ve en olumlu tavrı sergilemeyi tavsiye eden tasavvuf ekollerinin varlığı bize ümit ve iştiyak aşılıyor.

Dün düşman belliydi. Müşrikler safında omuz omuza vermiş, Allah ve Rasulünü inkar eden, baş kaldıran ve aşikar bir şekilde dinsizliğini, inançsızlığını, imansızlığını ortalığa serdeden bir duruş sergiliyorlardı. Bugün kimin dost, kimin düşman olduğunu anlamak için insanın ferasetli ve basiretli olması gerekiyor. İşte tarikat ve tasavvuf ehli insanlar bu feraset ve basireti göstererek toplumun dinamiklerini, ahlak manzumelerini, sünneti seniyye ışığında doğrularını ve hakikati insanlara göstermeye çalışmaktadırlar. Tabi ehli sünnet çizgisinde ve hakikat ölçüsünde.

Kimseye karşı boynumuz bükük değildir. Susmak hakkımızı kullanmanın o gözden kaçırılmaması gereken, gözardı edilmemesi gereken derin ve üsluplu duruşunu sergiliyoruz. Ancak bu lütfen yanlış anlaşılmasın. Söz konusu Allah’ın dini, Rasullullah’ın sünneti, ümmet-i Muhammed’in selameti olduğu zaman elbette bizim de söyleyecek sözümüz, yürüyecek adımımız, vakarımız ve imanımızdan aldığımız güçle yerine getireceğimiz sorumluluklarımızın varlığını asla unutmuş değiliz.

Merhum Mahmut Ustaosmanoğlu efendinin cenaze merasimi bir gerçeği net olarak su yüzüne çıkardı. Yıllardır yok etmeye çalışılan, her türlü baskı, istibdat, sınırlama, kısıtlama, her türlü zulmün reva görüldüğü inançlı kesimin çok daha büyük bir kitle olarak sessiz çoğunluğunu bu ülkede muhafaza etmeye devam ettiği gerçeğini gözler önüne serdi.

Şunu asla unutmayalım. Sosyal medya da gerçekten büyük bir edepsizlik örneği sergileyerek ruhlarındaki kiri ortaya dökenler çok azınlık bir kitle. Bunların söylediklerine verilebilecek en büyük ve güzel cevap Merhum Üstad’ın cenaze merasimdeki milyonlarca vakur ve imanlı ihvanın duruşu oldu.

Bir kere daha gördüler ki ne kadar çaba sarfederlerse sarfetsinler Anadolu irfanını söndüremeyecekler, imani meselelerde Müslümanlar’ın safını bozamayacaklar, dini ifsad etme çalışmalarında başarılı olamayacaklar. Çünkü “onlar istemeseler de Allah (azze ve celle) nurunu tamamlayacaktır.”

Müslümanlar olarak bilmemiz, görmemiz ve idrak etmemiz gereken en önemli husus şudur. Mahmut efendi hazretleri yaşadığı hayatı, inandığı dinin, yolunda yürüdüğü peygamberin ve öğrendiği akaidinin nurlu gölgesi ile hizmetle taçlandırıp güzel bir şekilde sona erdirdi. Bundan sonra biz, bize düşeni yapmakla mükellefiz. Dinimizi yüceltmek için, Allah Teâla’nın rızasını kazanmak için, Rasulullah’ın yolunda yürüyebilmek için sabırlı, itidalli, bilgili, ilimle ve imanla tezyin edilmiş tertemiz bir hayatı sürdürmeye çalışacağız, bunun için yaşamayı şiar edineceğiz ki, bizim de ardımızdan ümmet-i Muhammed hayır dualar etsin.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Aşkın Anatomisini Anlamak ve Anlamlandırmak

20’li yaşlarda idim. Bir iş görüşmesi için İstanbul’a geldim. İlk defa ...

Gül Yetiştiren Adam: Rasim Özdenören

20’li yaşlarda idim. Bir iş görüşmesi için İstanbul’a geldim. İlk defa ...

Gerçek Körlük ve Gerçek Bayramlar

20’li yaşlarda idim. Bir iş görüşmesi için İstanbul’a geldim. İlk defa ...