Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

‘’Biliyorum Seni Ayasofya’’ Diyebilir Miyim?

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Bir rüya görsem… Rüyamda sıra dışı ulu bir mabet, Ayasofya olsa. İçerisinde birkaç baş ve o başlar da secdede olsa.

Görüyorum Ayasofya’yı, içerisindeki başlarla beraber. Ama o başlar duvarlara, yerlere, etrafa bakınıyor öylece. Bakışlar Ayasofya’nın kıblesini değil, başka özelliklerini arıyor. Cemaat, namazda bedenini eğerken ruhunu yükseltmeye gelmemiş, gelememiş. Buraya, sadece ona bakmaya, onu anlamaya, araştırmaya, incelemeye gelinmişti. Çünkü Ayasofya müzeydi. Bilmem ne zamandır böyleydi Ayasofya. Bilmek istemem, kaç yıldır bedenim dik ama ruhum eğilmiş bir halde Ayasofya’nın kapılarından içeri girdiğimi. Ama bilmeliyim. Çünkü bunu bilmek, eğilmiş her şeye dikliğini verecek, umut ile yoğrulmuş bir gücü barındırıyor sanki.

Bundan evvel, mazisini az da olsa bilelim Ayasofya’nın. Mazisinde hüzün var onun. Yıkımlar, yakılmalar, isyanlar var. İnsanlık tarihinin en görkemli anıtlarından olan Ayasofya, çeşitli nedenlerle iki kere yıkılmış ve üç kere inşa edilmiş. İlk Ayasofya, 360 yılında Büyük Kilise anlamındaki “Megale Ekklesia” adıyla İmparator Konstantios tarafından yaptırılmış ve uzun seneler imparatorların taç giyme merasimlerine ev sahipliği yapmış. Bu yapı, bir isyanda yakılınca yerine ikincisi yapılmış. Ancak bu yapı da öncekiyle aynı kaderi yaşayarak yakılıp yok edilmiş. Günümüzdeki Ayasofya ise 537’de İmparator Justinianos tarafından yaptırılmıştır.

İlk yapılışını ve 916 yıl boyunca Bizans İmparatorluğu ile Ortodoks dünyasının merkezi olduğunu bildiğim Ayasofya’nın başka mazisini de biliyorum. Mazisindeki sevinçleri biliyorum. Ayasofya’nın, sonları yaşarken bir anda yeniden başlamalarıyla onu güçlü kılan bir mazisi de var. O mazisi içinde denk geldiği bir de sultan var. Fetihten ve Sultan Mehmet’ten sonra bilmekten haz duyduğum bir Ayasofya var. Ayasofya’nın kaç yılını Müslümanlara verdiğini biliyorum. Ayasofya 482 yıl boyunca cami oldu bize.

19. yüzyıla kadar, Osmanlı sultanlarının her birinin zamanında gerek caminin ibadethane kısmına gerek yapının diğer kısımlarına, avlu veya bahçesine mimari eserler eklenmiş. Bu süre boyunca Bizans’tan kalma mozaik tablolar da titizlikle korunmuş. Hatta 18. yüzyıla kadar mozaikleri açık şekilde görenler de var. Resimler 18. yüzyılın ortalarından itibaren ise hafif beyaz sıva ile kapatılmıştır. Bunlar flu olarak da fark ediliyordu.

Ve yüzyıl geçtikten sonra, vatan savaş sınavını vermiş, halk kurtuluş mücadelesinden alnının akıyla çıkmış. Yıkımlar onarılsın gayesiyle yenilikler hızlandırılmış.

Takvimler 1930’lu yılları gösterdiğinde yenilikler Ayasofya için de gerçekleşecekti. 1931 yılında, Boston, Paris ve İstanbul’da ofisi olan Bizans Enstitüsü namına, enstitünün başkan ve mimarı olan Thomas Whittemore Ayasofya’nın kaderini değiştirecekti. Thomas Whittemore, Ayasofya’daki üzeri sıvayla kapatılmış Bizans mozaiklerini ortaya çıkarmak için Ankara’dan izin almayı başarmıştı. Thomas Whittemore’a Ayasofya Camisi’nin sıvaları altında kalan mozaikleri ortaya çıkarması için 7 Haziran 1931 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıyla izin verildi. Kararın altında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ve Başvekil İsmet İnönü’nün imzaları vardı.

Thomas Whittemore ve ekibi çalışmalarına aylar sonra başlayabildi. Birinci yıl, caminin dışındaki koridorlarda bulunan mozaikler ortaya çıkarıldı. Cami hâlâ ibadete açıktı.

Ve 25 Ağustos 1934… Eğitim Bakanı Abidin Özmen aldığı bir emri Başbakanlığa bildiren bir yazı yazdı: “Aldığım büyük şifahi emir üzerine Ayasofya Camii’nin müze haline konması için icap eden tetkikata başlanması hakkında verilen emrin bir suretini arz eylerim efendim.” Hemen bir komisyon oluşturuldu. Yapılacaklar listesi iki gün sonra hazırdı.

Maarif Vekaletinin 14 Kasım 1934 tarihli tezkeresinde de şu ifadeler yer almaktaydı: “Eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul’daki Ayasofya Camisi’nin tarihî vaziyeti itibarıyla müzeye çevrilmesi bütün Şark âlemini sevindireceği, insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle bunun müzeye çevrilmesi…” Zaman geçiyor… Ve 24 Kasım 1935 günü Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya müzeye çevriliyordu. 10 Aralık 1935 günü ise Ayasofya’nın dış parmaklıklarına da bir levha asıldı: “Müze tamir ve tasnif sonuna kadar kapalıdır.”

Hazırlıklar için kapanan Ayasofya Camii, müze olarak ise iki ay sonra açıldı. 1 Şubat 1935 günü ilk gün Ayasofya Müzesi’ni 463 yerli, 370 yabancı ziyaretçi gezdi. Ve o günden bugüne Ayasofya ziyaretçilerini beklemekte.

Bildim seni Ayasofya! Özlemim artarken sana mazini bildim senin. Mazine kâh hüznü kâh sevinci yakıştırdım. En çok da umutla hemhal olmuş gücü yakıştırdım.

Biliyorum seni Ayasofya! Sahip olduğun 85 yıllık mazinin bedenim ve ruhumdaki tezahürünü biliyorum. Ve seni ziyaret ettikçe, dik durmak ile eğilmek arasındaki zıtlığın tezahürünü biliyorum.

Bir rüya görsem şimdi. Rüyamda Fatih Sultan Mehmet olsa. “Vakfiyemi bilir misin” diye sorsa… Biliyorum, diyebilir miyim?

Biliyorum, biliyorum ama…

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.