Bilinmeyen Çankırı ve Taş Mescit

İtiraf edeyim ben Çankırılıyım, Çankırı’da doğdum, liseyi bitirinceye kadar Çankırı’da yaşadım ama bu yazıyı yazmaya memleket (doğduğum ve büyüdüğüm şehir anlamında) sevdasıyla karar vermedim; bilinmeye değer olduğu halde bilinmediğini düşündüğüm için yazıyorum. Hatta maalesef Çankırı’nın değerini yıllarca ben de fark etmedim. Yanı başımızda bulunan, elimizin altında olan değerleri fark edemeyiz genelde… Tıpkı Çankırı’da bulunan beş bin yıllık tuz mağarasının önemini ve değerini, mağaradan çıkarılan kaya tuzunu her gün kullandığımız halde Prof. Dr. Canan KARATAY gündeme getirinceye kadar fark etmediğim gibi.

Çankırı’dan üniversite nedeniyle ayrıldım ve çalışma hayatım nedeniyle bir daha dönemedim. Farklı illerde, farklı kurum ve kuruluşlarda görev yaptım; Çankırılı olduğumu söylediğimde genelde “Ankara’nın bir ilçesi mi?”, “Çankaya’ mı?”, “Doğru mu telaffuz ettin, başka bir yer mi?” gibi sorularla karşılaştım. Dolayısıyla bilinmeyen ve tanınmayan bir şehir olduğunu biliyorum.

Bu yazımda Çankırı hakkında kısa olarak genel bilgi verip sizlere Çankırı’daki “Taş Mescit”i anlatmak istiyorum. Çünkü Taş Mescit’te Çankırı gibi bilinmeye değer olduğu halde bilinmiyor…

Çankırı İç Anadolu’da, Ankara’nın kuzeyinde, Orta Kızılırmak bölümünde; Kızılırmak’ın kolları olan Acı Çay ve Tatlı Çay’ın birleştikleri yerde yer alır. Antik dönemde Germanikopolis ve Gangra olarak anılır. Gangra sözcüğü yörede yaşayan Paphlagonyalılar’ın yerli dilinde dişi keçi anlamına gelen “Gangra” sözcüğünden gelir. Bu doğrultuda Ankara Keçisi’nin menşeinin de Çankırı olma olasılığı yüksektir. Gangra isminden bahseden en eski yazılı kaynak M.Ö. 3. yüz yılda yaşamış olan bilim adamı Erastosthenes’tir. Gangra ismi klasik dönemden Luvi devrine kadar giden yerel bir addır. Arkeolojik kazılarda Alt Paleolitik Dönem olan M.Ö. 60.000 yıllarına ait olabilecek taş aletler bulunmuştur. Bilinen haliyle kente sırasıyla Romalılar, Galatyalılar, Bizanslılar, Danişmendliler, Candaroğulları, Selçuklu Devleti egemen oldu, I. Murat zamanında Osmanlı yönetimine girdi.

Çankırı'da bulunan ve sizlere bahsetmek istediğim Taş Mescit Selçuklu Dönemi'nden kalma en önemli yapıdır. Moloz taştan yapılması sebebiyle tamamen yıkılmış olan şifahane kısmı, Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Alâeddin Keykubat zamanında Çankırı Atabeyi (Valisi) Cemalettin Ferruh tarafından 1235 yılında yaptırılmıştır. Cemalettin Ferruh şifahaneye ilave olarak 1242 yılında bir Dâr-ûl Hâdis inşa ettirmiştir. Anadolu’daki ilk Dâr-ûl Hâdis olan eser halk tarafından Taş Mescit olarak isimlendirilmektedir. Mimari özelliğinin yanı sıra yapıya önem kazandıran diğer husus iki tane sanat eseridir. Biri yapı üzerinde, diğeri heykel görünümünde olan iki adet figürlü taş eserden 100 x 25 cm ebatlarında bir taş üzerine işlenmiş birbirine dolanmış iki yılan kabartması günümüzde “Tıp Sembolü” olarak kullanılan birinci parça yapı üzerinde bulunmaktadır. Çankırı Müzesinde sergilenen ikinci parçada ise günümüzde “Eczacılık Sembolü” olarak kullanılan kupaya dolanmış yılan figürü bulunmaktadır; 18 x 13 cm, üst kısmı 23 x 17 cm ölçülerinde kupa şeklinde bir taş ve taşın gövdesinden kupanın altından dolanarak kıvrılan yılan kabartması kadehin üzerine kadar uzanmaktadır, yılanın açık ağzı kadehin içine dönüktür. Bilindiği kadarıyla bu figürlere ait daha eski kalıntı ve kayıt yoktur.

Yılan motifinin 13. yüzyılda Selçuklular tarafından sağlık sembolü olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Kayıp olan kabartmanın Çankırı Cemaleddin Ferruh Darülafiyesi içinde bulunan Çankırı Mevlevihane’si şeyhi tarafından muhafaza edilmiş olduğu Çankırı defterinde bulunan kayıtlarda geçmektedir. Taş Mescid’in mezar odalarına girilen alt kapısının üzerine, günümüzde bu kabartmanın taşa işlenerek yapılmış bir kopyası bulunmaktadır.

Çankırı’nın merkezinde şehre hâkim kayalık bir tepe üzerinde bulunan ve halk arasında “Taş Mescit” adıyla bilinen Dar’ül hadis daha büyük bir yapının bugün elde kalan kısmıdır.Dar’ül hadisin güneyindeki düzlükte eskiden bir darüşşifa olduğu bilinmektedir.Bu darüşşifaya ait Arapça kitabe halen Çankırı Müzesi’nde sergilenmektir. Taş Mescit’ in en önemli özelliği Anadolu’da kurulan ilk dar’ül hadis, öteden beri iddia edildiği şekliyle Konya İnce Minare Dar’ül hadisi olmayıp ondan 35 yıl önce kurulan “Çankırı Dar’ül Hadisi” dir. Osmanlı dönemi kaynaklarında Cemaleddin Medresesi veya Çankırı Medresesi adıyla kaydedilmektedir. Taş Mescit orijinal kitabesi ile günümüze kadar gelebilen en eski dar’ül hadis binasıdır. Çankırı Dar’ül hadisi, bir müddet Mevlevihane olarak da kullanılmıştır. Bu Mevlevihane balkan harbine yardım ve lojistik destekte bulunmuştur.

Dar’ül Hadis Nedir?

Dar kelimesi, “yer, mekân, ev, yurt” gibi anlamlara gelmektedir. Dar’ül hadis ise “Hadis okutulan yer” demektir. Önceleri evler, mescitler ve medreseler bünyesinde yapılan hadis öğretimi faaliyeti, ilk defa Büyük Selçuklular döneminde dar’ül hadis denen ayrı müesseselerde yapılmaya başlamıştır. Osmanlı döneminde Dar’ül hadis müessesesine padişahlar, sadrazamlar, pek çok şeyhülislâm, vezir, paşa ve ağalar destek verip kuruculuğunu da yapmıştır. Halkın eğitilmesine, birlik ve beraberliğin sağlanmasına hizmet veren eğitim müessesedir. İslâm dünyasında medreselerden ayrı olarak “Dar’ül hadis” adıyla ilk eğitim kurumu, 1170’de Şam’da kurulmuştur. Şam’da kurulan bu müesseseden yaklaşık 70 yıl sonra Anadolu’da ilk dar’ül hadisin kurulduğunu görmekteyiz.

Dar’ül hadis dikdörtgen formda doğu-batı yönünde inşa edilmiştir. Etrafı güney kısma doğru dikdörtgen şeklini alan fakat kuzey cephede ovalleşen çevre duvarları ile çevrilidir. Dar’ül hadisin güney ve güney doğu cephesi hariç tüm cepheleri kesme taştan yapılmıştır. Dar’ül hadisin taç kapısı kuzeyde ve yüksektedir. Kapıya konsol taşlardan yapılmış iki kollu dar bir merdivenle çıkılır. Taç kapıda taş bezemeler dikkati çeker. Bu taş bezemeler ise rozetler ve kabaralardan oluşmaktadır. Taç kapının alınlığı mukarnaslarla ve aralarında kalan köşe boşluklarına yerleştirilen kabaralarla süslenmiştir. Mukarnasların tam altında ise yapının orijinal kitabesi bulunmaktadır.

Kitabenin transkripsiyonu şu şekildedir;

Es Sultan

Fi sene erbaine ve sitte miye

1-Emare bi’imareti Dar’ül-hadis ve’l makbere el abd’ül müteal

2-El muhtaç ila rahmeti Rabbinil’latif el Atabey Ferruh bin Abdullah

Kitabenin Türkçesi ise şu şekildedir;

Bu Dar’ül-hadis’in ve makberin yapılmasını latif olan Allah’ın rahmetine muhtaç Abdullah oğlu Ferruh 640 (Hicri) yılında emretti.

Aynı zamanda bir anıt mezar olan eserde iki adet mezar odası da yer almaktadır. Kuzey cephede yer alan mezar odasında bir sanduka yer almakta, doğu cephesinden girilen iki bölümlü mezar odasında ise beş sanduka bulunmaktadır. Yörede kaditler (kurumuş cesetler) olarak anılan cesetlerin döneminde mumyalandığı tahmin edilmektedir. Bu mezar odasında ortada yer alan tabutun Cemalettin Ferruh’a ait olduğu düşünülmekte, sandukası mezar odasının üstünde ana mekânda yer almaktadır.

Güney cepheye doğru uzanan eyvan bugün mescit olarak kullanılmaktadır. Bu eyvanın güney duvarında bir mihrap nişi de bulunmaktadır. İçeri girilen kapının sağ tarafında vaaz kürsüsü şeklinde düzenlenmiş oturacak bir sedir bulunmaktadır. Yapının kubbesi ve kubbeyi taşıyan pandantiflerde de tuğla malzeme kullanılmıştır. Kubbede aydınlanma sağlanması için dört adet pencere bulunmaktadır. Kubbenin üzeri kurşun ile kaplanmıştır.

Sizce de Çankırı bilinmeye, araştırılmaya, gidilmeye değer mi?

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

İtiraf edeyim ben Çankırılıyım, Çankırı’da doğdum, liseyi bitirinceye kadar &Cce...

Tıkayıcı Taş

İtiraf edeyim ben Çankırılıyım, Çankırı’da doğdum, liseyi bitirinceye kadar &Cce...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

İtiraf edeyim ben Çankırılıyım, Çankırı’da doğdum, liseyi bitirinceye kadar &Cce...