Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Beşiktaş’ın İncisi Yahya Efendi Hz.

avatar

Fatma Sarı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Ârif ol ey gönül sen,
Kalma sakın zevale
Hakka yarar iş eyle
Aldanma hiç hayale

Yahya Efendi Hazretleri

Gönlü rabbi ile hemhal olmuş, hak perdesini Allah ve Efendimiz (s.a.v)  aşk sırrı ile kaldırmış gönül dostu Yahya Efendi hazretleri Osmanlı dönemi alim ve velisidir.Mahlası Beşiktaşi’dir.

Mutasavvıf, şair, Geometri konusunda ileri seviye idi .Aynı zaman da Kanuni’nin süt kardeşi ve dostudur. Üveysidir. Aslen Amasya’lı olup, 1494’te (H.900) ‘de Trabzon’da doğdu. Babası orada uzun bir zaman kadılık yapmış.Yavuz sultan selim o zaman Trabzon sancak beyi idi.Kanuni Sultan Süleyman da o yıllar da orada dünyaya geldi. Babası Sami Ömer Efendi, Annesi Afife Hatundur.Şehzade Süleymanın annesi Hafsa Hatun’un sütü yetmeyince,Afife Hatun aynı zaman da Kanuni’ye de süt annelik yapmış. Kanunî, Yahyâ Efendi’ye “Ağabey” derdi. O zamanlardan başlayan dostluk bir cihan hükümdarı olacak olan  Kanuni ile Yahya Efendi arasında  devam etmiştir.

Yahya Efendi çocukluğundan itibaren ilme çok rağbet etti.İlk eğitimini alim bir kimse olan babası Ömer Efendiden, Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkışından sonra da kemale erişmek için hilafetin merkezi İstanbul’ a gelerek Zembilli Ali Efendi’den  ilim ve irfan dersleri alarak devam etti.

Bir çok medrese de müderrislik yapan Yahya Efendi 1555 yılında şu an ki türbesinin bulunduğu deniz kenarında ki bahçeyi satın aldı bir mescid ve ev yaptırarak inzivaya çekildi. Daha sonrasında evin etrafına medreseler, hamam ve orada kalanların barınacakları odalar ve yol üzerinde herkesin gelip geçtiği bir yerde de, çok güzel bir çeşme yaptırdı. İnşaat işlerin de çok maharetli idi ve bizzat kendisi yapar idi. Boğaz kenarında hıdırlık adı verilen bu bölgede ki dergahını da manevi işaretler sonucu buraya yaptığı söylenir.Aynı zaman da Beykoz’ da ki yuşa peygamberin makamının da Hazret tarafından  bulunduğu nakledilir.Medreselerin arasında Tıp medresesi de olduğu söylense de tabipliği konusunda kesin bir kaynak bulunmamakla birlikte medresenin müderrisleri arasında bir tabip, bir cerrah ve bir göz hekiminin bulunması ilginçtir.

Kanuni’nin Yahya Efendi’ye Hürmeti

Osmanlı’nın alime ve evliyaya sonsuz hürmet gösterenlerden biri olan batı’nın Muhteşem Süleyman diye nitelendirdiği Kanuni Sultan Süleyman’ da Yahya Efendiye büyük hürmet göstermiş ve tahta çıktıktan sonra da bu saygısına devam etmiştir.Ağabey dediği yahya efendiye ayrı bir itinalı davranmış, hediyeler göndermiş ve ziyaret etmiştir. Hazrette arzlar yazmış, talep veya tavsiyelerde bulunarak destek sağlamıştır.

Dünya saltanatının faniliğini mektuplarıyla  Kanuniye hep hatırlatmıştır.

Neme lâzım be Sultânım!

Kanuni devletin en yüksek noktaya getirdiği zaman da devletin akıbetini hayâl eder, günün birinde “Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı?” diye düşünmeye başlar ve Yahya Efendiye şu  soruyu gönderir.

“Sen ilahî sırlara vâkıfsın. Kerem eyle de bizi aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğulları’nın âkıbeti nasıl olur? Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?” şeklinde mektubu gönderir.

Yahya Efendi: “Neme lâzım be Sultânım!” diye cevap verir.

Bu cevabı alan Kanuni cevaba bir mana bulamaz ve bizzat kendisi Yahya Efendi’nin dergahına yanı giderek tekrar sorar.

Ağabey ne olur mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!

Sultânım sizin sorunuzu ciddiye almamak kâbil mi? Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.

İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım. Sadece “neme lâzım be Sultânım!” demişsiniz. Sanki “Beni böyle işlere karıştırma” der gibi bir anlam çıkarıyorum.

Sultânım! Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de “neme lâzım” deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa. Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryâdı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimâd ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir…

Bu cevaplar karşında ağabeyinin dediklerini ağlayarak tasdik eden cihan hükümdarı Kanuni memleketinin böyle bir alime sahip olduğu için şükreder.Her zaman belittiğimiz gibi Osmanlı’da alime verilen hürmet ile de  yüzyıllarca bu hükümdarlık devam etmiştir.

Şair’di

Dil ve Gönül ehli olan Yahya Efendinin edebi kişiliği ile aynı zaman da divan’ı olacak kadar iyi bir şairdir.

Şiirin gücünü kullarak ilahi hakikatleri anlatan velilerden biri.Bir Yunus Emre,Hz.Mevlana gibi olmasa da “Müderris” mahlası ile şiirler yazmış ve gönüllere nakşetti.Bu alemden beka alemine geçtikten sonra şiirleri divan halinde toplandı.Yahya Efendi’nin şiirlerine çocukluk yıllarını beraber geçirdiği “Muhibbi” mahlası ile şiir yazan Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte başladığı tahmin ediliyor.

Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan hazret Aynı zaman da Trabzon’da yaşadığı dönemde Kanuni ile birlikte Kostanta adlı bir zimmînin yanında kuyumculuk sanatını öğrenmişti.

Denizcilerin Ziyaretgahı

Dergahının ziyaretçisi çok olurdu,özellikle denize açılan gemicilerin Yahya Efendi’yi ziyaret ettiği ve ondan dua istediği söylenir.Aynı zaman da dergahının hristiyan topluluğun fazla yaşadığı bölge de olmasından ötürü gayrimüslimlerce de çok ziyaret edilirdi.Yahya Efendi’nin denizde kaybolan ve boğulma tehlikesi geçiren gayrimüslimleri kurtardığına dair rivayetler vardı.Bir çok gayrimüslim Hazretin yaşamından etkilenmiş ve hidayete ermiştir. Yahya Efendi hepsine yardım ve bol ikramlarda bulunurdu.Geleni boş çevirmezdi.Ziyaretine gelen ilim talebelerine ve fakirlere de çok yardımda bulunur, en aşağı hediyesi boğazın diğer ucuna  kayık ücretini ödemek olurdu. Kendisi gayet mütevazi bir hayat yaşar ve sade giyinirdi.

Bir rivayet olur ki günlerden bir gün Balaban adında ki Hristiyan bir çoban koyunlarından birkaçını kaybeder.Tekkeye gelir ve sorar. Yahya Efendi onun aç ve yorgun olduğunu görünce çobana ekmek, bal ve tereyağı getirir ve şöyle der.

İşte sana tereyağı, mumlu bal, taze nân
Diler isen yağa ban diler isen bala ban

Beyitte geçen ‘bala ban’ ifadesi çoban’ın adı olduğundan çok hoşuna gittiği ve hidayete erdiği söylenir.

Hazret 1569 yılında (H.977) ‘de kurban bayramı gecesi alem değiştirmiş ve dergahının bulunduğu yere defnedilmiştir.Cenaze namazı Süleymani’ye de Şeyhülislam Ebus Suud Efendi tarafından kıldırıldı.Türbesi Beşiktaş’ta Yıldız sarayının bitişinde ki yüksek tepe de  hak aşıklarının ziyaret yeridir.

Ahmet Hamdi Tanpınar Yahya Efendi’nin makamını şöyle tasvir eder “İlahi mağfiret Yahya Efendi Dergâhında adeta güzel bir insan yüzü takınır. Ölüm burada, hemen iki-üç basamak merdiven ve bir-iki setle çıkılıveren bu bahçede hayatla o kadar kardeştir ki, bir nevi erme yolu yahut aşk bahçesi sanılabilir.”

Boğazın dört manevi bekçisinden biri olan Yahya Efendi’nin Hızır ile görüştüğü ve ondan icazet aldığı söylenmektedir. Bir tarikat silsilesi bulunmamakta ve kendisinden sonra da halife bırakmamıştır.

Zarif ve cömert yaratılışlı olan bir gönüller sultanı olan Yahya Efendi hazret kimsesizlerin kimsesi olmuş.Halka hizmeti hakka hizmet olarak görmüştür.

Yahya Efendi’nin güzel şiirleri ile başladığımız yazımızı onun divanından bir güzel beyitler ile sırlayalım.

Ehl-i derdin derdine
Derman iken tekrar-ı Hu
Sır nedir ki inletir
Aşıkları ezkar-ı (Zikir) Hu

 Muhabbetle…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.