Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Vefatı

avatar

Ebru Yalçın

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Üstad Said Nursi Hz. günümüze ulaşan rivayetlere göre Rumi 1288-1299(Miladi 1872) tarihinde doğduğu bilinmektedir lakin bir başka rivayette ise Rumi;1293 Hicri; 1295 tarihleri yani Miladi 1878 yılı olduğu söylenmektedir. Bitlis’in Hizan ilçesinin İspairit nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya geldi.

Eğitimine medrese de başladı lakin 1 yıl sonra medreseden ayrıldı ve yine medrese eğitimi alan abisinin derslerini takip etmeye devam etti, Beş yıl süren tahsil hayatı boyunca Molla Mehmed Emin Efendi Medresesi, Mir Said Veli Medresesi, Molla Fethullah Efendi Medreselerinde eğitim aldı.

Hayatında oluşan sıkıntılardan dolayı eğitimlerine ara vererek devam etti, Risalelerinde, bu süre zarfında Kur’an’ı hatmettiğini, Sarf ve Nahiv kitaplarını İzhara kadar okuduğunu, Doğu Beyazıt’ta bulunan Şeyh Mehmet Celâli’nin medresesinde üç ay süren bir eğitim gördüğünü, bu eğitimi sırasında her gün günde üç saat meşgul olarak yüze yakın kitabı okuyup ezberine aldığını, medreselerde eğitimi yapılan kitaplar dışında pek çok başka kitabı da okuduğunu yazmıştır. Nakşibendî tarikatına bağlılığı, Halidî şeyhlerin sosyal aktivitelerine katılımıyla olmuştur. Daha sonra icazetini aldığı ve sonra Doğu Beyazıt’tan ayrıldığı bildirilmektedir. Bu sırada arkadaşları ve bazı hocalarıyla olan tartışmaları ve kavgaları sebebiyle medrese eğitiminde aksamalar olmuştur.

Said Nursî Hz. gördüğü bir rüyadan etkilendiğinden ve eğitime dönerek Müküs ocağındaki Mir Hasan Veli Medresesine gittiğinden bahseder. Zor konularda gösterdiği anlayış, okuduğu kitapları kolaylıkla ezberine alması ve ilmî tartışmalardan galip ayrılması gibi özellikleri Molla Fethullah Efendi tarafından “Bediüzzaman” ismi verilir. “Bediüzzaman” isminin yanı sıra “Molla Said” ve “Said-i Kürdî” gibi isimler ile de tanınmaktadır. Said Nursî, İstanbul’a gelişinden sonra Kürdistan’dan gelmiş olması ve Kürt olması dolayısıyla Said-i Kürdî ismiyle meşhur olmuş ve ilk dönem eserlerinin birçoğunda bu adı kullanmıştır. Saîd Nursi Hz. kendi hayatını iki kısıma ayırmıştır eski Said ve yeni Said. Yüreğinden dökülen demleri saklamaktan arınmış olan, özgür, mücadeleci, topluma maneviyatla yön verme niyetiyle şahlanan yeni Said. Yeni Said’in temel eserleri olan ve Risale-i Nur Külliyatının temelini oluşturan Sözler, Mektubat, Lem’alar ve Şualar adlı eserleri daha çok inanç konusuna odaklanır. Eski Said döneminde İslamiyet’e siyaset yoluyla da hizmet edilebileceği fikriyle hareket etti. Zamanla bu düşünceden vazgeçmiş ve siyasetten çekilmiştir.

Eski Said dönemi içerisinde, ilim meclislerinde münazaralara giren, sosyal ve siyasi olayları takip eden ve müdahil olmaktan geri durmayan Said Nursî, “Yeni Said” olarak tabir ettiği döneme geçmesiyle birlikte daha çok inziva hâli içerisinde bulunmuş ve en bilindik eserleri olan Risale-i Nur kitaplarının yazımı üzerine yoğunlaşmıştır. Risale-i Nur Külliyatı’nın büyük kısmı Yeni Said döneminde yazılmıştır. Yazılışından itibaren ilgi gören ve birçok insana yol gösteren risale i nurlar günümüzde tam manasıyla kuran tefsiri olarak çokça rağbet görmektedir. Anlatımındaki örnekler ve kıssalar oldukça ilgi çekici, manevi iklimi dünya hayatıyla harmanlayarak günümüz gençlerinin idrakini kolaylaştıran eserlerdir. Said Nursi’nin (k.s) risaleleri etrafında toplanan nur talebeleri bugünde hizmetlerine devam etmektedir, Cemaatin ana faaliyeti “Hizmet-i imaniye ve Kur ‘aniye” adını verdikleri Risale-i Nurların okunması, yorumlanması ve çoğaltılıp yayılmasıdır. Said Nursi Hz. gençliğinde ve akabinde ilerleyen yaşlarında yeni eserler yazarak hizmetine devam etmiştir, farklı kesimlerden insanlara ulaşabilmek için yurt içinde savrularak bazen sürgünlerle mücadelesine devam etmiştir. Ve risale nurların yurt dışındaki ülkelere gönderilmesi içinde önemli çalışmalar yapmıştır.

VEFATI VE MEZAR YERİ
23 Mart 1960’ta Şanlıurfa’da vefat etti. Urfa Halil-ur Rahman Dergâhına defnedildi.27 Mayıs Darbesi sonrasında 12 Temmuz 1960’ta cuntanın emriyle mezarı yıktırıldı. Naaşı konusunda yapılan iddialara göre Isparta’ya götürülerek şehir mezarlığına gizlice defnedilmiştir. Vasiyeti üzerine 1969’da bir-iki talebesi tarafından açılarak, cesedi kendileri dışında kimsenin bilmediği bir yere gömülmüştür. Naaşın taşındığı uçakta yer alan Erol Türegün tarafından ortaya atıldı. Buna göre Said Nursî’nin (k.s) naaşı Isparta-Afyon arasında bir yere gömülmüştür. Şu an mezarının yeri bilinmemektedir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.