Bazı Acılar Kutsaldır

Bosna Hersek’ten bu yazıyı okuyan bütün dostlarımıza ve kardeşlerimize en içten selam ve hürmetlerimi iletiyorum.

İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yaşanmış en büyük trajedi olarak kayıtlara geçen Bosna Hersek’teki acının yaraları hala kapanmadı. Neden mi? 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’da yaşanan soykırımda hunharca şehit edilen yakınlarının kemiklerini bulup Potoçari Şehitliği’ne defnedilebilmesi için Allah’a dua eden Müslümanların gözyaşları bile dinmedi. Ve o kemikler hangi toplu mezardaysa bulunup getirilmediği sürece de dinmeyecek. Her sene soykırımın yıl dönümü olan 11 Temmuz’da gerçekleştirilen ve bulunan kemiklerin defni sırasında kendi acıları dindirilmediği sürece bu yara kanamaya devam edecek.

1992-95 yılları arasında bir tarafta Avrupa’nın en büyük dördüncü gücü diğer tarafta ise silahlanmasına izin verilmeyen, mevcut silahları da barış adı altında elinden alınan Boşnak Müslümanları arasında yaşananlar savaştan çok bir vahşet gösterisiydi. Adalet ve güç dengesi olmayan bu mücadelede Çetniklerin maksadı (Müslüman düşmanı silahlı Sırp milisler) orantısız bir şekilde Müslümanları öldürüp Bosna Hersek’ten izlerini kalıcı olarak silmek dolayısıyla Balkanlarda Osmanlı’yı seven ve temsil eden evladı Fatihân’dan intikam almaktı. Nitekim Srebrenitsa’daki vahşetin başrollerinde olan Sırp Kasabı Ratko Mladiç işgal ettiği Srebrenitsa’da kameralar karşısında basına şunları söylüyordu. “11 Temmuz 1995 günü bir büyük Sırp bayramının arefesinde Sırp Srebrenitsa’sındayız. Bu kasabayı Sırp milletine armağan ediyoruz. Nihayet Türklere karşı ayaklanmamızdan sonra Türklerden intikam almamızın zamanı geldi” Peki bu neyin intikamı olabilirdi ki? Bırakın aynı mahalle veya sokaktaki komşusunu, karıncayı bile incitmekten kaçınan Boşnak Müslümanları Sırplara ne kötülük yapmış olabilirdi ki bunun intikamı onlardan alınmak istensin? Neyin intikamı biliyor musunuz? I. Kosova Savaşı’nda Sultan I. Murad komutasındaki Osmanlı ordusunun ile Sırp kumandanı Lazar Hrebelyanoviç önderliğindeki çok uluslu Balkan ordusuna 28 Haziran 1389 tarihinde attığı Osmanlı tokadının intikamı. Bu öyle şiddetli bir tokat ki acısı altı asırdır geçmemişti.

Bosna Savaşı’nda mühim noktaları kaçırmamak lazım... Nedir onlar? Bu soykırım, her dem medeni olduğunu iddia eden, ülkemizde en küçük bir hadisede bile hemen ayaklanıp bize insan haklarından, demokrasiden dem vuran Avrupa’nın tam ortasında yaşanmıştır. Batı’nın maskesini düşürüp gerçek yüzünü, ikiyüzlülüğünü, Müslümanlara karşı çifte standardını ortaya koyan elim bir hadisedir. Çünkü burada “demokrasi” getirmeyi gerektirecek petrol ve zengin yer altı kaynakları yok. Ölenler ve ölecek binlerce insan Müslüman olunca, buraya asker gönderip kendi vatandaşlarının canını riske atmak istemediler. O halde her konu açıldığında kendi milletini küçük görüp Avrupalıları yücelten sözler sarf eden kişilere “görün yaşanan bu vahşette Avrupa’nın gerçek yüzünü” demeliyiz. Zenginliklerini, sömürgeleştirdikleri ülkelerdeki milyonlarca masum insanın kanları, canları üzerine bina edenlerden merhamet beklemek ne kadar mantıklı bir durum o da ayrı bir tartışma konusu. Avrupa ve Batı bu savaşta Müslümanların ekin gibi biçildiği, ağır silahlarla üzerinden silindir gibi ezilip geçildiği, genç yaşlı demeden Müslüman kadınların, kızların tecavüz edildiği süreç içerisinde kılını bile kıpırdatmadı. Kendi imkânlarıyla silahlarını üreten, dışarından, içerden katılan gönüllülerle düzenli ordusunu kurup kritik şehirleri Sırpların elinden tekrar almaya başladığında hemen BM devreye girip acil ateşkes ilan ettiler. Bu ikiyüzlülük, çifte standart değil nedir? Üstelik bu sadece bir veya iki defa olan bir şey değil. Ne zaman Müslümanlar artık Sırplara ciddi darbeler vurmaya başlasa hemen “Artık barış olsun, kan dursun, acele ateşkes ilan edilsin” sözleriyle Bilge Kral büyük komutan Aliya İzzetbegoviç liderliğindeki Boşnak mücahitlerinin önü kesildi. Dikkat çeken başka bir mevzu, adamlar altı asır boyunca kendilerine dava edindikleri “Türklerden intikam” meselesini hiç kendileri için hedef olmaktan çıkartmamışlar. Onlar Türk derken kast ettikleri aslında Müslümanlardır. Peki, bizlerin davası neydi? Bizlerin hedefi ne olmalıydı? Bir marangoz bile küçük bir dolap yaparken elindeki plana belki onlarca kez bakıp hedefinden uzaklaşmamaya çalışırken bizler bir ömürlük hayatımızda hedefimiz üzerinde mi ilerliyoruz yoksa hayatımızda davamızdan sapmalar mı var ne sıklıkla kontrol ediyoruz? Davamız ve hedefimiz nedir?

Saraybosna’daki incelemelerim esnasında Bosna Savaşı hakkında duydukça beni heyecanlandıran, duygulandıran bir mevzudan bahsetmek istiyorum. Boşnak kardeşlerimize sorduğum sorulardan bazıları savaş esnasında dikkatinizi çeken ilginç olaylar oldu mu? İlahi yardım niteliğinde nelere şahit oldunuz? Bazı cevaplar şöyleydi. “Üç buçuk sene boyunca her tarafımız kuşatılmıştı. Fırınlardan ekmek bulmak bile çok zordu. Herkes imkân buldukça evinin önündeki küçük toprak alanları ekmeye başladı. Ekilen sebzeler şaşırtıcı şekilde çok kısa sürede büyüyor ve anormal derecede verim alıyorduk. Hepimiz buna şahit olduk. Sadece savaş halinde gördük bunu, savaştan önce kesinlikle böyle bir şeye rastlamadık. Savaş bittiğinde de bu durum devam etmedi eski, normal haline döndü”

Savaşlarda büyük ya da güçlü olan değil Allah kimin yanındaysa o kazanır. Allah’ın izniyle bu düsturu unutmadığımız sürece ve Allah’ın yardımını hak edecek haklı ve meşru durumumuzu koruduğumuz sürece dünyada bizleri yenecek güç yoktur. Kendisini rahmetle andığımız Aliya İzzetbegoviç’in “Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır” sözleri manidardır.

O bilge insan ne güzel söylemiş “Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için gökyüzünün öğrencisi olmak lazım”

Allah c.c bizleri davasının şuurunda olan, dünyanın geçici lezzetleri karşılığında ebedi hayatını değişmeyen salih/saliha ve muttaki kullarından eylesin. Vesselâm…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Bu Dünya İçin Değerliyim

Bosna Hersek’ten bu yazıyı okuyan bütün dostlarımıza ve kardeşlerimize en içt...

Tekliften Önce Tanım

Bosna Hersek’ten bu yazıyı okuyan bütün dostlarımıza ve kardeşlerimize en içt...

Yalnız O Karışır

Bosna Hersek’ten bu yazıyı okuyan bütün dostlarımıza ve kardeşlerimize en içt...