Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Başımızın Tacı Edep

avatar

Fatma Sarı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Edep Arapça bir kelime olup Türkçe manası saygıdır. Yani insanın diğer insanlar ile ilişkisinde ve günlük yaşamında güzel ahlak’a sahip olması ve güzel huylar sergilemesidir. Nasıl ki bir mücevheratın süsü parıltısıdır , insanın ziyneti yani süsü de edebidir.İslam dininin başı da sonu da edeptir.Yaşadığı herhangi bir olay da haklı ve güçlü olsa da ya affeder ya da adaletli davranır.  Edep aynı zamanda insana değil, canlıya cansıza, mekana ve zamana karşı gösterilmelidir. Yüce rabbimiz kainattaki her bir zerreyi bizlere hizmet için yaratmıştır. Her şey onu tesbih etmektedir. Bundan ötürü mümin bir kul öncelikle onu yaratan alemi kainatın sahibi rabbine karşı edepli olmalıdır.  Haddini bilmeli ve Allah’ın emir ve yasaklarına itaat etmelidir. Şeytan huzurdan ilim ve amel eksikliğinden değil ,rabbimize karşı edepsizliğinden ötürü kovuldu. Şüphesiz ki en büyük edep örneği fahri kainat Efendimizdir.

Edeple ilgili en çok bilinen menkıbelerden biri Şair Nabi ile ilgilidir. Peygamber aşığı olan mutasavvıf şair, Yusuf Nabi 1648 senesinden  içerisinde devlet büyüklerininde olduğu bir kafile ile hacca niyet eder , Efendimiz (a.s.v) huzuruna yaklaştıkça heyecanı artan Nabi’nin kervanı Medine’ye yakın bir yerde konaklar. Nabi farkeder ki kervanda ki paşalardan biri ayaklarını Medine’ye doğru uzatmıştır. Bunun üzerine Nabi paşayı uyarır ve dilinden şu nağmeler dökülür.Bu naa’t-ı şerifin bir kısmı şu şekildedir.

 Sakın terk-i edebden kûy-i “Mahbûb-i Hudâ”dır bu
Nazar-gâh-ı ilâhîdir “Makâm-ı Mustafâ”dır bu
Felekde mâh-i nev “Bâbü’s-Selâm”ın sîne-çâkidir
Onun kandilidir hûr matlâ-i nûr u ziyâdır bu”

Günümüz çevrimi ile:

Cenâb-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın makâmı olan bu yerde edebsizlikden sakın!

Gökyüzündeki hilâl, O’nun “Selâm Kapısı”nın yüreği yaralı âşığıdır. Güneş de aydınlık ve ışığın kaynağı olan O’nun nûrunun kandilidir.

Bunu duyan paşa hemen toparlanır ve bu şiiri ve ne zaman yazdığını sorar.Nabi’ de o anda yazdığını ifade eder ve ikisinden başka kervanda bu olaydan kimsenin haberi olmamıştır.

Kafile yola devam eder, sabah namazı vakti Medine’ye varırlar.Minarelerden müezzinler Nabi’nin okuduğu kasideyi okumaktadır. Ne olduğunu anlamazlar. Nabi ile paşa namaz bitimi müezzinin yanına giderler.Na’atın kimin olduğunu ve kimden öğrendiğini sorarlar. Müezzin pek cevap vermek istemese de Nabi’nin ısrarı üzerine durumu açıklar. Bu gece rüyamda Allah resulü (a.s.v) , ‘Ümmetimden Nabi isimli bir şair beni ziyarete geliyor. Bu zatın bana muhabbeti çoktur. Bu naa’tı  bana aşkından yazmıştır.Bu naa’tı sabah minarelerden onun gelişi şerefine okuyunuz’ diye buyurdu der.

Bunu duyan Nabi merhum söyle söyler.Demek Efendimiz (a.s.v) bana “Ümmetim!” dedi. Elhamdülillah der. Paşa da kendisine verilen dersi anlar. Edep dinimizde insanı yücelten bir yere sahiptir. Bunun örnekleri başta bu verdiğimizde olmak üzere sıralamak ile bitmez.

Edepten bahseder iken ecdadı da unutmamak gerek.Osmanlı devletinin temelinin en önemli harcı ve cihan’a hükmetmesinin sebebi Edebidir.Haya ile birlikte gelen tevazu ise onları daha da yüceltmiştir. Bu cihan devletinin kurucusu Osman Gazi de bir edep timsali idi.Rivayet odur ki Osman Gazi’nin hocası Şeyh Edebali hazretlerinin dergahında kaldığı bir akşam, odasında Kura’nı kerim olduğu için ayağını uzatıp yatamaz, bir köşeye kıvrılıp sabaha kadar kur’an ve zikir ile meşgul olur.Sabaha karşı uyuyakalır ve rüyasında Osmanlı devletinin tohumlarını atacağı ilahi sır ile ikram edilir.Buna bir yazımızda değinmiştik.Ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler Şeyh Edebali yazımıza göz atabilir.

Hiç şüphesiz bunlardan biri de Kutsal emanetleri başının üzerinde bu Aziz şehri İstanbul’a getirten Yavuz Sultan Selim Han’dır.

Yavuz Sultan Selim Han 1517 yılında Mısır’ı fethetmesinin ardından hilafet makamı kendisine verilmişti.Hatırlatmak gerekirse Ecdad bu tür takdimleri Cuma günü namazda okunan hutbe ile ilan ederdi. 20 Şubat 1517 Cuma günü hutbede katibin kendisinden “Hâkimü’l-Harameyni’ş-Şerîfeyn (iki şerefli belde olan Mekke ve Medîne’nin hâkimi)” diye bahsetmesinden rahatsız olan Yavuz Sultan Selim, düzelterek Hayır, hayır! Bilakis hâdimü’l-Harameyni’ş-Şerîfeyn (iki şerefli belde olan Mekke ve Medîne’nin hizmetkârı) diye yaşlı gözlerle diye eklemiştir. Toprağı öperek rabbine secde ile şükretmiş ve hizmetkarı olduğunu belli etmek için sarığının üzerine süpürge şeklinde sorguç takmıştır.

Bir diğer güzel ahlak ve edep sahibi Sultan Abdulaziz Han’dır.

Bir gün Abdulaziz Han mecalsiz bir şekilde hasta yatağında yatarken “Medine halkından bir dilekçe var!” denildi. Yaverlerine “Derhal beni ayağa kaldırınız! Harameyn’den gelen talepleri ayakta dinleyeyim! Allah Rasûlü’ne komşu olanların talepleri, böyle ayak uzatılarak edebe aykırı bir şekilde dinlenemez!..” dedi. Her Medine’den gelen mektuplarda Bunlarda Medîne-i Münevvere’nin tozu var! diyerek öper ve alnına götürür. Daha sonra da başkatibine vererek okumasını buyururdu.

Hakka gönül vermiş Allah dostları “…Her nerede olursanız olun, O (Allah) sizinle beraberdir…” (el-Hadîd,4) ayetinin sırrı ile oturmasında, kalkmasında, yemesinde, içmesinde, insanlar ile münasebetinde yani her türlü hal ve hareketlerinde rabbini incitir düşüncesi ile hareket ederek edebi vurgulamıştır. Bunlardan biri de şüphesiz ki bizi biz yapan ecdadımızdır.

Edepsiz kimse hakka ulaşamaz. Edep başların tacı, gönüllerin ilacıdır ve insanı yükselten bir değerdir. Terk-i edep ise muhakkak ki alçaltır.

Bu günlerde birçok musibete maruz kalıyor isek en büyük nedenlerinden biri de Edepten yoksun kalmamızdır.

Rabbim bizi Edepli olanlardan kılsın. Fahri kainat Efendimiz (a.s.v) ve onu sevenlerin yanında eylesin.

Muhabbetle kalın.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.