Bam Teli

“Yıllarca aradım kendi kendimi
Hiçbir türlü bulamadım ben beni
Hayal mıyım ürüya mı bilinmez
Hiçbir türlü bulamadım ben beni

İnsan mıyım mahlûk muyum ot muyum
Ekilir biçilir bir nebahat mıyım
Yoksa görünüşte bir sıfat mıyım
Hiçbir türlü bulamadım ben beni

Leyla mıyım Mecnun muyum çöl müyüm
Arı mıyım çiçek miyim bal mıyım
Köle miyim bir güzele kul muyum
Hiçbir türlü bulamadım ben beni

Varlığım yokluğum bir Veysel adım
Gök kubbede kalacaktır ses kadim
Elli üç yıl kendi kendim aradım
Hiçbir türlü bulamadım ben beni”

Aşık Veysel Şatıroğlu

Yaşamamız boyunca neyi ararız? Neyin peşinde koşarız? Diploma, iş, kariyer, ev, araba, aile, kendimiz?

İnsan kendisini arar mı? Ararsa kaybettiği için mi, yoksa ilk defa tanışabilmek için mi arar?

Genellikle ruhsal varlığımızın bilincine diğer temel ihtiyaçlarımızı karşılamaya başladıktan sonra varırız. Her şey tastamam gibi görünürken bir şey eksiktir; çok önemli bir parçanın eksikliği kaplar benliğimizi…

Bizlere öğretilenler ve inancımız gereği çocukluk yaşlarımızdan itibaren birer ruhsal varlığımız olduğunu zihinsel olarak biliriz aslında. Ama eksik olan onun varlığını bilmek değil, onu hissedebilmektir… Varlığını hissedebilmek için önce yokluğunu hissederiz. Açlığımızı hissederiz. Ruhumuzu doyuran şeylerin peşine düşerek farkında olmadan iz süreriz.

Bu bazen bir deneyimdir, bazen güzel bir söz, bazen bir şiir, bazen de türküdür… “Müzik ruhun gıdasıdır” deriz ya; bana göre türküler aynı zamanda ruhun aynasıdır. Bazen tatlı, bazen acı, bazen umutlu, bazen kederli… Hem dile gelirler, hem dile getirirler, hem beslerler, hem de doyururlar.

Diğer sözlü müzik türlerinden ve şarkılardan farklıdır türküler; anonimdirler. Yazanını, söyleyeni belli olsa bile halka mahal olurlar, herkesin dili olurlar, herkes için olurlar…

Son zamanlarda psikolojik ve psikiyatrik ekollerde sıkça bahsedilen, üzerinde durulan “Kolektif bilinçdışının” dilidir türküler. Her birimiz fiziksel ve ruhsal olarak biricik ve eşsiz benzersizlikte yaratılmış olsak da ortak ve görünmez bağlarla birbirimize bağlıyız. Zannettiğimizden çok fazla ortak noktalarımız var.

Görünmez bağlar demek; sevgi demek, şefkat demek, merhamet demek, iyi olmak ve iyilik yapma çabası demek, başkalarının duygularını hissedebilmek demek… Yani türkü demek…

Şüphesiz türkülerin can dostu bağlamadır. Bağlama çalınmadan söylenen bir türkü yavan kalır. Bağlama çalınan ve türkü söylenen bir evde doğup büyüdüğüm için şanslı olduğumu düşünüyorum. Gençlik yıllarımda arkadaşlarımın çoğu trend olduğu üzere gitar vb. çalmayı öğrenirken ben bağlama çalmayı öğrendim. Buradan bağlama dışındaki enstrümanları önemsiz ve değersiz bulduğum anlamını çıkarmayacağınızı umuyorum. Anlatmak istediğim daha farklı bir yaklaşım; modern zamanlarda türküler ve bağlama çalmak her ne kadar demode görünse de hala bizler yanık bir türkü tutturdukça ve bağlamanın bam teline vurdukça onlar da bizim bam telimize yani ruhumuza dokunmaya devam ediyorlar, devam edecekler…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Selam Olsun

“Yıllarca aradım kendi kendimi Hiçbir türlü bulamadım ben beni Hayal mıyım ...

Dikkat, Açımız Daralıyor!

“Yıllarca aradım kendi kendimi Hiçbir türlü bulamadım ben beni Hayal mıyım ...

At Murattır

“Yıllarca aradım kendi kendimi Hiçbir türlü bulamadım ben beni Hayal mıyım ...