Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 3

e
sv

Bahardı Sevdanın Adı

avatar

Gülden Bayraktar

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Avuçlarının arasına kanaviçe nakışlı bir mendil tutuşturup “Ardımdan ağlarsan gözyaşını buna sil olur mu? ” demişti. Ses etmeden eğdi başını Yusuf. Dalgalar yüzüne yüzüne vurdu sanki. İçine çekti sahil boyundaki zakkum çiçeklerinin kokusunu. Göğsüne ayrılık acısının zehri aktı. Eliyle bastırdı yerinden sökülen kalbini. Dalından bir zakkum çiçeği koparıp uzaklaşan gemilerin ardından bıraktı denize. Günlerden arefe idi. Ve giderken bütün bir ömrün bayram sabahı telaşlarını da beraberinde götürmüştü. Yusuf’un elinde kanaviçe nakışlı bir mendil, bir de zakkum çiçeği. Çöktü olduğu yere. Gözlerinden yanağına düşen yaşlarını sildi mendilin ucuyla. Kokusunu içine içine çekti mendilin. “Yâr elin değdi bu mendile öyle mi, nakış nakış işlerken bu günü de hesaba katmış mıydı gözlerin?” dedi, kendi kendine. Sonrası derin bir sessizlik… Göğsüne gök sığardı da bu ayrılığı sığdıramadı. Akşam çökerken günün üzerine, sahile düşen yakamoz ışığına daldı gözleri.

Baktığın yerde yâri görmek de sevdadan sayılıyordu aşıklar meclisinde. Bahar’dı bu giden sevdanın adı. “Ömrüme bahar getirenim” diye severdi. Bahara tutuldum, derdi soranlara. Avucunda tuttuğu zakkum çiçeğine baktı. O da bahar aylarında açardı. “Yetim kaldık ha! ” dedi, zakkum çiçeğine. Yetim ve yaralı… En derin yaralar böyle açılıyordu işte; bazen tek bir sözle, bazen de tek bir söz dahi etmeden sebepsiz bir gidişle. Ardına bakmadan ne varsa yaşanan öylece geride bırakarak. Belki Bahar da gitmekten başka çare olmadığı için gitmeyi seçmişti. Ama Yusuf’un gönlüne sormadan gitmişti. Yusuf’un gönlü de işte en çok buna kırılmıştı. Gönül en çok da en çok sevdiğine kırılır. Darılamaz, kızamaz, gülden ağır söz edemez ama inceden inceye kırılır. Yusuf da Bahar’a kırılmıştı. İçten içe, inceden inceye… ama baharı gidiyorum deyince tek bir kelime bile edememişti işte. Gitmişti Bahar… avuçlarının arasına bir mendil tutuşturup gitmişti. Çöktüğü yerden usulca kalktı Yusuf. Hava iyice kararmaya başlamıştı. Eve gitmek istemiyordu. Çünkü giderken Bahar’la yürüdüğü sokaklardan geçecekti. Dalından bir gül koparıp “Bahar hanım, gül mevsimi gelmiş var mı haberiniz?” diye gülü eline tutuşturduğu bahçenin önünden geçecekti. Gözü kesmedi, yol büyüdü gözünde. Hayatı boyunca yürüdüğü en zor yoldu. Daha o günün sabahında çiçek bahçesi saydığı bu yol, şimdi göğsünü daraltıyordu. Sokak, sanki Bahar’ın sesiyle yankılanıyordu. “Yusuf, Yusuf”… eğer duyduğu sesler gerçek olsaydı, Yusuf hiç düşünmeden hiçbir şey olmamış gibi yârine “Baharım” diyecekti…

Bir insan bir insanı ne kadar sabırla bekleyebilirse Yusuf da öyle bir sabırla bekledi Bahar’ı. Günler gece oldu, mevsimler ardı ardına geçti. Kaç zemheri ay bahara döndü. Arefe günlerini bir başka bekledi Yusuf. Bahar’ı bayram sabahına dönsün diye gönülden dualar etti. Ama her gelen bayram sabahı, tatlı telâşların yerine Yusuf’un umudundan bir parça daha alıp götürüyordu. Yâr ile olmayan bayram, bayram gibi değildi.

Ne zaman daralsa sahil boyuna gider ve zakkum çiçekleriyle dertleşirdi. “Göğsünde zehirle yaşamayı bir siz bir de ben iyi bilirim” derdi. Göğsünde zehirle yaşamak her an ölüme hazır olmaktı.

Yusuf git gide sessiz bir adama dönüşmüştü. Kırılmıştı… hiçbir şeye gücü yetmeyen birine dönüşmüştü. Bahar’dan gayrısına adeta kördü, sağırdı. Meczupluk namıyla dolaşır olmuştu sokaklarda. Sorsan cevap vermez, anlatsan dinlemez bu hâli, iyice herkesten uzaklaştırmıştı Yusuf’u. Sağda solda herkes onu konuşur olmuştu. Görenler haline acırdı. Elinde kanaviçe nakışlı bir mendil sabah sahile iner, akşam eve dönerdi. Bahar ile yürüdüğü yolları Baharsız yürümek canını acıtsa da “bahar bu saatlerde buradan geçerdi” deyip gül bahçelerinin önünde beklerdi. “Sen Bahar’ı unut, o artık gelmez” diyenler olurdu. Elini kalbinin üzerine koyar derdi ki : “Bahar buraya sevdirildi. Ben onu aklım ile unutsam ne olur, sevdiren unutturmadıkça.”

Sevmek özünde sevdirilmekti. Bahar da Yusuf’a sevdirilmişti. Yusuf’un aklı kalbine tâbi olmuştu. Saymadı kaç bahar geçti Bahar’ın gidişinin üzerinden. Eksilmedi sevgisinden bir parça bile. Sevdasından dillere düştü ama ne sevgisi azaldı ne de tek bir gün halinden şikayet etti. Yaşıtların ev bark sahibi oldu diye bir annesi sitem ederdi, Yusuf’un bu halini gördükçe. Ana yüreği elbette dayanamazdı evladını böyle görünce. Dile gelirdi sonra “Sevda demiri bile eritir oğlum, sen bu dert ile erittin kendini”. Yusuf’un gözleri dolardı annesinin bu dediklerine. “Eğer beklemek elimde olsa gel bugün vazgeçeyim, ev bark da kurayım ama olmuyor. Ben gözümü çevirsem gönlümü çeviremem annem, el kızına yazık olur” derdi. İkisi sarılır birbirine ağlarlardı. Bir bayram sabahı daha geldi. Bilmem bu gelen kaçıncı bayram sabahıydı. Ve bu bayram da gelmemişti Bahar. Yusuf sahil kıyısına indi. Bahar’ı son gördüğü o zakkum çiçeklerinin yanı başına oturdu. O günü geçirdi gözlerinin önünden. Son hatıralarını… Bir kaç cümle dökülmüştü Bahar’ın dudaklarından:

-Gitmem gerekiyor.
-Peki gelecek misin?
-Bilmem bekleme sen beni
-Beklerim.
-Hayır, bekleme ! Yalnızlığa yenilmeni istemem.
-Olur da dönemezsem yalnız kalırsın.
– …
-Bana sakın kızma
-O nasıl söz, ben sana kızabilir miyim?
-Ağlama sakın
-Karışma
-Ben seni kırmak istemiyorum
-Ben sana kırıl..
– …
– …

Yusuf’un yalnızlığı ilk orada başladı. Karşılıklı sustukları o anda. Sonra da bir daha o boşluk hiç dolmadı. Gözleri kızardı. Yanağına düşen yaşları sildi avuçlarının arasında tuttuğu kanaviçe nakışlı mendille. O günün hatırası yaralarını sızlattı. Dili lâl oldu. Dalından kopardığı bir zakkum çiçeğini, kalbine bastırıp içindeki âhı sessizce ona akıttı.

“Ahh Bahar bilmiyorsun. Ben yalnızlığa değil, ben sana yenildim. Ben Bahar’a yenildim. Bahar benim içimde…”

1986 Samsunlu doğumlu, Ebrar ve Ertuğrul isimli iki emanetin emanetçisiyim. Eğitime açıköğretimden devam eden, fiili okuma yazma gayreti olan okur-yazarım. Genç nesillere faydalı olmak adına gençlik kulüplerinde eğitim görevine devam etmekteyim. Yazma hikayem okumakla başladı. Tasavvuf ve aşka dair okumalar rehberim oldu. Temennim bir ömrü kalbimin rehberi eşliğinde yazarak ve yaşayarak geçirmektir.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.