Sıradaki içerik:

Demir Yaylı Dukak ve Kör Derviş

e
sv

Babamız! Bizi Bırakıp Nereye Gidiyorsun?

avatar

Mümin Numan Munis

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Davos’ta Türkiye’nin “Van Minut!” çıkışını yaptığı günlerde televizyonda rastladığım bir görüntüyü hiç unutmam. Filistin’de düzenlenen bir gösteri… Kürsüdeki konuşmacı yüksek sesle haykırıyor:

“Selam sana Türkiye!

Selam sana Osmanlı!

Selam sana Abdülhamid Han!”

Evet, yüzyıl sonra yine Hünkâr… Yine Abdülhamid Han… İdarede bulunduğu sürece Filistin topraklarına yerleşmek için her türlü yola başvuran Yahudilere set olan Devletli Sultan… İsrail Devleti’nin bölgeye getirdiği karmaşayı, terörü, kan ve gözyaşı denizini gördükçe Hünkâr Hazretleri’nin gayretleri daha net anlaşılıyor belki de. Filistin’in önceki devlet başkanı Yaser Arafat belki de bu duygularla verdiği bir demeçte İsrail Devleti’nin kuruluşunu yarım asır geciktiren Sultan Abdülhamid’e duydukları minneti ifade ediyordu.

Söylendikçe Söylenenler

Uzun uzadıya hadiseleri yazmayalım. Tertip edilen hile neticeye ulaşmış ve Hünkar Hazretleri tahttan indirilmiştir. Sürgün edildiği Selanik/Alatini Köşkü’nde iken patlayan Balkan Savaşı… Beylerbeyi Sarayı’nda ikamet ettirildiği günlerde ise şahit olduğu Çanakkale Harbi…

İçeride kaos, dışarıda kayıplar… Ve kendisinden nefret ederek Osmanlı tahtından hal edenlerin derin bir pişmanlıkla zaman zaman Hünkâr’a danışmaları ve her danıştıklarında ne kadar büyük hata ettiklerini anlayıp daha bir pişman olmaları…

Gerçi Sultan Abdülhamid ile ilgili çok deyiş vardır. Benim en hoşuma gideni dillere pelesenk olan bir halk söylencesi:

Bizden selam edin Sultan Reşad’a,
Kınalı beşikler kaldı köşede.
Sultan
Hamid gerek asker yaşata,
O da hal edildi, devrana bakın!

Sultan Abdülhamid’in en ateşli muhaliflerinden Rıza Tevfik’in “Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhaniyetinden İstimdat” adlı şiirini çoğumuz bilir, ilk kıtasını alalım;

Neredesin Şevketli Sultan Hamid Han,
Feryadım varır mı
barigahına?
Ölüm uykusundan bir lahza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.

Hünkar Hazretleri tahttan indirildikten sonra öyle bir baskı (istibdad) gelir ki, Sultan Abdülhamid’in idaresine baskıcı diyenler ne kadar büyük bir iftiranın müfterileri olduklarını bizzat dillendirirler. Üstelik Abdülhamid istibdadına (!) hasret çekerek:

Kaç zamandır gelmişken yâda biz,
İşte geldik senden istimdada biz,
Öldürürler basarsak feryada biz,
Padişahım hasret olduk eski istibdada biz… (Süleyman Nazif)

Hünkârın Son Yolculuğu

Sultan Abdülhamid dönemi hala tartışma konusudur, hepimiz çok kere ideolojik saplantılarla Serdar-ı Hakan’ı eleştirenlere denk gelmişsizdir. Hatta eleştirirken sınırı aşanları da görmüşüzdür. Bir dönem tarih dersi kitaplarında, Sultan Abdülhamid Han için Fransız bir yazarın Ermenileri bahane ederek uydurduğu “Kızıl Sultan” lakabının yer aldığını düşündüğümüzde bütün bunlar tuhaf değil aslında.

Sultan Abdülhamid hakkında Ahmed Rasim:

Sen değil naaşın hükümdar olsa elyaktır bizlere,
Dönsün etsin taht-ı Osmaniye tabutun cülus.

Beytini döktürdükten sonra, beynine saplı duran bir ideoloji mızrağıyla Hünkar Hazretlerine saldıranları ciddiye almak her zaman abes gelmiştir bana. Gerçi söz konusu Osmanlı olduğunda belki reytingleri artırmak, belki farklılık oluşturmak (ki bizde farklı bir şey söyleyenin sözüne kulak verilir daha çok), belki de tamamen cahillikle dile getirilen öyle abes beyanlara şahit oluyoruz ki…

Sultan Abdülhamid’i kötülemek için söylenen bütün sözleri boşa çıkaracak tek bir hadise anlatalım:

1918 yılı… Mevsim kış… Şubat’ın 10’u… Devletli Hünkâr Sultan Abdülhamid Han ikamet ettiği Beylerbeyi sarayında vefat etmiştir. Cenaze merasiminde devlet erkanı hazır bulunur. Şeyhülislam Musa Kazım Efendi’nin imametiyle kılınan cenaze namazının ardından defnedilmek üzere Sultan Mahmud Türbesi’ne doğru yola çıkılır.

Pencerelerde, kapı önlerinde, kaldırımlarda merasime dahil olan halkın hüznü doldurmuştur sokakları. Hıçkırıklar, ağlaşmalar arasında Hünkâr Hazretleri hakkında yapılan, yapılmakta olan bütün hadsiz eleştirileri yerle bir eden bir söz duyulur:

“Babamız! Bizi bırakıp nereye gidiyorsun?”

Bu vesileyle şerefli ecdadımızı bir kez daha Fatihalarla yâd edelim.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.