Aydınlar, Batı ve Biz

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Bu kitap Bizim 1000 yıllık şanlı tarihimizden koparak nasıl Batı’nın kültür ve değerlerini kendi değerlerimiz gibi kabul edip uyguladığımızı ve bundan nasıl kurtulabileceğimizi anlatıyor. Biz çoğu Millete nasip olmayan 1000 yıllık şanlı bir tarihe sahibiz. Ama ne yazık ki son yüzyılda kendi kültüründen kopmak, kendi değerlerine yabancı olmak hatta daha da ilerisi kendi kültürüne, değerlerine hakaret etmek, küfretmek güzel gibi, doğal bir durum gibi gösterilmeye çalışıldı. Ne yazık ki bunda başarılı da olundu. Bu durumun en büyük sebeplerinden birisi de hiç kuşkusuz “aydın”lardır. “Aydınlar” Batılı gibi giyinmeyi, Batılı gibi davranmayı adeta bir ayrıcalık, bir üstünlük kabul etmişlerdir. Oysa bizim İbni Sina’mızın yazdığı el-Kânûn fi’t-Tıbb eseri 700 yıl boyunca o “Batıda” Üniversitelerde Tıp kitabı olarak okutulmamış mıydı? Yine o “Batıda” kadınlar insan mıdır değil midir diye tartışılırken biz nice büyük bilimsel çalışma yapmamış mıydık? Bunlar olmasa dahi sadece kendi kültürümüz, kendi benliğimiz olduğu için korumamız gerekmez miydi?

Elbette gerekirdi. Ama maalesef değerlerimizi korumak yerine onları aşağılamak doğru bir davranış gibi gösterilmeye çalışıldı. Özellikle de “Aydınlar” tarafından. Tabi bütün suçu “Aydınlara” atmak da olmaz. Onlar da yaptıklarının yanlış olduğundan habersizlerdi. Ama nedeni ne olursa olsun sonuç olarak ne yazık ki yanlış bir Batılılaşmaya uğradık. Şair, düşünür ve sendikacı Mehmet Akif İnan Aydınlar, Batı ve Biz kitabında bu Yanlış Batılılaşmanın nedenlerini, sonuçlarını ve nasıl düzeltilebileceğini edebi bir dille anlatıyor.

Mehmet Akif İnan’ın çeşitli dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarının derlenmesiyle oluşturulan Aydınlar, Batı ve Biz kitabının ilk baskısı 2009 yılında yapılmıştır. Kitap 232 sayfadan oluşmaktadır.

En Beğendiğim Kısımlar:

Tarih şuurundan yoksun bir insana, dünyanın hiçbir yerinde “aydın” gözüyle bakılmaz.

Devletinin tarih mirasına karşı çıkan devlet adamına, hiçbir yerde rastlayamazsınız.

İhtilalle işbaşına gelmiş hükûmetler bile, devletin kendileriyle başladığını iddia etmek gibi bir zaafa düşmemişlerdir. Hiçbir devlet, milletinin geçmişte kurduğu devletlere düşmanlık beslemez. Milletinin geçmişteki devletlerini, tarih sahnesindeki uzun ömürlülüğüne, şerefliliğine bir mesnet sayar.

Milletinin tarih boyunca var olduğunun tescilidir geçmişteki devletleri. Bu inceliğe en başta devlet adamları sahip çıkar. Bugün bile Cumhurbaşkanlığı Sancağında yer alan on sekiz yıldız, tarih boyunca kurduğumuz devletlere resmen sahip çıkışımızın bir sembolü olarak bulunmaktadır.

Buna rağmen geçmişteki devletlerimize karşı düşmanlık, bizde Cumhuriyet’le birlikte görülür. Özellikle en yakın tarihimiz olan Osmanlı’ya kötü gözle bakmak, aydın ve devrimci olmanın şartı sayılır.

İlkokulun 5. sınıfına giden çocuğumun Sosyal Bilgiler kitabının 36. sayfasından küçük bir bölümü aynen alıyorum: “Osmanlı İmparatorluğu’nda, padişahın gücü ve yetkisi sınırsızdı. Ülkenin tümü padişahın malı sayılırdı. O, isterse bir kimsenin bütün varlığını (malını mülkünü) elinden alabilirdi. Tapu senedini yok sayabilirdi. Ülkenin ve insanların kaderi, halkın canı, malı ve güvenliği padişahın iki dudağı arasından çıkacak buyruğa bağlı idi. Kimse ve hiçbir güç, onun isteğinin önüne geçemezdi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde, padişahların gücü ve yetkisi gittikçe arttı, bu yetki, Fatih Mehmet zamanında sonsuzlaştı.” Bu kitabın ve diğer okul kitaplarının daha neresinde ne gibi saçma, yalan, iftira ve ihanet ifadeleri vardır bilemiyorum.

Herhangi bir adam tarihimizi istediği şekilde anlayabilir, yorumlayabilir. Kendi hain fikirlerinin açısıyla bakabilir tarihe. Ama bu tür bakışların ders kitaplarında yer alması, olacak şey değil.

Devrim sarası geçiren toplumlarda bile, bir süre sonra olaylarla geçmiş döneme bakış açısında bir ılımlılık belirdiği hâlde bizde tersi mi oluyor ne? Bu, ne menem iştir?

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir