Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Ayasofya’da İlk Cuma Namazı

avatar

Fatma Sarı

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Aziz şehri İstanbul’un 29 Mayıs 1453’te Fatih Sultan Mehmet Han tarafından fethedilmesiyle Doğu Roma imparatorluğu olan Bizans sona ermişti. Fatih Sultan Mehmet Han şehre fethin gerçekleştiği gün öğlen vaktinde Topkapı tarafındaki kapısından girerek Ayasofya yönelmiştir. Osmanlı Türklerinde asırlardır devam eden bir geleneğe göre bir kale veya şehir fethedildiği zaman ordu içeriye girerek feth olunan kale burçlarına bayrak dikilerek, surların üzerinde ezan okunur, şehrin en büyük kilisesi camiye çevrilir ve ilk Cuma namazı da bu camide kılınırdı. İstanbul’un fethinde de bu geleneğe uyulmuş ve şehrin en büyük kilisesi olan Hagia Sophia (Kutsal Bilgelik veya İlahi Bilgelik) fethin sembolü olarak Ayasofya adı ile camiye çevrilmiş. İlk Cuma namazı da burada kılındı.

Fatih Sultan işte bu gaye ile Ayasofya’ya gelince atından inmiş ve yaya olarak Ayasofya’ya girmiş. Tursun Bey, Tarih-i Ebu’l-Feth adlı meşhur eserinde bahsettiğine göre Fatih’in Ayasofya’nın kubbesine kadar çıktığını ve keşif yaparak binanın ve şehrin harap haline çok üzüldüğünü ve Sadi’nin Farsça şu şiirini söylediğini ifade eder.

Perde-dârî mî küned der tâk-ı kisrâ ankebût
Bûm-i nevbet mî zened der kal’a-ı Efrâsiyâb

Yani Türkçe manası ile “Örümcek Kisrâ’nın penceresinde perdedarlık (perdecilik) yapıyor, baykuş Efrasiyab’ın kalesinde nevbet (nöbet) vuruyor / bekliyor” demiştir.

Fatih Sultan Müezzine ilk ezanı okutmuş ve maiyeti ile şükür namazı kılarak camiyi kendi hayratının ilk eseri olarak vakfetmiştir.

Cuma Namazı için Ayasofya Hazırlanıyor

Fethin salı günü gerçekleşmesine müteakip 1 Haziran 1453 günü gerçekleşecek ilk Cuma namazı için Fatih Sultanın fermanı ile hazırlıklar başlamıştır. Ayasofya’da bulunan namaza engel teşkil edecek tasvirler ile ikonlar kaldırılıp, kıble tarafına mihrap yapılmış ve minber konulmuş. Aynı zamanda Cuma’dan evvel tahtadan minare yapılmıştır. Fakat şu an Ayasofya’da gördüğümüz şimdiki mihrap ve minber o döneme ait değildir. Mihrabın II. Bayezid devrinde, minberin de III. Murad devrinde ilave edildiğini söyleyebiliriz. Cuma namazı için hazırlıklar devam ederken Ferik Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantiniyye eserinde Rumlar ve İtalyanların mozaiklerin sökülmesini isteyen mimarlara hitaben Fatih Sultan’ın; “Durunuz! Bu mozaik resimlerini günaha sebep olmamaları için bir kireç tabakasıyla örtmekle yetininiz! Fevkâlâde olan bu kakmaları koparmayınız” dediğini ifade etmektedir. Görüldüğü gibi ecdad hiçbir zaman yapılan eserleri yağmalamamış ve olabildiğince eserlerin asıl hallerini korunmasını istemiştir. Hatta Fatih Sultan’ın ilk Ayasofya girerken bir Türk askerinin mermerleri kırdığını görünce, ona engel olmuş ve askere neden yaptığını sorunca da asker de din için yaptığını söylemiş. Fatih sultan da burada “servet ve esirler size yeter, şehrin binaları bana aittir“ diyerek askeri dışarı çıkartmıştır.

En mühim hadise hiç şüphesiz ki fethe müteakiben Ayasofya’da kılınan ilk Cuma namazıdır. Ferik Ahmed Muhtar Paşa, Feth-i Celîl-i Kostantıniyye eserinde kılınan Cuma namazıyla ilgili olarak; salı günü fethedilen şehir için mimar ve işçilerin geceli gündüzlü çalışarak Cuma’ya kadar gerekli tadilatları yapıldığını padişah, emirleri, mücahitleri, gazileri ve büyük bir kalabalık ile içeriye girer girmez Ayasofya caminde hafızlar Kur’an okumaya, müezzinlerin salalara ve ezanlara başladığını belirtir. Cemaat hep bir ağızdan tekbirler alıyor ve “İnn-Allâhe ve melâiketehû” âyetini müezzinler okumaya başlayınca AK Şemsettin hazretlerinin Fatih’in koltuğuna girerek minbere çıkarmıştır. Bir rivayete göre hutbeyi Fatih Sultan Mehmet Han okudu, Cuma’yı da AK Şemsettin hazretleri kıldırdı. Diğer bir rivayete göre de Cuma’yı AK Şemsettin hazretlerinin kıldırdığı ve hutbeyi de onun okuduğu söylenir.
Okunan bu hutbe ile Fatih Sultan hükümdarlığını resmen ilan etmiş ve Ayasofya’ da camiye çevrilmiş oldu.

Fetihten sonra Tahta minare II. Beyazıt döneminde kaldırılmış onun yerine bir minare, arkasından II. Selim han tarafından bir minare ve ondan sonra da III. Murad devrinde de iki minare eklenmiştir. Ayasofya’nın bahçesine de kütüphaneler, medreseler yapılmıştır.

Osmanlı Hükümdarları Ayasofya’nın bakımı ve cami olarak zenginleşmesine ayrı bir önem vermiş. Hatta bunun için vakıflar kurmuştur.

Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfiyesinde cami olarak geçen Ayasofya, 481 yıl cami olarak işlevine devam eden Ayasofya ne yazık ki 1934 yılında müzeye çevrilmiş. Hatta minarelerin yıkılması istenmiş fakat mimarların minarelerin yıkılması ile yapının çökeceğini söylemesi üzerine minarelere dokunulmamıştır. İçerisindeki halılar kaldırılmış, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin o müthiş büyük hat levhaları dahi kaldırılmaya çalışılmış fakat kapıdan çıkartılamadığı için muvaffak olamamışlardır.

Ayasofya’nın çektiği bu eziyet ve yıllardır yaşadığı esaretin bir an önce bitmesini ve minarelerinden ezan seslerini duyduğumuz, cemaatle namazların kılındığı günlerin gelmesi temennimiz.

Kaynak:

TDV, İslam Ansiklopedisi, Ayasofya, Semavi Eyice
Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi,
İstanbul’un Fethinden sonra Ayasofya Kilisesinin Camiye çevrilmesi , Said Öztürk

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.