Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Aşka Methiye

avatar

Arzu Gülsoy

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

“Alem bir aşk için yaratılmış ve aşk imiş her ne var âlemde!..”

Aşk (ışk) kelimesinin sözlük anlamı “sarmaşık” demektir. Bahçeye düşen sarmaşık tohumu nasıl bütün bahçeyi sarıp sarmalar hatta dışarı taşarsa gönle düşen aşk tohumu da bütün bedeni sarıp sarmalar, oradan etrafa yayılır. Nice fidanlar, serviler, çınarlar bir sarmaşık tarafından sarılınca gitgide sarmaşık dalları arasında görünmez oluyorsa aşk sarmaşığı da insan fidanını öyle kaplayıp görünmez eyler, yok eder. Sarmaşığın özelliği sarıldığı ağacı içten içe kurutması, bitirmesi, sonunu hazırlanmasıdır. Nitekim aşk da insanı sarınca onu içten içe eritip yok eder. Dıştan görünen yalnızca aşktır ve âşık da çevresini görmez olur. Çünkü sarmaşık onu öyle çevrelemiştir ki dışarıda olup bitenleri ne duyar ne görür hatta duymak ve görmek de istemez.

Aşka tutulan ağaçta artık bütün buyruklar sarmaşık tarafından verilir ve âşık “Herkesi kör; dört yanı duvar sanır.”

Varlık bir aşk hikayesidir aslında. Var, bir aşk ile var edilmiştir. Yok ile yokluk ile aşkı anlatır. Hatta yokluk varlıktan biraz daha fazla aşkı söyler, aşktan bahseder, gönüllere. Aşk, ben derdinden geçip “sen” diyebilmenin adıdır en çokta. Yok etmeyen aşk belki de bunun için yoktur. Ve belki de ‘Küntü kenzin mebdeinden aşk u sevda Hû çeker. “ diyen şair bunu dile getirmeye çalışmıştır.

Aşk ki şiirde “Su Kasidesi” mimaride ”Selimiye” musikide “Ferahfezâ” dır. Aşk, meşktir. Nağmeye sebep kelamdır. Acıdır, hasrettir. Ahtır, gözden düşen yaştır. Ölümdür, can vermedir…

Vermeyen cânın sana bulmaz hayât-ı câvidân
Zinde-i câvid ana derler ki kurbândır sana

(Ey sevgili! Senin uğrunda canını vermeyen ebedi hayatı bulamaz. Sonsuza dek diri olarak anılan kişi, ancak sana kurban olan âşıktır.)
diyen Fuzuli’dir. Aşk olmazsa olmazıdır âşıkların. Ve aşk her şeyden çok benden geçip sen demenin adıdır. Hz. Mevlânâ belki de bundan dolayı anlatır bir hikayesinde:

Hani bir aşık vardı, özlemiş sevgiliyi, yanmış yakılmış hasretiyle. Hicran yüreğini yakmış, kavurmuş, çaresiz, perişan bir vaziyette gelip çalmış sevgilinin kapısını. İçerden bir ses: “Kim o?” Aşık kavuşmanın heyecanıyla kendinden geçmiş ve asla aşkta kendisine yer olmayan bir kelime ile cevap vermiş: “Ben geldim.” demiş sevgiliye. Ben geldim deyince açılmamış kapılar. Aşık seslenmiş içerden: “Demek hâlâ sen varsın öyle mi? Demek benim aşkım seni yakıp kül edip yepyeni bir ben doğurmadı, öyle mi?

Demek benim aşkım seni yakıp kül edip yepyeni bir ben doğurmadı, öyle mi? İki kişinin öldüğü yerde aşk yoktur. Aşk bir kişiye bile fazladır. Var git biraz daha yan yakıl, küllerinden yeni bir ben doğsun, öyle gel…”

Âşık boynunu bükmüş, son dersin talimi için vurmuş kendini dağlara, vurmuş kendini çöllere. Yanmak ne demek bir kez daha anlamış. Yok olmak ne demek, hiç olmak ne demek iliklerine kadar hissetmiş. Ve o perişanlıkla bir kez daha gelmiş, bir kez daha durmuş sevgilinin kapısında. Tıklatmış kapıyı ve içerden aşığın sesi: “ Kim o?” Sen geldin demiş aşık. Sen geldin deyince açılmış kapılar, girmiş içeri…
Acılar, ayrılık, hasret ateşi aşığı yakıyorsa öte yandan da pişiriyor demektir.

Aşk, kainatın yaratılış özünü, esasını oluşturmak bakımından başlangıcı ezel gününe dayanan ve ebede kadar sürecek olan macera… Varlıkla birlikte var olan ve varlıkta en son yok olacak olan…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.