Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Aşk ve Izdırap Şairi: Fuzûli

avatar

Arzu Gülsoy

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

‘’Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı’’

Fuzûli, hem Azeri sahasının hem Türk Edebiyatının en mühim şairleri arasında görülüyor. 16. Yy ‘da yaşamış. Hem acı hem de ızdırapla yoğrulmuş olan Kerbela toprağında doğmuştur. Fuzuli ızdırabı bal haline getiren tek şairdir. Kendisinden sonra hiçbir dönem şairi yoktur ki Fuzuli’den etkilenmemiş olsun. İsmi divan şiiri ile özdeşleşmiştir. Günümüzde divan edebiyatı denilince akla ilk gelen kişidir.

Eserleriyle olduğu gibi mahlasıyla da tek olmak istedi. Bu yüzden kimsenin beğenip almayacağını düşündüğü Fuzûli mahlasını seçti.

Fuzûli ilhamını kendi gönlünden öyle bir açtı ki bitimsiz çölde o yolda ne kendinden önce gelenler bulabilmişti ne de ondan sonra gelecek olanlar bulabilecekti.

Dik başlı ve tez ayaklı kalemiyle dünyanın tüm gerçeklerini gösteren aşk aynasını sözcükleriyle cilalar. Ve beşeri aşktan ilahi aşka geçerek sonunda hayret makamına erer. Ne vuslat gerçekleşir bu aşk hikayesinde ne gökten elmalar düşer. Hikayenin sonunda bizi tepeden tırnağa ürperten şey hüzündür. Belki de böyle olduğu için bu kadar büyük ve ilahidir. Bunun için de dokunaklıdır.

“Benim şiirim altın değil, inci değil, lâl değildir. Bu kulun şiiri bir topraktır fakat Kerbela toprağıdır.” İşte bu topraktan çıkan şiirler hem en insani duyguları anlatır hem de en ilahi alana yönelir.

Bir mutasavvıf şair değildir ama sevgi ve aşka dair ne varsa söylediği tasavvufun mecazları ile yoğrulmuştur.

Ailesi hakkında hiçbir bilgimiz olmadığı gibi “Gözüm, canum efendim sevdüğüm devletlü sultanum.” mısrasının tekrarlandığı meşhur murabbası hocası Rahmetullah’ın kızına aşık olduğu için yazdığı da ona yakıştırılan zarif bir söylentidir.

Doğum yeri ve yılı hakkında rivayetler muhtelif. Ama Akkoyunlu hükümdarına sunduğu kasidenin tarihini dikkate alan birçok araştırmacı onun 1480 civarında doğduğu konusunda anlaşırlar.

Türkçe divanının mukaddimesinde epey bir zaman aklı ve nakli ilimleri elde etmek için çalıştığını, tefsir ve hadis ilmiyle meşgul olduğunu ömrünü matematik ve felsefi bilgileri edinmek için uğraştığını anlatır. Ve inanır ki “İlimsiz şiir temelsiz duvara benzer.”

Şiir ilahi bir lütuftur  ve Allah bu şiir kabiliyetini çok az kuluna nasip etmiştir. Duyarlı bir içtenliğe ve dünyaya söyleyeceği sözü üç dilde ifade etme kudretine sahiptir.

Kasidelerinde hayli ağır olan dili gazellerinde, mesnevilerinde sadeleşir ve gerçek bir şiir estetiğine kavuşur.

Şiirlerinin yüzyıllar boyunca okunuyor olması testide bıraktığı izdendir. Onu samimi derin ve içten bulmamızı sağlayan bir yaşanmışlığın izini süreriz eserlerinde. Aşkı da anlarız bu yüzden o derin yalnızlığı da. Tanpınar’ın deyişiyle kendine mahsus ferdi bir masalla geldiği için uzak ve az çok muhtar bir eyalete benzer. Bu eyalete şu üç şeyi yaklaştırmamaya özen gösterdi:

1) Kötü şiir okuyanlar,

2) Kendilerini şair sanıp şiir söylemeye kalkanlar,

3) Şiirlerini yanlış kopya eden cahil katipler.

En güzel eserlerini ana dili olan Türkçe yazdı. “Ey Arap’a, Türk’e ve Acem’e feyz bağışlayan Tanrı diye başlar bir rubaisine. Arap’ı dünya halkının en düzgün ve güzel konuşanı yaptın. İran fasihlerinin sözlerini  de İsa’nın nefesi gibi etkili ruhu canlandırıcı ettin.  Dili Türkçe olan ben Fuzuli’ye de yardımını eksik eyleme.” der.

Asıl şöhrete ölümünden sonra kavuştu. Tıpkı sessiz sedasız uzletine çekildiği gibi divan şiirini zirveye ulaştıran bu büyük deha bir yankı uyandırmadan 1556 yılında Bağdat’ı esir alan veba salgından  sessiz sedasız vefat etti. Benzersiz bir inci düştü Kerbela toprağında. Eğer bir mezar taşı olsaydı herhalde üzerinde şu dizeler düşülürdü:

“Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kıyı ü kâr imiş ancak.”

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.