Aşk Olmazsa Meşk Olmaz

Sorarlardı eskiler dinledikleri bir hanendeye, hâfıza yahut bir mevlithana: ‘Kimden meşk ettiniz evladım?’ diye…

Öyle ya, hüdâyi nâbit bir ilim yoktur. Mutlaka bir menbaı, bir kaynağı, bir pınarı vardır; musiki için, yolumuzun uluları tarafından “ilm-i şerif” sıfatlaması da yapılmışken... Hem nasıl bir onurdur, iftihar vesilesidir; filan üstattan meşk aldım, filan hafızdan kıraat okudum, filan hafızdan mevlit meşk ettim diyebilmek… Şayet meşk aldığı şekliyle en azından muhafaza ediliyorsa, hatta üzerine yeni şeyler koyarak talebelerine aktarabilmiş olmak, bahtiyarlık vesilesi sayılacaktır. Evet, burada dönüp dolaşıp bu sihirli kelimenin, eskilerin tabiri ile künhüne vâkıf olmayı yani özünü kavramayı gerektiren bir zorunluluk olduğu aşikâr oluyor. Öyleyse “meşk” kavramının tarihsel serencamına bir göz atalım…

Tarihte Meşk

Meşk; 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmış ve yaklaşık 450 yıllık geçmişi olan bir geleneğin adıdır. Başlangıcında hatta (yazıda), sonrasında âşık edebiyatımızdan musikiye, el sanatlarına ve tezhibe kadar kullanılmış, gelenekli sanatlarımızın tamamında ise 19. yüzyıldan itibaren yaygın olarak kullanılan öğrenme, öğretme ve aktarma yöntemi olmuştur. Hat için meşk; yazı karalaması, yazı örneği, yazı alıştırması ve bu örneklemeler üzerinde hoca nezaretinde düzeltmeler yapılarak her bir aşamanın, hocanın ikrarı ile bir sonraki merhaleye talebenin taşınmasını ihtiva ediyordu. Uzun yıllar da bu gelenek sadece hat üzerinde yürütüldü. Bu sebeple derler ki; Osmanlı musiki sanatı ve dünyası, “meşk” kavramını hat sanatından ödünç almıştır.

Hattan Musikiye Ödünç Kavram: Meşk

Ne var ki; hat sanatından ödünç alındığı düşünülen bir yöntem olarak meşk, son iki yüz yıl içinde nerdeyse musiki dışında nadir kullanılmış hatta nerdeyse hiç kullanılmamıştır. Özellikle öğrenme alanları itibarı ile “meşkhâne” sadece musiki için kullanılmaya başlamıştır. Yazıda nispeten bir gelenek, meşk adı ile sürse de büyük hattatlar devrinin ihtişamında kullanılan yazı meşkinin kudreti günümüze maalesef zayıflayarak gelmiştir.

Meşk kavramı ile musiki öğrenimi öğretimi ve faaliyetleri öylesine hususi olarak kast edilir olmuştur ki; Abdülmecid döneminde Çırağan, Dolmabahçe ve Yıldız saraylarında öğretilen batı müziği ve batı çalgıları olan piyano, keman eğitimlerinin genel adına meşk, öğrenme salonlarına da meşkhâne denmiştir.

Tekrar ve Taklit

Meşkin temel prensibi tekrar ve taklittir. Hatta meşk; “meşk alan” talebe hocasının verdiği yazı örneğini karşısına koyar, onu taklitle yazmaya başlar. Yazısı, hoca tarafından beğenilip onaylanıncaya kadar gerektiği adet ve zaman içinde hocasının düzeltme ve uyarıları doğrultusunda bunu kopya eder. Hocanın beğenip onaylaması ile kendisine yeni bir hat meşki verilir. Bu surette tüm yazı şekilleri, yazıdaki nüans ve istif şekilleri talebeye aktarılarak olgun bir hattat olduğu kanaati hâsıl olduğunda ise kendisine bugünkü diploma statüsünde bulunan icazetname yazılarak hocası tarafından verilir.

Musikide meşk ise; yine tekrar ve taklit üzerine kuruludur. Meşk edilecek her ne ise hoca tarafından talebeye kavrayıncaya kadar tekrar ettirilir. Bu yöntemde asıl olan meşkin hafızada sağlam kalabilecek güçte tekrar edilmesidir. Meşkin ilk maksadı repertuar kazanmak değil; müzik teorisi, usuller, nazarî bilgiler edinmektir. Şayet meşk bir çalgı öğrenimi ise, hocanın üslubunca edinebilmesine kadar kemal noktası beklenir. Zaten bu geniş bir zamanı kapsayacağı için örneklerin sayısı artarak devrin repertuarına öğrenci sahip olabilmektedir. Musiki yazmak veya notadan okumak, musiki öğrenmeye mâni bir iş olarak görülmüştür. Bu sebeple klasik yöntemle musiki öğrenimi ve meşki esnasında neredeyse hiç nota kullanılmaksızın usta-çırak ilişkisine dayanan bir öğrenme biçimi takip edilir ki; en doğru ifadesi ile meşk burada gerçekleşmiş olsun!

Musikide eser meşkinin en genel manada yöntemi şu şekilde uygulanagelmiştir:

Eser Geçmek

Buna geçmeden birkaç kavramı da bu vesile ile hatırlatalım.

Meşkte, bir eserin icrasına çalışarak öğrenmenin adı “eser geçmek”, bir eserin talebe açısından, öğrenilerek icra edilecek hâle gelmiş olmasının musiki jargonundaki tabiri ise “eser çıktı” ile ifade edilir.

Üstad Nasıl Meşk Eder?

Meşk hocası öncelikle, hocasından kendisine eser ile ilgili hususi hatıra veya bilgi geçmişse onları talebesine aktarır, bu yolla hocasını da meşk halkasının başında hissedilmesini sağlar. Sonra geçilecek eserin güftesini talebeye yazdırır. Güfte sahibi, şairi nadiren de olsa tanıtır. Hatta bu eserin güftesinin yazılma hikayesi konusunda malumatı varsa aktarır. Ardından bestekârdan bahseder, eserin bestelenme hikayesi konusunda malumatlarını aktarır. Ardından eserin usûlünü yazdırır, talebe usûlü sağ ve sol eliyle sağ ve sol dizlerine vurmak sureti ile (kudüm vurur gibi) hocanın talimatı süresince tekrar eder. Sonra hoca, eseri kısım kısım, bölüm bölüm, usûl, usûl (müzik cümlelerinin birbirine eşit bölünmüş her bir parçası) şayet talebelerin algı ve kabiliyeti yüksek ise; zemin, meyan, nakarat varsa terennüm şeklinde okur ve talebesine tekrar ettirir. Bu tekrarların süresi ve miktarı eser talebede olgunlaşıp yerleşinceye kadar devam eder. Bu çalışmanın sonunda hoca, talebelerine tek tek eseri okutarak tereddütleri giderir. Burada nihaî hedef, eserin ritim vurularak talebenin hafızasına noksansız ve hatasız nakşedilmesidir.

Meşk; Emek, Zaman ve Sabırdır

Musikide meşk; gayret, özveri ve sabır gerektiren meşakkatli bir iştir. Bu bakımdan ustalar, talebe seçerken çok titiz ve dikkatli davranmak durumunda hissederler kendilerini… Zira meşk, büyük bir emek zaman ve sabır ister.

Kimler Meşk Verir?

Meşk verecek üstatta şu gibi vasıfların aranması adet olmuştur:

İcrasının düzgün ve geleneğe hâkim olması, bildiğini veya hocasından intikal edeni hangi gerekçe olursa olsun talebesine aktarmaktan imtina etmemesi… Hatta bu bilgileri aktaracak uygun vasıflı talebe arayışında bulunması, öğretmede hassas, sabırlı, özverili, meşk esnasında musiki aşkı ve sanat ahlakını öncelemesi… Bunun en güzel emsali ise Zekayi Dede’dir. Darü’ş-şafaka’da 23 yıl musiki mualiimliği yapmış, ardından oğlu Ahmet Irsoy’u bu vazife ile bedelsiz görevlendirmiş. Hafız Ahmet Irsoy da vefatına kadar (1943) bu vazifeyi idame ettirmiştir.

Meşk Talebesinde Aranan Şartlar

Meşk verecek üstatların genellikle şu hususlara titizlik gösterdiklerini görebiliriz: Bunlar bir nevi meşke kabulün şartları da sayılabilir. Talebenin yeteneği, öğrenme kapasitesi, güzel bir ses ve ritim anlayışı, kontrol edilebilir bir istek ve şevki olması, vefa ve terbiye ölçülerinde kalacak bir sebat, musiki için daima gerekli olacak güçlü bir kulak (duyum yeteneği) ve hafızadır. Öğretmek, aynı zamanda hükmetmeyi de getireceğinden hocanın meşk sırasında, talebesinin öğrenmesini sağlamak adına zorlayıcı tahakkümüyle, talebenin gönüllü itaati de zaman zaman sınanır. Talebenin öğrenmeyi reddi manasına gelebilecek itaatsizliği, meşkin sonlanmasına kadar varabilen bir süreçtir.

9 Ay Eşikte Yatıp Affını Bekledi

Bunun en güzel örneği ise 1900’lü yılların başında Galata Mevlevihanesi’nin Neyzenbaşısı olan Aziz Dede ile ney meşki alan Emin Efendi arasında görülür. Aziz Dede, talebesi Emin Efendi’nin meşk esnasında bir nota düştüğünü görür. Bu duruma ziyadesiyle kızan Aziz Dede, talebesini azarlayarak meşkhâneden kovar. Emin Efendi gecelerce hocasının kapı eşiğinde yatıp kalkar ve affetmesini bekler lakin affedilmez. Emin Efendi’nin bağışlanma ve derse kabul arzusu tam dokuz ay sürer. Dokuz ay boyunca hocası Aziz Dede’nin kapısında yatar Emin Efendi ve soğuk bir kış gecesi Aziz Dede, talebesinin kapısının eşiğinde yattığını görünce insafa ve merhamete gelerek Emin Efendi’yi affeder ve tekrar meşke kabul eder.

Neden Hoca Önemli?

Meşki bilinen bir üstattan almak demek, ömür boyu o üstadın talebesi ve icazetlisi olarak sanatın içinde yer almak demektir. Bir talebenin, meşk zinciri ne kadar güçlü halkalarla birbirine bağlı olursa o denli makbul bir sanatkâr olarak addedilir. Güçlü bir silsileye sahip sanatkâr için hocaları ve silsilesi onur ve gurur verici bir vasıftır.

Meşk Geleneğin Aktarımıdır

Meşk, usta-çırak ilişkisine dayanan diğer yandan da içinde belirli ahlâkî değer ve unsurları barındıran sözlü/şifahî bir gelenektir. Meşk ettiği hocadan talebe sadece musiki değil; adab-ı muaşeret başta olmak üzere tüm ahlâkî erdemleri de emer, kendinde toplar ve onunla beslenir, kendisine hocasını örnek alır.

Meşk Halkası Zayıfladı

20.yüzyılın başlarına denk gelen dönemlerden itibaren musiki meşkindeki geleneğin ahlâkî unsurlardan ve normlardan uzaklaştığı musiki icra etmenin ise, modernleşme hevesleri ile birlikte batı eğitimine doğru kaydığı, nota kullanımının usta-çırak irtibatını zayıflattığı bir gerçektir. Bu geleneğin belki de iflasına en büyük etken Türk Musikisi öğreniminin yasaklı ve kısıtlı zamanlarla inkıtalara uğratılması ve Türk Musikisi eğitimi verilen mekânların da art niyetli mülahazalarla kapatılması veya batı müziği eğitimi veren mekanlara dönüştürülmesidir.

Yasaklı Yıllar

Bilhassa 1925’ten 1975’e kadar İstanbul’da Türk Musikisi Konservatuarı kurulana kadar geleneksel Osmanlı/Türk Musikisi’nin öğretimi ve öğrenimi Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm okullarda fiilen yasaklanmıştı. 1954’te ise Başbakanlık emri ile radyoların birer okul olmadığı gerekçesi ile eğitime son verilmişti… Radyolarda icracı kalmadığı gerekçesi ile ustalar tarafından İstanbul ve Ankara Radyosu’nun içinde, stajyer sanatçılara gönüllü usûl solfej ve nazarî dersler verilmeye başlanmış…

Sonuç olarak; hattan musikiye pek çok gelenekli sanatın günümüzde teknolojinin etkilerini yok sayarak eskisi gibi meşk ile eğitim yapmanın imkânsızlığı herkesçe bilinmektedir. Yine de bu çalışmaları inatla ve ısrarla sürdüren güzel netice alan meşkhânelerin varlığı, bizleri bir nebze ferahlatmaktadır. Bu gibi müessese ve toplulukların varlıklarını zor şartlara rağmen sürdürmelerine her aşamasında destek olunması gerektiği bir gerçektir. Gerçek sanat erbabı ancak bu şekilde yetişecektir.

Meşkin ahlâkî yanını, usta çırak ilişkisini, etik anlayışını ve değerlerinin muhafaza ederek birebir öğretim boyutu oldukça zorlaşmış durumdadır. Ancak yine de bilinmelidir ki; Sanat ancak meşk ile mümkün, meşk ise ancak aşk ile…

Cem Behar’ın dediği gibi: “Aşk olmayınca meşk olmaz.”

Aşkınız ve meşkiniz daim olsun…

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

Sorarlardı eskiler dinledikleri bir hanendeye, hâfıza yahut bir mevlithana: ‘Kimden meşk...

Tıkayıcı Taş

Sorarlardı eskiler dinledikleri bir hanendeye, hâfıza yahut bir mevlithana: ‘Kimden meşk...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

Sorarlardı eskiler dinledikleri bir hanendeye, hâfıza yahut bir mevlithana: ‘Kimden meşk...