Asım Safahat’ın Kalbidir

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Gölgesinde mazlumların dinlendiği, altı kıtaya 623 yıl kök salmış âdeta çınarı andıran Osmanlı Devleti, iç ve dış entrikalarla yıpratılmış, batılı emperyalistlerin iştahlarını kabartan sırtlanların saldırılarına maruz kalarak madden ve manen yıpranmıştı. Ortaya çıkan güç durum karşısında gerek devlet yetkilileri gerekse fikir adamları çareler aramaya başlamış, kurtuluş için bir dizi reçeteler ortaya koymaya çalışmışlardı. Bu fikir adamlarından biride şüphesiz Mehmet Akif Ersoy’du. Akif’in yaşadığı bu dönemde, 93 Harbi (1877), Trablusgarp Savaşı (1911), Balkan Savaşı(1912) ve (1914)’te 1. Dünya Harbi vuku bulur. Savaş ve kurtuluş süreçlerinde Akif’in bireysel ve toplumsal kimlik oluşumundaki gayretleri çok önemlidir. Bu gayret sürecinde Mehmet Akif dünya devleti Osmanlının Batı karşısında tutunma çabalarına şahitlik etmiştir. Kendisini donanımlı bir ilimle yetiştirmeye özen göstermiş, veteriner hekim, vaiz, şair, öğretmen, hafız, mütercim gibi çok yönlü vasıflarıyla, Osmanlı için bir kazanım olarak görülmüştür.

Sosyal yönü, bilgi birikimi, gözlemci ve çözümcü yaklaşımıyla hissettiği yanlış uygulamalar karşısında eleştirilerini ifade etmekten çekinmeyerek, düşüncelerini kuru ifadelerle değil, milletinin kolektif vicdanına tercüman olacak şekilde hassasiyet yüklü bir biçimde yazdığı eserlerde dile getirmiştir. Yapıtlarının ilkine Safahat ismini verir. Yayımladığı yedi adet kitabın bir araya gelmesiyle Safahat okuyucuları ile buluşur. Kitap aynı zamanda Akif’in ilk şiir kitabı olma özelliğini de taşımaktadır. Bu önemli eser ilk olarak 1911 yılında yayımlanmıştır.

Safahat kelime anlamı olarak, “Hayatın değişik yüzleri” anlamına gelmektedir. Yedi bölümden ibarettir; sırasıyla; Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım, Gölgeler ismiyle kaleme alınmış, aruz vezniyle yazılmıştır.

İstiklal Marşımız Safahat’ta bulunmamaktadır. Sebebini ise Akif şu şekilde beyan etmiştir; “Onu milletimize ve kahraman ordumuza armağan ettim. O milletin eseridir, malıdır.” Safahat oku diye bizlere seslenir. “Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım! Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa; Oku, zira onu yazdım, iki söz yazdımsa.”

Eserin her bölümü farklı bir dönemi konu edinerek kitabı ziyaret edenleri tarihte hüzünlü bir yolculuğa çıkarır. Bunlardan 10 şiirden oluşan “Hakkın Sesleri”, Balkan Savaşlarında yaşananları ele almaktadır. Osmanlı İmparatorluğu bu savaşta yenilmiş ve önemli toprak kaybına uğramıştı.

Akif o dönem için diyecektir ki; “Bugün, üç beş karış toprakta varlıktan vururken dem; Yarın, toprak kesilmiş varlığından fışkırır matem!”

Bir diğer kısım olan Süleymaniye kürsüsü; “Hakkın Sesleri” ile aynı konuyu işlemekle beraber, ahengi farklılaşan konularla gönül dünyamızda zenginliklere kapı aralamıştır.

“Köprüden çok geçerim; hem nasıl geçtimse, Beni sevk etmedi bir kerecik olsun ye’se…” diye devam eder. En son kitap olan gölgeler de ise yazarımız; Kurtuluş Savaşı yıllarını ve Mısır’da geçen günlerini işlemektedir. Savaşın yıkıcı etkilerini ve doğu seyahatini harikulade mısralarla anlatır.

“Musallat, hiç göz açtırmaz da Garb’ın kanlı kâbusu,
Asırlar var ki, İslam’ın muattal, beyni,
bazusu.
Ne gördün, Şark’ı çok gezdin? Diyorlar.
Gördüğüm harap iller, serilmiş hanümanlar, başsız ümmetler.”

Fatih Kürsüsü Hakkın Sesleri’yle aynı konuya temas ederken; Hatıralar bölümü, ilgi çekici satırlarıyla sizi içine dâhil eder:

“Takat getirmeyeceğimiz yükü bize yükleme, Allah’ım!”, dualarıyla balkan savaşı ve 1. Dünya Savaşı’nın hüzünlü matemini duygularımızı coşturan cümleleriyle haykırır.

Asım Safahat’ın kalbidir desek yanlış olmaz herhâlde. Asım’da şairimiz Osmanlı Devleti’nin geri kalmış yönlerini ele alır ve geleceğe yön verecek gençlere ilmi çare olacak reçetelerle seslenir. Peki neydi Asım’da yer alan geri kalmışlıklar.

1.Uyanık olmama,

2.İlimsizlik, cehalet,

3.Millet içerisinde tefrika,

4.Kötü yetiştirilmiş gençlik,

5.Ümitsizlik

6.Marifetsizlik,

7.Ahlak bozukluğu,

8.Kaliteli insan eksikliği,

9.İleri gelenlerin halkı bilgilendirmemesi,

10.Köy ve köylünün ihmal edilişi, çözüm gerektiren problemler dizisi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca şairimiz geleceğe yön verecek Asımlardan beklentilerini ortaya koyarken gençlerden; Dinine bağlı vatanperver bir ruh, vücut sağlığına dikkat eden, son derece inançlı, millî geleneklerine ve değerlerine bağlı kalan, bilgili, görgülü, düzgün şahsiyetli, içi ümitle dolu, heyecanlı, çalışkan, her bakımdan kendisine güvenilir, hakka ve hukuka saygılı, sorumluluk duygusu yüksek, sporu ve güzel sanatları seven, ideal bir neslin yetişmesinin merhem gerektiren yaralara çare olacağını ifade etmiştir.

Kitaba ismini veren Asım hakkında ortaya atılan görüşler epeyce dikkate şayandır. Şairimizin Asım diye öz evladı bulunmamaktadır. Akif’in gerçek hayatta çevresinde olan Asım Gönül Bey Safahat’taki Asım diye kaynaklarda ifade edilir. Akif bu hususu bizzat kendisine karşı “Asım evladım; sen taşıdığın bu isminle nazarımda Safahat’taki Asım’ın bugünkü ve yarınki gençlik nezdinde yaşayan temsilcisisin” sözleriyle açıkça dile getirmiştir. Akif’in kitabında yer verdiği yiğitlik timsali asım adının ilhamını da Asr-ı Saadet’ten aldığı söylenmektedir. Peygamberimiz (sav) kabilelerine İslam’ı öğretmek üzere muallim talebinde bulunan kişilerle beraber, aralarında Asım bin Sabit Hazretleri’nin de var olduğu on kişilik bir eğitici heyet gönderir. Ancak Reci denilen bir subaşında bu öğretmen sahabeler topluluğu Lihyanoğulları’nın saldırısına uğrarlar. Lihyanoğulları’nın amacı onları esir edip Kureyş’e satmaktır.

Bu nedenle onları sağ ele geçirmeye çalışıyorlardı. Fakat Asım, teslim olmamaya kararlıydı. O yiğitçe şöyle haykırıyordu: “Ben müşriklerin himayesini ömrüm boyunca kabul etmemek üzere yeminliyim. Vallahi bu kâfirlere asla teslim olmam. Allah’ım Resulullah’ı durumumuzdan haberdar et.’’ Bir taraftan da ok fırlatıyordu. “Ben ne diye çarpışmayayım. Gücüm kuvvetim yerinde, oklarım yanımda, yayımın kirişi kalın, enli temrenler sebebiyle kayıp gitmekte. Ölüm hak, dünya boş ve geçicidir. Takdir edilen elbette başa gelecektir. İnsanlar er geç Allah’a dönecektir.”

Bu kahraman sahabe birçok müşriki yere serdikten sonra, şehit olacağı esnada şu duayı yaptı: “Allah’ım Senin dinini korumaya çalıştım. Sen de cesedimi müşriklerden koru.” Müşrikler Hazreti Asım’ın başını alıp Sülafa adındaki bir kadına satmak istiyorlardı. Sülafa Hazreti Asım’ın kafatası ile şarap içmeye yemin etmişti.

O gün orada mevcut bulunan on sahabeden yedisi şehit oldu, üçü esir edildi. Müşrikler, Hazreti Asım bin Sabit’in başını kesmek istediler. Fakat Allahuteala Hazreti Asım bin Sabit’in duasını kabul buyurdu ve mübarek cesedine müşrikler el süremediler.

Allahteala bir arı sürüsü gönderdi. Bulut gibi Asım bin Sabit’in üzerinde durdular. Hiçbir müşrik yanına yaklaşamadı. “Bırakın akşam olunca arılar onun üzerinden dağılır, biz de başını alırız” dediler.

Akşam olunca Allahteala hiç bulut yok iken bir yağmur gönderdi. Görülmemiş bir yağmur yağdı. Sel geldi ve Asım bin Sabit’in cesedini alıp götürdü. Cesedin nerede olduğu bilinemedi. Ne kadar aradılarsa da bulunamadı. Bunun için müşrikler Asım bin Sabit’in hiçbir yerini kesmeye muvaffak olamadılar. Bu olaydan sonra Asım bin Sabit anılırken, “Arıların koruduğu kimse” diye anılmaya başlandı. Çeşitli yazarlar Akif’in içinde bulunduğu dönem dâhil, Asım’ın neslinin artık hayal olduğunu, anlatılan gençliğin gelemeyeceğini söylemektedirler. Bunlardan biride Halil Nihat’tır. Belirtir ki;

Var mıdır nesl-i ahirin buna benzer eseri?
Sade futboldur onun varsa eğer bir hüneri!
Ölüdür şimdi ki şairlerimiz… yok dirisi;
Akif’in kestiği tırnak bile olmaz birisi!

Akif’i sevenlerden ünlü edebiyatçı Süleyman Nazif ise, devrin Asım’a hak ettiği ilgiyi göstermemesine sitem eder. “Ancak bu ilgisizlik geçicidir” ifadesini kullanır. “İstikbalin, Akif’le ve Asım’la meşgul olacağına inancım tamdır.” der.

Süleyman Nazif’in bildirdiği hakikate erişilmiş, Akif okunmaya ve idrak edilmeye başlanmıştır. Bizlerde inanıyoruz ki, Akif’in dediği gibi; “Yarınlar Asımların olacaktır.

 

Kaynakça:

  1. Göçkün önder, Mehmet Akifin Şiirleri’nde Asım Gerçeği ve Asımdan Dinlediklerim. 21. Yüzyılda Akif’e Bakışpaneli metni, Pamukkale üniversitesi.
  2. Ertan Erol, Safahatta emek ve gayret kavramları üzerine, Uluslararası Sosyal Araştırmalar dergisi, c.5, s.21 b.2012.
  3. Öz Satılmış, Mehmet Akif Ersoyd’a Geri Kalmışlık ve Kalkınma Problemi Safahat örneği. Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisi, S.30, Temmuz 2013.
  4. Alşan Songül, Mehmet Akif Ersoy’un Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı Yıllarını Değerlendirmesi Çözüm Önerileri ve Osmanlı Devleti Adına Ortadoğu Propaganda Faliyetlerinde Yer Alması. Kastamonu Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi dergisi, S.7, Sf.75, Nisan 2015.
  5. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Mehmet Akif Ersoy maddesi, M.Orhan Okay, M.Ertuğrul Düzdağ.
  6. Ersoy Mehmet
  7. Akif, Asım Safahat 6. Kitap, Gökçek Fazıl, Dergâh yayınları.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir