Aşı Eşitsizliği

Koronavirüs küresel bir pandemiye yol açmakla kalmadı; zihni bulandıran bir çok soru ve kaygıyı beraberinde getirdi. Hayat düzenini altüst etmekle, ölümün sıkça seslendirildiği bir kaos ortamı yaratmakla da kalmadı; devletlerin sosyal hayat üzerindeki hakimiyetinin ve dolayısıyla insanın beden ve ruh sağlını etkileyecek pratiklerin sorgulanmasına da neden oldu. Gerek sosyal hayatta uygulanan kısıtlamaların anlamlı olup olmadığı gerek hastalığa ilişkin uygulanan tedavi yöntemlerinin uygunluğu, doğru söyleyenin kim olduğu bilinmeksizin, tartışıldı, tartışılmaya devam ediyor. Bireyler de bu bilgi kirliliği içerisinde bir ışık bulmaya, umutlarını diri tutacak çözümlere tutunmaya çalışıyor.

Geçtiğimiz aylarda aşı çalışmalarını tamamlayan bir çok ilaç ve teknoloji şirketi “sevindirici” haberi dünyaya duyurdu. Nihayet insan hayatını tehdit etmekle kalmayıp küresel bir ekonomik buhrana yol açan hastalığın aşısı bulundu; istatistikler açıklandı, etkinliği tartışıldı, onaylar verildi... Ancak aşıların güvenli olup olmadığıyla ilgili dillendirilen spekülasyonlar, aşının bulunmasıyla pandeminin sonlanacağı inancına sarılan kitlelerin endişelerini körükledi. Dolayısıyla yeni sorunlar, üretilen korku ortamına katlanarak eklenmeye devam etti.

Bunlardan belki de en önemlisi aşı dağıtımında yaşanan eşitsizlik oldu. Yoksul ve gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında, aşıya neredeyse hiç ulaşamadı. Bunun sonucunda biz de acı verici bir ironiyle karşı karşıya kaldık: Dünyanın “ileri” bölgelerinde aşının olası yan etkileri üzerinde tartışmalar yapılırken “geri” bölgelerinde hastalığın ölümcül etkisi tüm hızıyla devam etti ve ediyor.

Dolayısıyla diyebiliriz ki; aşıların güvenilirliği endişesi dünyanın “ileri” bölümünü ilgilendiriyor; zira söz konusu korku, üretilen aşıların  %75’ine sahip olan gelir düzeyi yüksek 10 “ileri” ülke için bir anlam ifade ediyor. Bir tarafta iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda devlet vatandaşlarının büyük bölümünü aşılamış ve pandeminin sonuna gelindiğini duyurmuşken diğer tarafta sağlık çalışanlarını dahi aşılayamayan devletler temel sağlık malzemelerini temin etmekle uğraşıyor. Bir tarafta hastalığa direnç gösterebilen gençler aşılanıyorken diğer tarafta risk grubundaki yaşlılar hastalık sebebiyle hayatını kaybediyor.

Peki, pandemi sürecinde popüler tartışma konusu olan geleceğe dair kurguların gerçekliği acaba hala komplo teorisi olarak mahkum edilebilir mi? Yoksa insanlığın “geri kalanının” sağlığı aşı şirketlerinin insafına mı bırakıldı?

Bana kalırsa bu gerçekle yüzleşmek için geç bile kalındı. İç politikadaki konumunu sağlamlaştırmayı hedefleyen “ileri” ülke yönetimlerinin “tedbir” amacıyla ihtiyaç dışında aşı alımı yapması ve bu nedenle dünyanın “geri kalanının” çeşitli bahanelerle aşısız bırakılması insan haklarına gösterilen saygıdan ileri geliyor olmalı. Aksi halde böylesi bir insafsızlığın küresel kapitalizmin marazı olduğunu kabul ediyor olurduk, değil mi? Bu kabule mazhar olsak bile mevcut eylemsizliğimiz bu yüz karası ayrımcılığın önüne geçemiyor.

Yaşanan adaletsizliğin boyutlarını arttıran bir gerçek daha var: İlaç ve teknoloji şirketleri, aşı geliştirmeleri için çeşitli kamu fonları ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından milyarlarca dolar verilmek suretiyle desteklendi. Bu şu anlama geliyor: Aşı tamamıyla aşı şirketlerinin değil, vergisini veren bütün vatandaşların malıdır. Bu gerçeğe rağmen aşıların “ileri olmayan” ülkelerde üretimi için yapılan çağrılar altyapı ve uzmanlık eksikliği gibi mazeretlerle geri çevrildi. Yani “Siz bu işlerden anlamazsınız,” denildi. Neticede insan sağlığı üzerinden milyarlarca dolar kar eden aşı şirketleri söz konusu ayrımcılığa çanak tuttu ve aşı patentlerini koruyan fikri mülkiyet hakları yaşama hakkının önünde kabul edildi. Bütün bunlardan şu sonuç çıkıyor: Zengin ülke vatandaşlarının sağlığı garanti altına alınmadıkça “dünyanın geri kalanı” aşı olamayacak.

Bu noktada vurgulanması gereken şey, ilaç endüstrisinin hastalıklara deva olmak için verdiği emeği ve harcadığı parayı görmezden gelmek ya da “Big Pharma”nın hastalık ürettiği iddiasına paralel olarak geliştirilen söylemleri desteklemek değil, aşı paylaşımında adaletsizliğe yol açan yasaların ve buna sebep olan emperyalist zihniyetin varlığıdır, diye düşünüyorum. Ve bu yüzden, milyarlarca insanın sefaleti üzerinde tok midelerle tepinen “ileri” ülkelerin, insanlığın onurunu ayaklar altına aldığını söylemek istiyorum. Acı içindeki “dünyanın geri kalanının” sorunlarını düşündükçe de şu sonuca varıyorum: Sağlık, mutluluk, saygınlık, inanç, onurlu yaşam ve ölüm, özgürlük, adalet gibi kavramlar pazarlama konusu olduğundan beri insanlık hastalıklarla boğuşuyor.

Şayet dünyayı cehenneme çevirdikten sonra başka bir cennet arayışına çıkanların Mars’a gitme hayalini gerçekleştirmek için harcadıkları para “dünyanın geri kalanı” için harcansaydı ne altyapı ne de komik bir bahaneden öteye gitmeyen uzmanlık eksikliği sorunu olurdu. Yoksul ülkelerin sağlığının, onların yoksul olmalarına sebep olan zengin ülkelerin insafına bırakılması, belki de, bütün bunlardan daha çok acı vericidir. Dilerim ki bu acılar, insanlığın, “celladına gülümserken çektirdiği son fotoğraf” olur. 

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Melodinin Türkçesi

Koronavirüs küresel bir pandemiye yol açmakla kalmadı; zihni bulandıran bir ç...

Farklılıklar Zenginliktir

Koronavirüs küresel bir pandemiye yol açmakla kalmadı; zihni bulandıran bir ç...

Şile Notları

Koronavirüs küresel bir pandemiye yol açmakla kalmadı; zihni bulandıran bir ç...