Artık Gelsen de Bir Gelmesen de

Dışarıda kar yağıyordu işten çıktığımda. İçim de en az hava kadar soğuk ve karanlıktı. Zaten ben efkârı hiç bitmeyen bir adamdım. Köyden kalktım taa İstanbullara geldim ama yine de bu efkârımı dağıtamadım. Anlayacağınız benim bir tarafım hep hüzünlüdür. Ama severim de ben bu hüzünlü yanımı.

Bir ekmek alıp evin yolunu tuttum. Kar hala yağıyordu. Epeyce üşümüştüm. Tek göz evime girer girmez sobayı ateşledim. Üzerine de çaydanlığı yerleştirdim. Köşedeki somyama geçip elime aldım babadan kalma radyoyu. Bir iki oynadıktan sonra en sonunda ayarladım bir türkü kanalını. Neşet babanın Leyla’sına denk gelmemeliydim; hem içeride hem dışarıda kar yağarken. O gece bu gece değildi ama yapacak bir şey yoktu, duymuştu kulaklarım. Türküyü değiştirmeye elim gitmezdi. Hem Neşet babaya hem de sevdama ihanet etmiş gibi hissederdim.

“Yazımı Kışa Çevirdin
Karlar Yağdı başa Leylam”

Başladı Neşet Baba söylemeye. Benim içimde de karlar, fırtınalar kopmaya başladı. Bu sevdadan kurtulmak için kalktım, İstanbullara geldim ama yine de fayda etmedi. Nerede bir Neşet Baba türküsü duysam, durur dinler bir iki damla akıtmadan ayrılamam oradan.

Müzeyyen gitti. Önce elleri sonra saçları en son gözleri... Oysa gitme demiştim. Bunu bize yapma. Ben, seni aralıksız severim. Sana, bir çiçeğe bakar gibi bakarım. Esen rüzgardan, yağan yağmurdan sakınırım seni, dedim. Ama o yine de gitti.

Giden Müzeyyen kalan bendim. Siz hiç gidenin ardından baktınız mı? Geride kalmak nedir bilir misiniz?

Ne zaman sokağa atsam kendimi her seferinde onunla gittiğimiz yerlerde buldum. Sonra hıçkıra hıçkıra ağladım. Etraftan insanlar koşup yetiştiler. Neyin var dediler. O gitti, dedim. Acıdılar bana. Delirdi bu çocuk dediler. Keşke delirebilseydim. O zaman her şey çok daha kolay olurdu. Delirmek kim bilir ne kadar güzel bir şeydir? Benim başıma ne geldiyse hep bu aklım yüzünden geldi. İnsan delirecekse aşktan delirmeli zaten. Ben Müzeyyen’e olan aşkımdan deliremedim.

Geceleri Müzeyyen diye yattım, Müzeyyen diye kalktım. Kendimi avutmak için babamın köydeki iki arsasını sattım. Başka Müzeyyenler buldum, onları severim sandım. Onlarla gezdim, tozdum. Arsaların parasını onlarla yedim. Olmadı, olmuyor. Unutamıyorum. Ben var ya bu Müzeyyen’i unutmak için hacılara hocalara mı gitmedim, büyücülere üfürükçülere mi gitmedim. Ne adaklar adadım, ne koçlar kestirdim. Hiçbiri olmadı. Unutamadım. Herkes acıdı bana. Yazık bu çocuğa dediler. Beni başka kızlarla evlendirmeye çalıştılar. Yapamadım. Kaçtım, İstanbullara geldim.

Müzeyyen'e ne ara bu kadar bağlanmıştım, ben de bilmiyorum. Varlığının üzerimde bu kadar büyük bir etkiye sahip olduğunun ben de farkında değildim. İlk başlarda bir kereden bir şey olmaz diye başlamıştım. Bir iki takılırım sonra bırakırım, dedim. Ama öyle olmadı. Tüm kalbimle ona bağlanmıştım. Kendimi tamamen ona bırakmıştım. Ben onu bırakamadım ama o beni bırakıp gitti.

Türküye dalıp gitmiştim yine her zamanki gibi. Neşet baba Leyla'yı söylemeyi çoktan bitirmişti. Bir ben bitiremedim içimdeki Leyla'yı. Türkü dinlemeyi bırakmalıydım belki de. Ah bu türküler; hasret, ayrılık, hüzün, keder, sevda, memleket kokuyor. Dinleyen herkes kendisine bir pay çıkarıyor mutlaka.

Ah be Müzeyyen ne olurdu sanki bu türküleri şimdi birlikte dinleseydik? Ocakta çayımız demini alırken biz de seninle demlenseydik. Ekmeğimizi bölüşürken derdimizi de bölüşseydik. Bir yanımda Neşet baba bir yanımda sen olsaydın.

Ah be Müzeyyen…

Her gece dinlediğim türkü beni hiç bu kadar ağlatmamıştı.

Artık gel/me Müzeyyen.

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yanlıştan Doğan Yanlış

Dışarıda kar yağıyordu işten çıktığımda. İçim de en az hava kadar soğuk ve karanlıktı....

Sekiz

Dışarıda kar yağıyordu işten çıktığımda. İçim de en az hava kadar soğuk ve karanlıktı....

Asil

Dışarıda kar yağıyordu işten çıktığımda. İçim de en az hava kadar soğuk ve karanlıktı....