Arslan Karadayı'ya Mektup

Bu mektubu Dilhâne şairlerinden Cihat Barış yine Dilhâne yazarlarından olan Arslan Karadayı’ya yazmıştır…







Sevgili kirvem;







Mektupların artık tarihe karışıyor olduğu bir dönemdeyiz malûm. Eşimize-dostumuza, akrabamıza, sevdalımıza mektuplar yolladığımız zamanlar artık bizi terk ediyor; yoksa terk eden vefasızlar bizler miyiz? Hem mektupları, hem o halisane, samimi hisleri, duyguları, sevdaları.







Büyük bir hevesle köyümüzün dükkânından, semtimizin kırtasiyesinden buram buram kâğıt kokan çizgili bir “yaprak” alır başlardık yazmaya. Her şeye olduğu gibi, mektuplarımıza da Besmele ile başlardık. Sonra “nasılsın(ız), iyi misin(iz), iyi olamnı(zı) Cenab-ı Allah’tan niyaz ederim” diye girizgâh yapar; derdimizi-tasamızı, sevincimizi, hüznümüzü, esenliğimizi, kafiyeli kafiyesiz dilhanemizde birikenleri arz ederdik. Akabinde büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden hasretle öperek nokta koyardık mektubumuza. Sayfanın arka tarafına bazen elimizi koyar, parmaklarımızın arasında kalemi gezdirip elimizin şeklini çizerdik, bir hatıra, bir hasret giderme vesilesi diye belki. Bazen de bir kalp çizer, içinden bir ok geçirirdik. Okun geçtiği yerden birkaç damla kan akıtırdık; sevdiklerimize, sevdalımıza olan hasret ve özlemimizin sembolü ve adıydı aslında o.







Kâğıdı büyük bir ihtimamla katlar zarfın içine koyardık. Zarfın ağzını ıslatır, kalbimizi koymuş gibi zarar görmesin diye güzelce kapatırdık. Sonra mektubumuza cevap gelmesini beklerdik dört gözle.







Mektup kirvem… Eskiyi, eskiye dair ne varsa özleriz. En hazini de kaybettikten, yitirdikten, uzaklaştıktan sonra anlarız kıymetini.







Dost-kirve, ekabir, sevgili birer mektup çoğu zaman.















Kalemlerimiz kıraat edip neşrediyorsa, birlikte yarelerimize merhem de sürüyoruzdur. Burnumuzun direği sızlıyordur kaybettiklerimize; kaybettiren “kazanım”larımıza! Gençliğimize, gençlerimize, geleceğimize hayıflanıyoruzdur. “Kimliğimizin” dûçar olduğu bunalıma bir reçete arıyoruzdur. Sağımızda, solumuzda, önümüzde, ardımızda; ne yöne dönsek etrafımızda yükselen ”Abuzittin” enflasyonuna iç çekiyoruzdur.







Ve elbet;







Bir mazlumun “âh”ını duymuş, “ahhh” çekmişizdir, ağlamışızdır. Bir muhacire ensar olmuşuzdur. Beraber bir taş atmışızdır cümle iblise; bir taş daha. Bir şiir ateşlemişizdir emperyalizmin suratına. Avlumuzdan bir yumruk yükseltmişizdir, küfr sahnesine. Sövmüşüzdür; eğitim sistemine, Batı(l) dünyasından ithal edilen cümle “müfredat”a, “monşer bürokrasisi”ne, laiklik “tanrı”sına, “ekran terörü”ne; bizi yoldan çıkaran her ne varsa, alayına “quzzulqurt”!







Bir çay ikindisinde buluşmak ümidiyle, hürmet ile selam ederim kıymetli kirvem.







Cihat Barış



21.02.2020



Dursunbey / Balıkesir

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Can Özüme Mektup - Merve Topal

Bu mektubu Dilhâne şairlerinden Cihat Barış yine Dilhâne yazarlarından olan Arslan Karad...