Sıradaki içerik:

Bir Olur

e
sv

Antikacı

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Gökler yedi kattır.

Zat, Allah, ululuk ve azamet âlemi, yani Allah’ın kadim zatıdır. Yani ceberut âlemi.

Başlar başlangıç. Büyük patlama.

Melekût âlemi yani ruhların ve nefislerin makamı olan âlem, Arş’tan aşağı doğru bütün cisim ve arazlardır.

Ceberut âlemi ise melekût âleminin ötesidir.

Kâinatın iki yüzü vardır; mülk yüzü maddi kayıtların bulunduğu ve maddenin hantallığının olduğu yüzüdür. Bu yüzde ağır hafif, büyük küçük, uzun kısa, yaş kuru, sert yumuşak, geniş dar, kolay zor gibi kavramlar hükmeder.

İnsanın kendi ile beraber aklı da bu kayıtların hükmü altında olduğu için; olan biten işleri maddi kayıtlar tahtında değerlendirir. Mesela, bilgisayarın dışında oturan bir adam, istediği gibi bilgisayar içindeki programları yönetir, sevk eder ama bilgisayarın içinde olan bir program diğer programları aynı rahatlık ve kolaylıkla sevk ve idare edemez. Zira o program bilgisayarın içindeki kayıtların mahkûmudur. Ama bilgisayarın dışındaki adam bu kayıtlardan arınmış olduğu için, o kayıtlar adamı sınırlandırıp kendine mahkûm edemez.

Kâinatın bir de melekût yüzü vardır. Bu yüz, mülk yüzünde olan bütün maddi kayıtlardan münezzehtir. Burada ağır hafif, büyük küçük, uzun kısa, yaş kuru, sert yumuşak, geniş dar, kolay zor gibi maniler ve engeller yoktur. Bir iş bir işe mani olmaz, zaman ve mekânın hantal maddi kayıtları burada işlemez. Allah’ın kudreti bu yüzde perdesiz ve vasıtasız iş görür. Bu yüzde en büyük ile en küçük arasında fark yoktur. Bu yüzde sebep sonuç zinciri işlemez. Her şey sebepsiz ve vasıtasız olarak Allah’ın kudretine dayanır. Bu yüzdendir ki mülk âlemine melekût âlemi biner.

Yani şöyle düşün; binit ve binici.

Bir tarafa aydınlık, diğer tarafa karanlık.

Muhyiddin Arabi hazretleri net bir ifade kullanır. Aydınlık tarafa Âdem, karanlık tarafa Havva der.

Peki, biz Havva’yı ne olarak bildik?

“Kadın.”

Demek ki kadın dediğimiz Havva, bilginin yükleneceği yer.

Yani projenin çalışacağı alan.

Bilgi yüklenince aktif olacak. Ceberut âleminde ne varsa hepsi pasiftir, durağan bir kütüphanedeki kitaplar gibi. Bunun aktif hale gelmesi, yani bir yere yüklenmesi gerekir.

Yüklemek için neye ihtiyacımız var?

Ben kâinata sığamadım, bir müminin gönlüne sığdım.

Demek ki onu oraya ekecek birine ihtiyaç var.

İşte İncil burada bir şeye işaret ediyor. Diyor ki ‘tohumcu çıktı ekmeye’.

Nereye?

Tarlaya.

Kuran, ne demişti: ‘Kadınlar sizin tarlanızdır, dilediğiniz gibi ekebilirsiniz.’ ‘Ya Muhammed, akıllar senin tarlandır, istediğin gibi ek.’

Neyi ekecek?

Allah’ı bulma bilgisini.

Muhammedî bilgiyi.

İnsanlar arasında fark gözetmemek; insanları sevmek, insanları hoş görmek.

Çünkü ‘Muhammedî olmak,’ demek, insanların kalbinde, özünde, şuurunda Allah’ı görmek demektir!

Ne olacak ektikten sonra?

Mayanda bunun cevabı var.

Nerede?

Sende.

‘Kâinata sığamadım, bir müminin gönlüne sığdım.’

Müminin bunu fark edebilmesi için inşa olması lazım.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.