Anadolu'nun Kapılarını Türklere Açan Komutan: Sultan Alparslan

Tarih, içinde barındırdığı olaylarla ve olgularla her zaman ilgi duyulan bir bilim alanı olmuştur. Bazı olaylar vardır ki tarihin akışına yön vermiş ve devletlerin geleceklerine derinden tesir etmiştir. Tabii bu olaylar kişilerden yahut dönemin komutanlarından bağımsız düşünülemez.

Türkler, tarih boyunca bağımsızlıklarına düşkün bir anlayışla yaşamışlardır. İslamiyet’i kabul ettikten sonra dinî konulara, devlet geleneğine ve askerî yapılanmaya hayli ehemmiyet vermişlerdir. Nice zorluklarla karşılaşsalar da hiçbir zaman yılmamışlar ve savaşmaya, var olmaya devam etmişlerdir. Böyle bir gücün teşekkül etmesinde birçok etmenle birlikte hem İslami anlayış hem de askerî yapı oldukça önemli bir faktördür.

Tarihin bizlere unutturamadığı birçok muteber şahsiyet vardır. Yaptıklarıyla ve kazandırdıklarıyla adını tarihin tozlu sayfalarına kazıyan şahsiyetlerden biri de Selçuklu Sultanı Alparslan’dır.

Sultan Alparslan’ın Hayatı

Sultan Alparslan, 20 Ocak 1029’da doğmuştur. Horasan Meliki Çağrı Bey’in oğludur. Doğum tarihine ilişkin muhtelif rivayetler olsa da tarihçilerin ortak kanaati bu tarihtir. Sultan Alparslan, 27 Nisan 1064 tarihinde Selçuklu Devleti’nin ikinci hakanı olarak tahta geçmiştir. Alparslan 25 Ekim 1072 tarihinde vefat etmiştir.Alpaslan, henüz küçük yaşta iken, babası Çağrı Bey’in hastalanması üzerine devletin yönetimini ele alarak Gazneli saldırılarını durdurmuştur. Yine babasının sağlığında Karahanlılara (1049) ve Gaznelilere karşı (1058) zaferler kazanması, zaten Çağrı Bey’in son yıllarında veliaht sıfatıyla yö­nettiği Horasan Selçuklu Devleti’nde ve hatta bütün Selçuklu topraklarında bü­yük bir itibar kazanmasına yol açmıştır. Bu nedenle Çağrı Bey’in Ağustos 1059’da ölmesi üzerine Horasan Meliki olmuştur. Taht Mücadeleleri Tuğrul Bey, öldükten sonra Selçuklu hakanlığı için vasiyet olarak Süleyman’ı aday göstermiş ancak Alparslan buna karşı çıkmıştır ve bundan dolayı çeşitli taht mücadeleleri yaşanmıştır. İsyan eden Huttalan ve Sâgâniyan emir­leri ile Herat’ta bulunan amcası İnanç Yabgu üzerine yürümek zorunda kalmıştır. Âsi emirleri itaat altına aldıktan sonra İnanç Yabgu’yu da yenerek taht üzerindeki hak talebinden vazgeçiren ve onu tekrar eski yerinde bıra­kan Alparslan, büyük bir ordu ile impa­ratorluk başkenti Rey’e doğru hareket etmiştir. Ancak onun bu meşguliyetinden dolayı gecikmesi sırasında kendi adına hutbe okutarak sultanlığını ilan eden Kutalmış, 50.000 kişilik ordusuyla Rey üzerine yürümüş ve karşısına çıkarılan kuvvetleri bozguna uğratmıştır. Tah­ta çıkarılan Süleyman ise sultanlığını kabul etmeyen rakiplerine göre kendi za­yıflığını fark ederek daha önce Rey’i bırakıp Şiraz’a çekilmiştir. Alparslan’ın Tahta Çıkışı Alparslan taht mücadelesini kazandıktan sonra adına hutbe okutmuş, sikke kestirmiş ve Rey’de tahta çıkmıştır. Alparslan, hükümdarlığı süresince devletin Batı yönüne doğru büyümesine daha çok önem ver­miş; Batı’da fetih, doğuda ise genellikle asayişi sağlamak amacıyla harekâtta bulun­muştur. Bunun başlıca nedeni, babası Çağrı Bey’in kırk beş yıl önce Bizans top­raklarına yaptığı akınlar sırasında keş­fedilen Doğu Anadolu yaylalarının Türk­menler için en uygun yerleşme alanı ola­rak görülmesidir.XI.Yüz­yılın başlarından itibaren aralıksız sürege­len göçler dolayısıyla Selçuklu ülkesinin hemen her tarafına dağılan ve yer yer toplumsal rahatsızlıklara da sebebiyet ve­ren bu Türkmenlerin alışkın oldukları koşullara uygun bir memlekete yerleşti­rilmeleri gerekmektedir. Bizanslılar, Türkmenlerin ilerleyişiyle bir tehlike sezerler ve tahta Romen Diyojen’i geçirirler. Alparslan bu esnada Şam tarafına da sefer düzenlemektedir. Diyojen’in büyük bir orduyla Anadolu’ya sefer düzenleyeceği haberini alan Alparslan ordunun bir kısmını Şam’da bırakarak Diyojen’e karşı çıkmak için yola çıkmıştır. Bizans’ın 200 bin kişilik donanımlı ordusunu 50 bin kişilik ordusuyla mağlup eden Alparslan 26 Ağustos 1071’de Anadolu’nun kapılarını sonuna kadar açmıştır.

Malazgirt Zaferi

Alparslan’ın ve Selçukluların bu büyük başarısındaki etken ordunun moral gücünün yerinde olması ve taktik anlayıştaki üstünlüktür. Bizans kuvvetleri dil, din, millet gibi ortak noktaları ve birleştirici yanları olmayan bir ordudur. Üstelik bu kuvvetler daha önce birbirleriyle de savaşmıştır. Buna karşılık Selçuklu ordusu yalnızca Müslüman Türkler ve onlara yardım eden Müslüman Kürtlerden oluşmaktadır. Ayrıca Bizans komutanları arasında da çeşitli görüş ayrılıkları, kişisel kin ve haset duyguları bulunurken Selçuklu komutanları, Alparslan’ın tahta çıktığı gün­den itibaren çevresinde kenetlenmiş olan Sav Tegin, Ay Tegin, Porsuk ve Gevherâyin gibi kişilerdi. Bizans ordusunun küt­le savaşı yapan, manevra yeteneği za­yıf, ağır donanımlı birliklerine karşı, Türk kuvvetlerinin hemen bütünüyle hafif donanımlı, manevra kabiliyeti yüksek süva­ri kıtalarından oluşması, savaşın seyri ve sonucu üzerinde etkili olmuştu.

Üstün güçlerine rağmen Bizanslıların yenilmelerinde rol oy­nayan en önemli etken ise Alparslan’ın uy­guladığı savaş planıdır. Alparslan, Türklerin tarih boyunca kara ve deniz sa­vaşlarında her zaman kullandıkları, merke­ze yerleştirilen zayıf fakat süratli birlik­lerin geri çekiliş görüntüsüyle düşmanın merkez kuvvetlerini peşlerine takıp yan cenahların arasına sokmaları ve hızla geri dönerek çembere almaları taktiğini uy­gulamış, Bizans kıtalarının kolay manev­ra yapamamaları da başarıya ulaşması­nı çabuklaştırmıştı. Alparslan, yenik düşen Bizans İmparatoru’na şeref misafiri muamelesi yapmıştı. İki hü­kümdar arasında dostluk kurulmuş ve metni bugün mevcut olmayan bir barış antlaşması imzalanmıştı. Ancak Romen Diyojen’in gıyabında tahttan indi­rilmesi ve bir süre sonra da hileyle ele geçirilerek, gözlerinin oyulup ölümüne sebebiyet verilmesi üze­rine bu antlaşma hükümleri uygulana­mamıştır.Şair Ömer Öztürkmen,Malazgirt Zaferi’ni çok güzel özetlemiştir:

Bir cuma günü sabaha karşı,Malazgirt’te elli dört bin er,Bestelediler en güzel marşı;Allah-u ekber, Allah-u ekber...”

Alparslan’ın Kişiliği

Batı Türklerinin atası kabul edilen Al­parslan, Arap ve Bizans tarihçilerinin görüş birliği içinde belirttikleri ve kendisine verilen unvan, künye ve sıfatların da açıkça gös­terdiği gibi çok cesur, yiğit ve kudretli, azamet sahibi bir kişi­liğe sahipti. Heybetinin yanında adaleti ile de ün yapmış, ağa­beyi Kavurd’a ve Romen Diyojen’e yaptığı muamelelerden de anlaşıldığı gi­bi bağışlayıcı ve hoşgörü sahibi olduğu­nu defalarca göstermiştir. Oldukça dindar bir Müslümandı ve dinî hükümlerin sadakatle uy­gulayıcısı olarak tanınıyordu. Onun bu yönü, halk arasında velî derecesine yükseltilmesine ve kendisine pek çok kerametler isnat edilmesine yol açmıştır. Sarayında, günde elli koyun kesilen bir imaret bulunduğu ve ayrıca adları listeler halinde düzenlenen fakirlere harçlık dağıtıldığı eski tarihlerde kayıt­lıdır. İslâmiyet’in henüz girmediği ülke­lerde aldığı her kente hemen bir ca­mi yaptırdığı; askeri çalışmalarından do­layı yeterince fırsat bulamadığı imar iş­lerini ile bilim, fikir ve sanat adamlarını toplayıp devlet koruması altına almak gibi toplumsal faaliyetleri de veziri Nizâmülmülk’ün eliyle yürüttüğü bilinmektedir. Bastırdığı altın paraların çokluğu da dev­rindeki ekonomik gelişmeyi ve refahı gös­termektedir.

‘’Sultan Alparslan’ın imanî motivasyonu oldukça yüksektir. Sultan Alparslan, 26 Ağustos'ta ordusuyla cuma namazını kıldıktan sonra beyaz bir elbise giyerek bu elbise eğer ölürsem kefenim olsun deyip askerlerine şu nasihatlerde bulunuyor: ‘’Müslümanların camilerde dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum, galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşir, yenilirsek şehit olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var. İçinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım. Benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler.’’ Alparslan, esasen yüksek bir iman ve itikadın göstergesidir. Ya muzaffer oluruz ya da şehit olur cennete gideriz diyor. Malazgirt Savaşı'nın kazanılmasının en önemli faktörlerinden biri de bu. İmani motivasyon çok yüksek. Sultan Alparslan'ın itikadının tam olduğunu düşünüyoruz ve Allah'a tam tevekkül eder bir vaziyette. Beyaz bir elbise giyip askerlerin önüne çıkıp böyle bir konuşma yapması onun yüksek iman ve itikadını göstermektedir." (1) Sultan Alparslan, 43 yıllık ömrüne nice savaşlar sığdırmış ve çok mühim tarihî gelişmelerin yaşanmasını sağlamıştır. Sağlam bir imana; cesur ve kararlı bir karaktere sahiptir. Bizans’ı Anadolu topraklarından atan Alparslan, Malazgirt zaferiyle tarihin akışına etki etmiştir. Ruhu şad olsun.

Kaynakça:

1) Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Aylar
2) https://islamansiklopedisi.org.tr/alparslan
3) https://www.biyografya.com/biyografi/13956#
4) https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turklere-anadoluyu-yurt-eden-komutan-sultan-alparslan/1951322

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Mümine Gayret Yakışır

Tarih, içinde barındırdığı olaylarla ve olgularla her zaman ilgi duyulan bir bilim alanı olmu...

Tıkayıcı Taş

Tarih, içinde barındırdığı olaylarla ve olgularla her zaman ilgi duyulan bir bilim alanı olmu...

Teneffüs Öğrenciler İçin Bir Ara mı Yoksa Ders mi?

Tarih, içinde barındırdığı olaylarla ve olgularla her zaman ilgi duyulan bir bilim alanı olmu...