Sıradaki içerik:

Mamafih

e
sv

Anadolu Bizi Çağırıyor

avatar

Büşra Cansız

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Anadolu toprakları yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, İmparatorlukların yükselişine ve çöküşüne tanıklık etmiş bir tarih diyarıdır. Bu topraklar uğruna ne savaşlar yapılmadı ki… Herkes sahip olmak istedi, herkes kendi izini bırakmaya çalıştı. Her gelenle daha bir eşsizleşti, zenginleşti. Hititler, Persler, Roma ve Bizans derken 11.yüzyıla geldiğimiz zaman Anadolu’da tarih sahnesine Türkler çıktı ve bir daha da hiç silinmedi.

Medeniyetler beşiği Anadolu’ya sahip olmak demek dünya tarihinin değişmesi demekti. Dünya tarihini değiştirecek yeni güç ise “Kızıl Elma”nın peşinde gaza eden Türklerdi. Kızıl Elma neresi sorusu 11. yüzyılda Anadolu’yu göstermekteydi.

Tuğrul ve Çağrı Beylerin önderliğinde Büyük Selçuklu Devleti yönünü batıya çevirmişti bile. Akıncıların keşifleri ile Anadolu’da büyük bir güçle karşılaşmayan Selçuklu Devleti, kendilerine yeni yurt olarak Anadolu’yu seçmişti. Artık yapılacak tek bir şey kalmıştı; fethetmek!

1063 yılında Sultan Alparslan’ın Selçuklu tahtına geçmesi, Anadolu’da da yeni bir dönemin gerçekleşmesinin başlangıcı olmuştu. Anadolu’nun hâkim kuvveti olan Bizans İmparatorluğu ise merkezi güçlü olsa da doğu eyaletlerinde sorunlar yaşamaktaydı. Siyasi ve ekonomik krizler sonucunda tahta geçen Romanos Diogenes ise İmparatorluğunu meşrulaştırarak, gücünü kanıtlamak istiyordu.

Bunun için 13 Mart 1071 tarihinde, Türk akınlarının sonunu getirmek üzere hayatını ortaya koyduğu Doğu seferine çıktı.

Sultan Alparslan’ı ve Romanos Diogenes’i karşı karşıya getiren Doğu seferi, Anadolu’nun da kaderini belirlemişti. Düzenli ordusunun yanında kalabalık ücretli askerleri ile Malazgirt Ovası’na gelen Diogenes’in ordusu, karşısında gaza için savaşan Alparslan’ın ordusunu bulmuştu. İşte asıl mesele de buydu. Topraklarını savunmaktan çok para için savaşan Bizans askerleri ile gaza ve cihad uğruna ölüme gözünü kırpmadan giden Türk askerlerinin farkıydı. Eğer uğruna inandığın bir davan varsa, rakamların bir önemi kalmıyordu.

24 Ağustos 1071 yılında karargahını Ahlat-Malazgirt arasındaki Rahve ovasına kuran Sultan Alparslan, Bizans ordusunun kendisininkinden çok daha fazla olduğunu görmüştü. Savaş stratejilerinin yanında ordusunu diri tutacak bir şeyler de yapmalıydı. 26 Ağustos Cuma günü, öğle namazından sonra askerlerine hitaben yaptığı moral konuşması belki de tarihi değiştirmişti.

“Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım; benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler.” Kefene benzeyen beyaz kıyafetler içerisinde sultanları ile beraber savaşan inançlı bir ordu!

Saldırgan bir taktik izleyen Diogenes’in karşısında hilal taktiğini ve sözün gücünü kullanan Alparslan geceye kadar devam eden meydan savaşında Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. İmparator Diogenes yaralı olarak esir alındı. Böylece tam bir Selçuklu galibiyeti ile sonuçlanan Malazgirt Zaferi, Türkler ve Anadolu için yeni bir dönemin adı oldu.
 
26 Ağustos 1071 yılında Anadolu’nun tarihi tamamen değişmeye başlamıştı keza Anadolu artık Türkleri çağırıyordu. Durdurulamayacak fetihler başlamıştı. Anadolu’nun ve dünyanın tarihi değişiyordu. Zaman artık Türklerin zamanıydı, bizim zamanımızdı. Kızıl Elma ise artık Anadolu’nun da ötesiydi; Konstantinopolis!

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.