Sıradaki içerik:

İstanbul’da Bir Hayır Kurumu: Darülaceze

e
sv

Allâme Fakih Ömer Nasuhi Bilmen

avatar

Ahmet Şahan

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 3 dakika)

Rahmeti Rahman’a irtihalinin 48. Yılında Dihâne ailesi olarak, beşinci Diyanet İşleri Başkanımız Ömer Nasuhi Bilmen’i rahmet,minnet, ve şükranlarımızla yâd ediyoruz.

Ömer Nasuhi Bilmen; Anadolu’nun yetiştirmiş olduğu Osmanlı son, Cumhuriyet ilk dönemlerinin en önemli müellif, müfessir ve fakihlerindendi. (doğ. m:1883/h.1300 Erzurum). Daha küçük yaşlardayken babasını kaybetmesi onu amcasının yanına gitmeye zorlayacak ve belki de bu onun için ilim yolculuğuna doğru attığı ilk önemli adımı olacaktı. Nitekim öyle de oldu ve eğitimine ilk olarak müderris ve Nakîbüleşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmî Efendi ve beraberinde Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi’den ders okuyarak başladı.

Daha sonra İstanbul’a giderek (1908) Fatih dersiâmlarından Tokatlı Şâkir Efendi’nin derslerine devam edip icâzet aldı (1909). Ömer Nasuhi Bilmen aynı zamanda eserlerinde, yaşadığı dönemleri sentezlemekte de oldukça başarılı bir müellifti. Buna delil olarak Nasuhi Bilmen’in eserlerinin hem geleneksel hem de modern öğretim metodunu benimseyen kişilerce, başvurulması gereken ilk kaynak olarak kabul görmesini gösterebiliriz. Osmanlının son dönemlerinde yaşaması itibariyle Osmanlıca’ya hakimiyeti olan biri olmasına karşılık, günlük hayatta da Erzurum şivesi ile konuştuğu bilinen Ö.N.Bilmen, yine de eserlerinde Latin alfabesini oldukça başarılı bir şekilde kullanmıştır. Çünkü edebiyat ile her daim içli dışlı olmuş, hatta kendisene sorulması üzerine, gerek nitelik gerekse nicelik bakımından fazlaca ve başarılı eser telif etme başarısını, okuduğu romanların çokluğuna bağlamıştır. Her ne kadar siyasi ve politik açıdan oldukça karışık bir dönemde yaşamış olsa da bütün bu karmaşadan uzak kalmayı başarabilmiştir. Ayrıca o günki yönetimin Türkçe ezan ve benzeri konulara kendisini alet etmesini engellemek amacıyla, vazifeye başlamasının üzerinden bir yıl bile geçmeden Diyanet İşleri Başkanlığı vazifesinden emekliğe ayrılmıştır. Telif ettiği eserlere bakarak Ömer Nasuhi Bilmen’i herhangi bir ilim dalı ile sınırlandırmak ise oldukça güçtür. Sekiz ciltlik tefsiri ile bazen müfessir, Türkçe ile birlikte üç dilde yazdığı şiirleri ve “Nüzhetü ‘l-Ervah” adlı divanı ile bir şair, yazdığı romanlar ile bir yazar, bazen mütercim, bazen muhaddis, Büyük İslam ilmihali ve Hukūk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kāmûsu eserleriylede büyük bir fakihtir. İslam Hukuku alanındaki telifleri nedeniyle de ‘Allame Fakih’ ünvanı ile anıldığı bilinmektedir. İslam Alimlerinin üzerinde ittifak ettikleri ehl-i sünnetin son dönem sütunlarından olan Ö.N.Bilmen’in ‘Büyük İslam İlmihali’ adlı eseri son elli yılda milyonlarca (2-3 milyon) basılarak ulaşılması zor bir rekora imza atmıştır.

Kitap ilk olarak belli başlı itikadi noktaları açıkladıktan sonra, İslam’ın şartlarını da detaylıca işleyerek, en sonunda peygamber efendimizin vasıflarının bahsedildiği bölüm ile niyate ermektedir. Hukūk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kāmûsu adlı eserine gelecek olursak anlatmaya dahî ilim sahibi olmanın lazım geldiği bir eserdir. İlahiyat Fakültesi öğrecisiyken, İslam Hukuku derslerimizin yıllarca kaynak kitabı olması hasebiyle kıyısından köşesinden aşina olduğum bu eser, kişinin hayatı boyunca karşılaşacağı miras hukuku, ticaret hukuku, aile hukuku, ceza hukuku vb. her konuda, genel itibariyle Hanefî fıkhı esas alınmakla beraber, çoğu yerde ise mezhepler arası ihtilafların da ayrıntılı olarak verildiği, her cümle ve kelimesi ile bir baş yapıt mahiyetindedir.

Müellif olmasının yanında, aynı zamanda da müderristir Ömer Nasuhi Bilmen. Dârüşşafaka Lisesi’nde uzun yıllar ahlâk ve yurttaşlık dersleri, İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda ve Yüksek İslâm Enstitüsü’nde usûl-i fıkıh ve kelâm dersleri verdi.

Onun bir özelliği de sağlam ve onurlu karakteriydi. Hayatındayken davasını sahiplenmesi, bugün islami eğitimin verildiği alanlarda öğrencilere hala birer örnek mahiyetinde anlatılmaktadır. Örneğin bir gün, bir papaz ve bir haham ile bir görüşme tertip edilmiş. Bu görüşmenin yapılacağı salona onlardan erken vardığını fark eden Ömer Nasuhi Bilmen, kendisinin boş bir odaya alınmasını talep etmiş, papaz ve hahamın geldiğinden emin oluncaya kadar da salona geçmemiştir. Nedeni ise papaz ve haham geldiğinde onları karşılamak adına ayağa kalkması gerekecek, Ö.N.Bilmen’e göre onların karşısında ayağa kalkan kendisi değil, bizzat temsil ettiği İslam olacaktı. Oysa Hak olan İslam, batılın karşısında ayağa kalkarak onları tasdik edermişçesine hakarete maruz kalamazdı.

İşte bu kadar ince düşünceli bir dava adamıydı aynı zamanda. 1960’lı yıllarda dinde reform imajını Türkiye’nin gündeminde tutmak için büyük çaba gösteren çevrelere karşı ise, “Bozulmayan bir dinde reform mu olur?” diyerek savunacaktı Ömer Nasuhi Bilmen. 12 Ekim 1971’de İstanbul’da hayata gözlerini yumarken ardında yıllar geçmesine rağmen milyon adet basılan kitaplar, binlerce talebe ve onlarca ilim erbabı bırakacaktı. Bugün Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’ndeki kabristanında ziyaretçilerine sunacağı himmet ve bereket ikramı ile beklemektedir.

Yazımızı Ömer Nasuhi Bilmen’in günümüze ışık tutan çok sevdiğim şu sözü ile bitirelim:
 
“Dışı zühd ve takva hilesi ile süslemekle içteki kötülük ve pislik saklanmış olmaz. Allah Teâlâ bütün halleri, kalplerin gizlediklerini de bilir.”

Vesselam…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.