Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

Allahu Ekber Sesleri Demokrasi Sesini Bastırmamalı mı?

avatar

Tahir Ceyhun Yıldız

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 7 dakika)

15 Temmuz’un 4.yılında şehitlerimizi anıyor, onların destansı mücadelelerini gözyaşlarıyla dinliyor bir yandan da gururlanıyoruz. İstanbul ve Ankara dışında olup da kendi şehirlerinde meydanlarda olanların çoğu “Ah keşke biz de Ankara’da, İstanbul’da olsaydık. Bedenimizi tankların, silahların önüne atsaydık” diyordur eminim… Ama tam bunlar olurken birileri çıkıp ‘Allahû Ekber sesleri, demokrasi sesini bastırmamalı’ diyor. Sonra aynı ismi insanların Allah için değil, demokrasi için sokaklara çıktığını söylüyor. Haydaaa…! Sonra ‘Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geldi’ diyor. Eğitimci mi, hoca mı, yazar mı bilemiyorum; Goldzihercikler’in adamlarından biri; 15 Temmuz’u baz alarak “Vatandaş tarikatları istemiyor” diyor. Anket yapmış-mış. Akabe Vakfı’nda mı yaptın canım bu anketi?

Kuzum siz geri zekâlı mısınız?Neyse… Sakin oluyorum ve ‘Allahû Ekber sesleri, demokrasi sesini bastırmamalı’ diyen dekan beyin safsatalarından bazı pasajlar paylaşmak istiyorum. Dekan hazretleri, 2016’da katıldığı bir programda: “Allahû Ekber sesleri, demokrasi sesini bastırmamalı” demiş ve 15 Temmuz’da insanların meydanlara ‘demokrasi için’ çıktığını ifâde buyurmuş. Bu beyefendi bu seneki 15 Temmuz programında da ‘Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geldi’ diyerek devletin, tarikatlar hakkında gerekli önlemleri almadığı kanaatine varmış. Yıllar önce verdiği röportajda, eşini ve iki kızını Roma’ya rahatlıkla tatile gönderdiğini anlatarak Roma’ya, Avrupa’ya methiyeler düzen dekan hazretleri; Mekke’nin, Kâ’be’nin çevresinin güvenilir olmadığını da ifade etmiş.

Dekan beye cevaben, 2018 tarihli şu istatistik sonuçlarını alıntılayayım, geçeyim: “İtalyan Mili İstatistik Kurumu’nun (ISTAT) yaptığı araştırma ülkedeki kadınların yarısının cinsel şiddete maruz kaldığını gösterdi. Raporda, İtalya’da 14 ila 65 yaşlarında 8,2 milyon kadının hayatlarında en az bir kez cinsel tacize uğradığı kaydedildi. Ülkedeki kadınların yüzde 43,6’sına denk gelen bu rakam, İtalya’daki her iki kadından birinin cinsel tacize uğradığı anlamına geliyor.

İlk kez erkeklerin de bu konudaki deneyimlerini araştıran kurum, yaklaşık 4 milyon erkeğin de cinsel tacize maruz kaldığını açıkladı.” (Kaynak: https://tr.euronews.com/2018/02/15/italya-da-kad-nlar-n-yar-s-cinsel-tacize-maruz-kal-yor) Yorum yapmayayım, yorum kendisinde…

Gelelim 15 Temmuz’un demokrasi için mi olduğuna, Allah için mi olduğuna… 2016 yılından beri ifâde ediyorum; demokrasinin şehidi olmaz. Vatanın, milletin olur, toprağın olur, davanın olur, ezanın olur, caminin, mescidin olur, Allah için şehit olunur, peygamber için olunur, demorkasinin ol-maz! Bu minvâlde Adnan Menderes ve 2 bakan demokrasi şehidi filan değildir. CHP’nin, cuntanın kurbanıdır. Demokrasi dediğimiz şey; devleti yönetme yetkisini Allah’a değil de ona, buna, şuna vermez mi? Allah’ın iktidar gücünü tanımayan, ‘bu Allah’tan daha iyi yönetir -haşa-’ anlayışının, şehidi nasıl oluyor o zaman? 15 Temmuz Türkiye ile ABD’nin, Türkiye ile İsrail’in, Türkiye ile Avrupa’nın cengiydi… ABD’nin, İsrail’in, Avrupa’nın tankı, tüfeği, uçağı, silahı vardı; ‘darbe yapıyormuş köpekler’ deyip abdestini alıp, Fetih sûresini okuya okuya giden adamların ise tanka tıkayacak atletleri, tankın ardından koşan ve tankın üstüne çıkan ayakları, tanka fırlattıkları levyeleri, kendilerine yüzlerce mermi yağdıran askerlerin sırtına şaklattıkları kemerleri, Allah Allah diyen dilleri vardı. Hatırlayın muhabir ‘halk korku içinde’ diye haberini sunarken, kim olduğunu bilmediğimiz abi ne diyordu? “Yalan söyleme! Halkın korkusu yok. Biz buraya ölmeye geldik” diyordu. Haberin ilerleyen kısımlarında şehitlerin kanlarına bulanmış Türk bayrağını gösteriyorlardı. Halk diyordu ki; “Burası ikinci Çanakkale. İstanbul’u vermeyeceğiz. Ülkeyi böldürmeyeceğiz” Ulan demokrasi için çırpınanları da gördük. Camlarda tencere tavalarıyla tankları selamlıyorlardı. Benzinliklere, ATM’lere koşmuşlardı.  Yâ hû darbeyi susturan şey selâ sesi, tekbir sesiydi, ‘Allah’ lafzı idi be zâlim adam! Ezan, selâ okuyor diye kaç mahalle imamı, cami müezzini; solcu, lâik, demokrasi diye zırlayan zihniyetlerden dayak yedi o gün? İnsan “Allahû ekber sesi, demokrasi sesini bastırmamalı” derken bir durur düşünür yâ hû… El-insaf! El-iz’ân!

15 Temmuz gecesi yaralanan, öleceğini düşünen gaziler, şehitler; ‘Allah’ lafzı ile, kelime-i tevhid ve kelime-i şehadet getirerek, şehadet parmakları ile Allah’ı ve Rasûlü’nü şahit tutmadı mı? Son nefeste ‘iman’ ile ölebilmesi için son anlarını yaşayan birinin yanında sürekli kelime-i tevhid, kelime-i şehâdet getirilir. 15 Temmuz’da vücudunun çeşitli yerlerinden vurulmuş, yaşamasından ümit kesilmiş nice gazi ve şehitlerimizin yanında birileri çökmüş ve kelime-i tevhidi, kelime-i şehadeti söylettirmeye çalışıyorlardı. Görüntülerle sabit… Bayım; demokrasi için ölen adam demokrasiyi şahit tutar kendine, Allah’ı ve Rasûlü’nü değil! Söyleyeceğimiz çok şey var da gündemimiz yoğun…

Dekan hazretlerinin ‘Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geldi’ söylemi ise ayrı bir dümen… ‘Bin FETÖ’ söylemi ile hangi tarikatları kastediyor, o hepimizce mâlûm. Şöyle söyleyeyim; FETÖ hakkında beyefendinin kastettiği tüm tarikatlar tetikteydi. Okullarına, yurtlarına iyi bakmadılar, kitaplarına iyi bakmadılar. Mesela bu dümenci taifenin dillerine en çok doladıkları hocalar FETÖ’ye yıllar önce küfrederken, milleti onlara karşı uyarırken ‘okumayın, gitmeyin, sevmeyin’ derken; ismi lazım değil bir şahıs: “O bir âlim, yetiştirin de göreyim. Hadi bir Fethullah Hoca yetiştirin göreyim sizi. Hoca’nın ayakkabısını yetiştirin, alnınızdan öpeyim sizi. Karalamak kolay, birbirimiz hakkında konuşacaksak iyi konuşalım. Bu bir hastalık!” diyordu. 15 Temmuz’dan sonra FETÖ’ye sövmek, küfretmek, FETÖ demek kolay… İş ki; öncesinde bil, öncesinde gör, öncesinde uyar! Bu feraset işidir, o da bu gürûhta yok. 15 Temmuz gecesi İsmailağa ihvanları meydanlara sarıkları ve cübbeleri ile ellerinde bayrakla koşmuşlar, tekbir ve tehlil ile bir mücahid gibi idiler. Menzil sofileri ‘Sofiler burada, darbeciler nerede’ diye slogan atıyorlardı. 15 Temmuz gazi ve şehitleri arasında çok sayıda Mahmud Efendi talebesi, Menzil sofisi ya da diğer tarikatlardan çok abimiz vardır. Hatta Şehit Erol Olçok’un da Halvetî-Cerrâhi olduğunu biliyorum. Şehitlerin hepsi bizim, maksadım bir kesimi öne çıkarmak, bir kesimi diğerlerinden üstün tutmak değil. Bilâkis bu dangalakların yaptığı bir topluluğu arka plana atma, suçlu gösterme faâliyetlerine yöneliktir bu sözlerim. Hakeza diğer tarikatların mürşidleri de Reis-i Cumhur tarafından meydanlara inin çağrısı’ yapıldığı anda dervişlerini de alarak meydanlara koşmuş, diğer illerde bulunan dervişlerini de ânında harekete geçirmiş, Reis ‘evinize dönün’ diyene kadar meydanları ‘dergah’ etmişlerdi, yâkinen biliyorum. Geçenki yazımda Şeyh Süleyman Kanusturî (ks)’yi anlatmıştım, burada tekrar yazmaya gerek duymadım.

Bir de şu: tarikat ile cemaâtin farkına varın beyler. FETÖ dediğimiz yapılanma, – cemaât diyesim gelmiyor- en büyük düşman olarak tarikatları görüyordu zaten. Es’ad Coşan’a düşmandılar, Menzil’e düşmandılar, İsmailağa’ya düşmandılar, Es’ad Coşan rahmetlinin dergâhı İskenderpaşa’dan yetişen Rahmetli Erbakan Hoca’ya düşmandılar. Kimlerin dostu idiler? Sekiz yıllık eğitimi getirmelerini yani imam-hatipin ortaokul kısmının kapanmasını Atatürk’ün zaferi olarak gören, Kur’an kurslarına çocuk yaşta gidilmesinin önüne geçen ve bunu sanki onların öcünü almış gibi Hacıbektaş kasabasında Alevî-Bektâşilerle paylaşan Mesut Yılmaz’ın, Bülent Ecevit’in, yeri geldiği zaman Deniz Baykal’ın dostu idiler. Erbakan’a ‘Beceremediniz, artık bırakın’ dediler; darbecilere teşekkür ettiler. Zora geldiler mi topuklayıp kaçtılar, Amerika’nın kucağında yerini aldılar. ‘Bin FETÖ’ diye kastettikleri tarikatların büyüğü Mahmud Efendi kaç defa tutuklandı, kaç defa mahkeme edildi, türlü türlü sıkıntılar çekti. ‘Menzil şeyhi’ Muhammed Raşid Erol Hz sürgünler, gözaltılar, şikayetler, sorgular gördü. Ama kaçmadılar. ‘Bize bunları yaptılar, devlete karşı çıkalım’ demediler. Şahsen Seyda Hazretleri’nin hoşgörüsü beni kendine hayran bırakmıştır. Bir gün Menzil köyünde silah saklandığı yalanı, ilgili askerî şubeye ihbar edilmiş ve askerler köye gelerek Seyda Hazretleri’ne köyde silah saklandığını ve köyü arayacaklarını söylemişler. Seyda Hazretleri de arayabileceklerini söylemiş. Köyde bi’t-tabiî silah milah bulunamamış ve Seyda Hz demiş ki: “Bizim silahımız tesbihimiz ile misvağımız”
FETÖ yapılanmasına bakalım: CHP’ye bağışta bulunmuşlar, kiliseyle sinagogla dirsek temasındalar, nerede dinsiz, imansız, ahlâksız var; onlarla dostlar. Kur’an-ı Kerim okutma yok, sünneti alıştırma yok, vatanseverlik yok, beddua seansları var, azıcık zora geldi mi ülkeyi terk var, devlet büyüklerini izleme, dinleme, kayıt altına alma, şantaj yapma, iftira atma var. Haraç var ama bunları anlatan yok, varsa yoksa tarikatlar kapatılsın. Kapatılsın da meydan FETÖ’ye ve ‘Allah Allah sesleri demokrasi seslerini bastırmamalı’ diyenlere mi kalsın? Hadi ordan, sen kapat kendini!

Hemen bu minvâlde bizzat yaşadığım bir olayı anlatıyorum:
2013’ün ramazanı. Bir abimle yurdumuzun ihtiyaçları için Eskişehir’de mobilya imalatı yapan bir beyefendiye gidip bağış talep ettik. “Benim verdiğim yer var” dedi, güzellikle geri çevirdi. “Eyvallah, Allah kabul etsin abi” dedik. Ayrılmak için kapıya yönelmiştik ki bize: “Siz neredensiniz?” diye sordu. Biz anladık tabii, neyi sorduğunu. Biz de ‘Kâdiriyiz’ dedik. “Çok güzel” dedi. “Çok bilmem onları ama ben de Fetullah Gülen Hocaefendi’nin sohbetlerine gidiyorum. Öyle iyiler ki…

Bağışımı yapıyorum. Sohbetlerine gittiğim zaman hiç elim boş gitmem. Çaydır, şekerdir, bakliyattır götürürüm. En hoşuma giden şey ne biliyor musunuz gençler? Bunca zamandır onların sohbetlerine gidiyorum, bir kez olsun ‘namaz kıldın mı, kılıyor musun?’ diye sormadılar. Hay senin hoşuna giden şeyiiii” dedim, içimden… Yemin ederim bu yaşanmış bir olaydır. Size yapılanma ile tarikatın farkını söyleyim:
Bu yapılanma ‘namaz kıldın mı, kılıyor musun’ diye sormaz, ‘kıl’ demez. ‘Bize ne verebilirsin’ der. Tarikatta ise sohbet, zikir, hatme namaz vaktinden sonra başlar zaten. Varsayalım ki namaza cemaate yetişemedin, ilk söylenen şey ‘namazını kıldın mı’dır… İşte FETÖ, işte tarikatlar… Pahalı kıyafetleri giyinmiş, oturma organının rahat ettiği koltuklarda ‘Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geldi’ demek kolaydır. Ya da az sonra dadanacağım adam gibi oturduğun yerden tweet atarak ‘Vatandaş tarikatları istemiyor’ demek kolaydır. Bir şeyh efendinin dizinin dibinde diz kır hele bir… Tasavvuf ehli ne der: “Edeb’ der! Bir tasavvuf yolunun en sonunda ilerlemeye çalışan biri olarak derim ki: Mü’minlerin Annesi Hz. Hatice’den ‘2 kocadan arta kalmış 40 yaşındaki bir dul’ diye bahseden adam da, onun gibi düşünenler de ehl-i tasavvufa dil uzatamaz!

Vatandaş tarikatları istemiyor, mu?

Efendim hepimizin malumudur ki; 15 Temmuz ile beraber bir tarikat düşmanlığı pompalanıyor. Bu tip pompacılara gün doğdu! İnşaallah bu pompalarını kendileri üzerinde denesinler, diyor vatandaşın tarikatları istememesi mes’elesine çalışalım diyorum. ‘Vatandaş tarikatları istemiyor. Tarikatlar tasfiye edilsin!’ diyen adamı bu söylemlerini bilmeden önce de sevmezdim. Kanım kaynamadı diyeyim. Bu elbet şahsî bir yargıdır. Son 3-4 yıldır sürekli tarikatlara vuruyor tweetleriyle… Adam yatıyor tarikatlar, kalkıyor tarikatlar. Kahvaltıda bir kendinden, kitaplarından bahsediyor. Bir avuç dostunun twitini rt’liyor. Sonra bi manzaralı, kitaplı, çaylı paylaşım yapıyor diyor. İkindi üstü ‘tarikatlara yine sövüyor. Sonra bi kendi muhitinden bir iki hocanın videosunu, demecini paylaşıyor, sonra yine tarikatlara sövme, tarikatları aşağılama… Adam şu ahlâksız LGBT ile ilgili bir dirhem söz etmemiş. Varsa yoksa tarikatlar, şeyhler. Günde 15 tweet atıyorsa 8-9’u tarikatlarla ilgili… Karşısına tarikattan yetişmiş bir hocaefendi, bir molla geçse ne diyecek merak ediyorum. Zira kendi muhitinden bazıları tv’de Cuma namazı vakti sorulunca elinde Kur’an meâlinin sayfalarını çevirirken ‘salât, salât, salât’ dedi kaldı, hâlen hafızalarımızdaki tazeliğini koruyor. Bu kim mi? Yabancı değil canıııım… Osmanlıca olarak yazılmış ‘Keriz yolma duası’nı milyonların önünde okuyamayıp ‘yüveleme dusi’ diye yumurtlayan adam yâ hû 😊

Neyse biz yine ‘Vatandaş tarikatları istemiyor’ diyen adama dönelim. Neymiş, anket yaptırmış? Sen bu anketi nerede yaptırdın? Akabe Vakfı’nda mı? Yoksa 83 milyon seni elçi olarak mı tâ’yin etti? Biz vatandaşlar olarak tarikatları istemiyoruz, sen bizim elçimiz oluver, mi dedi? Bu zâtı araştırırken bir video çıktı karşıma: Yıllar önce Mehtap TV’de -FETÖ’nün kültür kanalı olan, evet evet- bir programa katılmış. Bu zât, Almanya’da doğmuş, ortaokula kadar orada yaşamış. Neyse Almanya’da kaldığı yıllarda sokaklarının üstündeki kilisenin bahçesinde oynarken papaz çıkmış buna çikolata vermiş. Of be buram buram FETÖ hikâyesi… Varsayalım ki gerçek. Sonrasında söyledikleri daha ilginç: ‘Kilisenin bahçesinde papaz bana çikolata verdi ama camiye gidince ettehiyatü okurken ayağın niye düz durmadı diye imamdan dayak yediğimi hatırlıyorum’ diyor. Of be, ne güzel bağladı be! Valla helâl olsun. İşte, bunların ‘tarikatlar kapansın, tasfiye edilsin’ isteğinin perde arkasında belki de bu yatıyor. ‘İslam öğretilmesin, zaten İslam’da tahammül, müsamaha, hoşgörü de yok, papaz daha sevecen’ demek istiyorlar belki de… Müthiş.

Son söz:

Bak abicim anladık sünneti hakir görmekten, tarikatlara sövmekten, büyüklere, şeyhlere hakaret etmekten kazanıyorsun kazandığını. Vazifen, vizyonun, misyonun bu. O âşikâr. Ama olmaz, bu coğrafyada tutmaz. İran’a git mesela. Bak orada tutar. Anadolu’nun harcını şeyhler karmış, hamurunu mürşidler yoğurmuş. Ertuğrul Gazî’nin Osman Gazi’nin, Orhan Gazî’nin yanında Şeyh Edebali vardı. Yıldırım’ın yanında Emir Sultan, İkinci Murad’ın yanında Mevlevi Emîr Adil Çelebî ve Hacı Bayram-ı Velî vardı. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethetti, Eyyûb Sultan Hazretleri’nin kabrini buldu ve Ayasofya’yı camiiye çevirdi ise bi iznillah Akşemseddin’in vesilesi iledir. Tarih kitapları bile İstanbul’un mânevi fâtihi Akşemseddin’dir, der. Kanunî’nin sırdaşı ve süt kardeşi Yahya Efendi idi. Ayrıca, Nakşîbendî ve Halvetî şeyhleri ile de irtibatlı imiş. Sultan Üçüncü Murad Han’ın şeyhi Hasan Hüsameddin Uşşâkî idi. Birinci Ahmed Han’ın dostu ve mürşidi Aziz Mahmud Hüdayî idi. Sultan Abdülmecid babası gibi Nakşibendî idi. Babasının ve kendi şeyhi Mehmed Nuri Efendi’nin dizinde, kelime-i tevhid söyleyerek can vermiş. Sultan II. Abdülhamid, önceleri Nakşibendiyye’den Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî’nin sohbetlerinde bulundu. Sonra Şâzelî şeyhi Zâfir Efendi’ye mürid olmuş.

Bunun vefatından sonra Kâdiriyye’den Yahya Efendi postnişini Abdullah Efendi ve Ebulhüdâ Rifâî’den de feyz almış. Sultan ReşadMevlevî idi. 186’da vefat eden Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Salâhaddin Dede’ye bağlıydı. Sultan V. Murad için de böyle bir rivâyet vardır. Hatta oğluna şeyhinin ismini vermişti. Sultan Vahîdeddin, baba ve dedesi gibi Nakşibendî idi. Gümüşhanevî tekkesi şeyhi Ziyaeddin Dağıstanî’nin muhibbiydi. Şeyhin vefatında asasını hatıra olarak almış.

Cumhuriyet kurulduktan sonra da bir sürü devlet ricâli, hepimizin sevdiği, saydığı, hürmet gösterdiği milliyetçi, maneviyatçı liderler tarikatlara bağlı hayat sürdüler. Rahmetli Erbakan, rahmetli Özal, rahmetli Yazıcıoğlu. Hatta rahmetli Türkeş… Reis-i Cumhur hâkeza İskenderpaşa ile irtibatlı idi. Mahmud Efendi Hz ve evlatları ile, vekilleri ile yakînen görüşüyor. Ayasofya’nın kararını imzaladığı akşam Bediüzzaman Hazretleri’nin hayattaki iki talebesi Hüsnü Bayram Abi ve Mehmet Fırıncı Abi’yi arayarak bu kararın ‘hayırlı olmasını’ temenni ederek Ayasofya’nın açılışına davet etti.

Peki ‘vatandaşlar tarikatları istemiyor’ diyen/ler kim?

HİÇ KİMSE…

KOSKOCA BİR ‘HİÇ KİMSE’

1993 yılının soğuk 1 aralık gününde Eskişehir'de doğdum. Liseyi Eskişehir Anadolu İmam-Hatip Lisesi'nde tahsil ettim. Lisans eğitimimi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde sürdürüyorum. Şiirlerim ve yazılarım Eskişehir'de yerel bir dergi olan Genç Birlik Dergisi'nde, Konya merkezli ve 5 sayı çıkarılabilmiş Sahhaf isimli matbû dergilerde yayınlandı. Yetkinliğe ilk adım olarak Sergâh Dergi'de yazmaya başladım. Daha sonra Halâskâr Dergi, Efendi Dergi, Şiâr Dergi ve Özlenen Rehber Dergisi'nde yazılarım yayınlandı. Türkülerin gücüne, kuvvetine inanıyor; ilhâmı türkülerden alıyorum. Kitapların varlıklarına her ân ihtiyâç duyuyorum... Eskişehir'de faâliyet gösteren bir haber ajansında editörlük yapıyorum.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.