Allah'ın Kılıcı

Meşhur kumandan Hâlid b. Velid

Hicretten 35 yıl kadar önce Mekke’de doğdu. Soyu yedinci göbekten dedesi Mürre’de Peygamberimizin soyu ile birleşir. Babası Velid b. Mugire Kureyş kabilesi arasında seçkin bir kişiydi. Hâlid’in mensup olduğu Kureyş kabilesinin Mahzumoğulları kolu, süvari birliği ile ilgili vazifeleri ve kumandanlığı üstlenmiş olduğu için askeri gücü elinde bulunduruyordu. Hz. Muhammed’e karşı tutumu babası ve diğer kabile mensupları gibi düşmanca idi. Uhud Gazvesinden itibaren Kureyş ordusunda süvari birliğinin kumandanlığını yapmaya başladı. Müslümanların lehine sonuçlanmak üzere devam eden Uhud Gazvesinde, Resûl-i Ekrem’in kesin emrine rağmen bazı Müslümanların Ayneyn tepesinden ayrıldığını görünce İslam ordusuna arkadan hücum ederek savaşın neticesini değiştirdi. Hendek Gazvesinde de Kureyş ordusunun süvari birliğinin başında bulunan Hâlid zaman zaman hendeği aşmaya çalıştı. Hz. Peygamber’in çadırı hizasındaki bölgeden şiddetli bir saldırıya girişti; ancak gece yarısına kadar devam eden bu saldırıdan bir sonuç alamadı.

Kardeş Mektubu ile İslam’a Açılan Yollar

Umretü’l-kazâ için Hz. Peygamber’le birlikte Mekke’ye gelen Velid kardeşi Hâlid’i bulamayınca kendisine verilmek üzere bir mektup bıraktı. Bu mektupta, İslamiyet’i kabul etmemesini ve bu dinden uzak durmasını hayretle karşıladığını belirttikten sonra Resûlullah’ın kendisini sorduğunu ve “Hâlid gibi bir insanın İslâm’ı tanımaması ne tuhaf! Keşke o, gayret ve kahramanlıklarını Müslümanların yanında müşriklere karşı gösterseydi; bu kendisi için çok daha hayırlı olurdu. Biz de onu başkalarına tercih ederdik” dediğini bildirdi. Kardeşinin mektubunu okuyunca Müslüman olmaya karar veren Hâlid b. Velid, Osman b. Talha ve Amr b. As ile birlikte 1 Safer 8 (31 Mayıs 629) tarihinde Medine’ye gitti. Mescid-i Nebevide Hz. Peygamber’in huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu. Bunun üzerine Resûlullah, “Seni doğru yola ulaştıran Allah’a hamdolsun! Seni yalnızca hayra ulaştıracağını umduğum bir aklın olduğunu biliyorum” dedi. Hâlid Müslüman olduktan sonra üç yıl kadar Hz. Peygamber’in emrinde ve sohbetinde bulundu. Müslüman olarak katıldığı ilk savaş Mûte Savaşı’dır. Hâlid bu savaşta, İslam ordusunu Bizans ordusunca imha edilmekten kurtardı. Medine’ye dönünce Resûl-i Ekrem kendisine “Seyfullah” (Allah’ın kılıcı) unvanını verdi.

‘’Sizin hayatı ve şarabı sevdiğiniz kadar ölümü seven bir orduyla geldim.’’ (Hâlid bin Velid)

Ecnadeyn Savaşı

Halife olan Hz. Ebu Bekir, Arap kabileler arasında başlayan isyanı bastırdıktan sonra hedefine kuzeyde bulunan Bizans İmparatorluğunu koydu. 634 yılının başlarında topladığı yirmi iki bin kişilik orduyu üçe bölerek o yıllarda Bizans’ın elinde bulunan Suriye üzerine gönderdi. Güney Filistin’e giden Amr b. As karşısındaki Bizans ordusuna mukavemet edemeyeceğini anlayınca halifeden yardım istedi. Bunun üzerine Ebu Bekir Hîre’de bulunan Hâlid b. Velid’e haber göndererek süratle Suriye’deki ordunun yardımına gitmesini emretti. Hâlid b. Velid, uzun ve yorucu bir çöl yolculuğundan sonra yanındaki yedi yüz kişilik birlikle Dımaşk’ın güneyinde yer alan Mercirâhit’e vardı. Hâlid b. Velid’in kumandası altında birleşen İslam ordusu kuzeye doğru ilerlemeye başladı. İki ordu Kudüs’ün batısında Remle ile Beytülcibrin arasındaki Ecnadeyn mevkiinde karşı karşıya geldi. Müslümanlar devrin en güçlü devletinin düzenli, iyi eğitilmiş ordusuyla savaşmak durumundaydı. İslam ordusunun en az iki katı olan Bizans kuvvetleri ayrıca silah ve teçhizat bakımından da çok üstündü. Ancak savaş Müslümanların kesin zaferiyle sonuçlandı (28 Cemâziyelevvel 13 / 30 Temmuz 634). Bu muharebede üç bin düşman askeri öldürüldü; Müslümanlar ise sadece on dört şehit verdiler. Başkumandan Hâlid muharebenin neticesini bir mektupla Hz. Ebu Bekir’e bildirdi. Öte yandan Bizans İmparatoru Herakleios çok korkmuş ve endişeye kapılıp Humus ’tan Antakya’ya kaçmıştır. Ecnadeyn Savaşı ile Filistin ve Suriye’nin kapıları Müslümanlara açılmıştır.

Yermük Savaşı

Bizans İmparatoru Herakleios, Müslümanları ele geçirdikleri yerlerden söküp atmak amacıyla büyük bir ordu hazırlayarak Ürdün’ün doğusuna açılan ve aynı adı taşıyan nehrin kenarındaki Yermük vadisine sevk etti. Bizanslıların hazırlıklarından haberdar olan Suriye orduları başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah, bölgedeki diğer kuvvetlerle haberleşerek Yermük vadisine hareket edilmesine karar verdi. Hâlid b. Velid savaş alanına girdiğinde, İslam ordusunun dört ayrı komutanın idaresinde yan yana, fakat ayrı ayrı cephede savaşa hazırlandığını gördü. Bizans ordusunun tam bir savaş düzeni içinde ve İslam askerlerinin parçalarını birbirinden ayırmak ve öldürücü darbeyi vurmak üzere ustaca dizildiğini anladı. Diğer dört komutanla bir araya geldiklerinde onlara şöyle dedi: “Bu savaş bir ölüm kalım meselesidir. Böyle bir günde övünme, büyüklük taslama kimseye yakışmaz. Allah rızası için savaşıyoruz. Savaşta ihlastan ayrılmayalım. Bu savaş geleceği tayin edecek, başarılı olursak, yarın da zafer bizimdir. Yenilirsek bir daha kendimize gelemeyiz. Yanlış bir savaş düzeni kurmuşsunuz. Hz. Ebu Bekir böyle yaptığınızı bilse mani olur. Her komutan kendi birliğini değil, bütün İslam ordusunu idare etsin ve bu sıra ile olsun. Bugün biriniz, yarın diğeriniz orduya komuta etsin. İlk günü bana bırakın.” dedi. Hâlid b. Velid'in askeri dehasını bilen komutanlar onun sözlerini severek kabul ettiler. Hâlid b. Velid, orduyu görülmemiş bir savaş düzenine soktu. Birlikleri her biri biner kişiden oluşan 38 bölüğe ayırdı. Merkezde on sekiz bölük, sağda ve solda onar bölük bıraktı. Merkezi Ebu Ubeyde, sağ kanadı Amr b. As ve Şurahbil, sol kanadı da Yezid b. Ebu Süfyan komutasına verdi. Ebu Süfyan b. Harb yaptığı konuşmalarla askerin moralini yükseltiyordu. Savaş başlayacağı sırada bir asker Hâlid b. Velid'e yaklaşarak; “Şu düşman askerine bak, ne kadar çok.” dedi. Hâlid bin Velid ona; “Savaşı çok olan değil, bilen kazanır. Allah’u Teâlâ’nın yardımı bize yeter.” diye cevap verdi. Yermük Harbi, tarihte eşine ender rastlanan çarpışmalara ve kahramanlıklara sahne oldu. Hâlid b. Velid, birlikleriyle düşmanın tam kalbine hücum etti. Bu ani taarruz karşısında düşman şaşkına döndü. Fırsatı değerlendiren İslam birlikleri Bizans piyadelerinin üzerine toplu olarak hücuma geçtiler. Bu hücum onlara ölüm darbesi oldu. Vakusa Vadisine doğru gerilemeye başlayan Bizans askerleri birbirlerini çiğneyerek derin hendeklere döküldüler. Savaş gece geç saatlere kadar sürdü. Bizans karargâhı Müslümanların eline geçti. Böylece askeri dehasını ortaya koyan Hâlid b. Velid, Peygamber’in kendisine verdiği “Seyfullah” unvanı yanına bir de ‘’Suriye Fatihi’’ unvanını kazandı. Suriye ve Filistin civarı fethedildi. Kudüs’ün kapıları Müslümanlara açıldı.

Ömrü cihat etmekle geçen Hâlid b. Velid Yermük gününü şöyle yâd eder; “Ahhh! Yermük günü... İnsan kanlarının vadide sel gibi aktığı Yermük! Şiddetli bir yağışın olduğu gece, gökten boşanan yağmura karşı kalkanımın altında gecelediğimi unutamıyorum. O gece Muhacirlerden Kurulu akıncı birliğinde baskın yapmak için sabahı zor etmiştik. Ah! Yermük Harbi... Üç bin yiğitle, yüz bin kâfire karşı zafer kazandığımız Mute'yi bile unutturdu. Yermük, Rumlarla yaptığımız ilk büyük muharebedir. Bundan sonra daha nice savaşlar birbirini takip edecektir. Sakın gaflete düşmeyin. Şimdi kendimi at kişnemeleri arasında Allah Allah nidalarıyla insanlara dar gelen Yermük Vadisinde hissediyorum. Vallahi Rabbimden beni her gazada diriltmesini ve o savaşın hakkını vermeyi isterim!” demiştir.

‘’Bâtılı Kavurmak Üzere Doğan Güneş’’ Batarken…

Ey Hâlid sen savaşta ölemezsin.

Peygamberin sana Seyfullah demesinde saklıdır, savaşta ölmeyeceğin.

Seni bir kâfir öldüremez.

Öldürseydi Allah’ın kılıcı, Allah’ın düşmanı tarafından kırılır yere düşerdi

Bu mümkün değildir…

Müslümanlığından önce ve Müslümanlığından sonra bütün bir ömrünü at üzerinde savaş meydanlarından geçiren Hâlid b. Velid’in vücudunda kılıç ve ok yarası olmayan tek bir yer kalmamıştı. Fakat bu koca komutan, Hicret’in 21. yılında, Humus ’ta hastalandı. Yatağında yatar vaziyette ahirete teşrif etmeyi beklerken ağlıyordu. Bütün ömrünü cenk meydanında geçiren koca komutan gözyaşları içindeydi. Yanında bulunan silah arkadaşlarına seslenerek kılıcını istedi. Kılıcının kabzasını tutarak, tüm içtenliğiyle yârini okşar gibi onu okşadı. Sonra kılıcına eğilerek kulağına bir şeyler fısıldadı: “Nice kılıçlar parçalandı elimde. İşte, sen, benim ölümümü görecek olan son kılıcımsın. Beni böylesi mahzun eden, hayatı hep savaş meydanlarında geçmiş, yatak yüzü görmemiş bu Hâlid’in, yatakta ölüyor olması.” “Ey ölüm” diye seslendi Hâlid b. Velid, “Seni her zaman, harp meydanında, atımın üzerinde, düşmana Allah için kılıç sallarken, şehit olmak için bekledim.”

Onca duasına rağmen, ölüm onu cenk meydanında bulmamıştı. İyice kuvvetten düşen Hâlid b. Velid, “Beni ayağa kaldırın!” diye buyurdu. Bir müddet sustuktan sonra, “Vasiyetimi bildiriyorum, beni ayağa kaldırın” diyerek tekrarladı sözünü. Yanındakiler koluna girerek, koca komutanı ayağa kaldırdılar. Hâlid b. Velid son sözlerini söylüyordu: “Beni bırakınız! Şimdiye kadar hep taşıdığım kılıcım, artık beni taşısın. Ölümü, savaştaymışım gibi ayakta karşılayacağım. Öldüğüm zaman, atımı, savaşta tehlikelere dalabilen bir yiğide veriniz! Atım ve kılıcımdan başka bir şeye sahip olmadan öleceğim. Mezarımı, bu kılıcımla kazınız! Kahramanlar kılıç şakırtısından zevk alır.”

Bu sözlerden sonra yatağa doğru düştü Seyfullah.
Kelime-i Şehadet getirdi ve gözlerini kapadı

Kaynakça:

1) İslam Tarihi Dört Halife Dönemi, İslam Ansiklopedisi)

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Kuş Uçtu Kervan Göçtü

Meşhur kumandan Hâlid b. Velid Hicretten 35 yıl kadar önce Mekke’de doğdu. Soyu ...

Ve Bir Kuş Daha Kanatlanır Adı Şehit Olan

Meşhur kumandan Hâlid b. Velid Hicretten 35 yıl kadar önce Mekke’de doğdu. Soyu ...

Yûnus Emre Celâlli Olabilir Mi?

Meşhur kumandan Hâlid b. Velid Hicretten 35 yıl kadar önce Mekke’de doğdu. Soyu ...