Allah İçin Sanat ve Necip Fazıl Kısakürek

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış.
Marifet bu gerisi, yalnız çelik çomakmış.

(Sanat)

Nâmelerini tüm ümmete yankılandıran, Allah demenin suç olduğu dönemlerde korkusuzca, yiğitçe mürekkebini İslâm için akıtan bir dava adamıydı O.

(Ahmed) Necip Fazıl, 26 Mayıs 1904’te, Çemberlitaş’taki bir konakta, Mediha Hanım ve Abdülbaki Fazıl Bey‘in oğlu olarak dünyaya gelir. On iki yaşlarına kadar o kadar çok kitap okumuştu ki kendi ifadesiyle” okuma hastalığı bende… Nihayet hastalığa dönmüş, gecelerimi ve gündüzlerimi bir ağ gibi sarmıştı.” Henüz beş yaşında olan kız kardeşinin ve konaktaki hamisinin vefatlerine şahid olması; çocukluğundan hayatına temas edecek “ölüm” temasını idrak etmesine vesile olacaktı genç Necip’in… Hasta olan annesi hasta yatağında onun için özel bir duası vardı: “Senin şair olmanı ne kadar da isterdim…”

Annesinin duası kabul olmuş okulda hocaları ve arkadaşları tarafından “şair” diye hitap edilen Üstad, artık şair olmak kararını vermiş, yayın hayatına atılmak için daha fazla bekleyememiş mektepte, Nihal isimli el yazması bir dergi çıkarmaya başlamıştı. Bu dönemde dönemin bir diğer ünlü ismi, şiir ve fikir dünyasında onun karşı kutubunu temsil edecek Nazım Hikmet ile de yolları zaman zaman kesişiyordu…

İlk şiirlerini 13-14 yaşlarındayken Yeni Mecmua’da yayınlatarak edebiyat dünyasında sesini duyurur; Ahmet Haşim’in “Çocuk, bu sesi nereden buldun sen?” hitabına henüz 18 yaşında muhattap olur.

Burada gelir insana / Boş günlerin usancı.
Çalar birden kampana / Ölüm çanından acı.
Sonra bir düdük öter / Kesik çığlıklarla der:
Burdan bildik gidenler / Yarın döner yabancı...

(İstasyon)

Necip Fazıl hayatında inişleri ve çıkışları çok olan şahsiyetlerden biridir. Yurt dışında geçirdiği zamanları ve kendi tabirine göre “35” yaşına kadar hem kendinde hem de sesindeki arayış onu kimlik sorgusuna davet etmekteydi.

Lûgat, bir isim ver bana halimden; / Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden; / Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

(Çile)

İlk şiir kitabı olacak “Örümcek Ağı”nı telif eder ve ardından 1928’de artık o da bir yabancıya dönmüştür fakat kaldırımlar kabul etmiştir onu, kaldırımlara barışıktır lisânı…

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; / Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; / Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

(Kaldırımlar)

Üstteki mısraları yazacak “Kaldırımlar Şairi” olacaktır. Yalın, akıcı, hece ölçülü, kafiyeli diliyle edebiyat tarihine damga vurmuş şiiri ezberlenebilen en güzel şairlerden biri olmuştur. 1932 yılında eski ve yeni şiirlerinin bir karışımını barındıran Ben ve Ötesi adlı eserini bastırır. Bu kitabın özellikle son şiirlerinden, Necip Fazıl’ın bu dönemde metafizik sancılar çekmekte olduğu hissedilir. Her şeyin daha da kötüye gitmeye başladığı sıralarda, bindiği bir vapurda karşısına oturan ve kendisine Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni adres gösteren, Hızır edalı bir insanla rastlaşır ve Abidin Dino’yla beraber daha sonra “kurtarıcım” diyeceği Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni ziyarete gider.

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum. / Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

Demesine vesile olacaktır bu yıllar sonraki hayatına…

Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel; / Bir akşamdı ki zaman, donacak kadar güzel

İslâm davası bir şairden, yazardan, sanatkardan ziyade bir aksiyon adamı kazanmıştır. Yakından takipçisi olan Merhum Erbakan hocanın tabiriyle “Hayat, iman ve cihad” iken, o cihad kavramını lügatine daha geniş bir perspektif ile “aksiyon” diye yazmıştır. O bir hak aşığıdır. Bir gülle mahiyeti taşıyan kaleminin namlusu hak düşmanlarına dönecektir bir ömür boyu sürecek davasında. Necip Fazıl’ı o ana kadar yeri doldurulamayacak bir sanatkâr gören dönemin aydınları, onun bu değişimini yoğun tenkite tutarlar ve onu basit bir ifadeyle yobazlıkla suçlamayı tercih ederler. Bu Üstad’ın edebiyat dünyasına tuttuğu kandili söndüremeyecek ve onu bu davasında ne kadar doğru olduğunu hissettirecektir çünkü o bilmiştir ki aksiyon adamları her zaman durdurulmak, taşlanmak istenilmiştir. 1934 yılına kadar vukuf halinde işleyen saatini izleyen yüreği, artık sadece rıza-i ilahi için atacaktır. 1934 yılı onun için ikinci doğum tarihidir. Artık onun gönül evinde bir tasavvuf penceresi vardır. Şiirleri arasında en değerlisi olarak kabul ettiği ve tüm şiirlerini derlediği kitaba ismini veren Senfonya (sonradan Çile) adlı şiirini telif eder.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik; / Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
İçiçe mimarî, içiçe benlik; / Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur!

(Çile)

Sanatın sanat için olmasını akla ziyan bir gayret olarak gören Necip Fazıl, fikir gibi sanatta da ilahi rızanın esas alınmasını, Allah için yapılmasını söylüyordu. Allah’tan ve ahlaktan bahsetmenin bizzat yasaklandığı bir zaman diliminde Büyük Doğu mecmuasını neşretti. 1948 yılına gelindiğinde Necip Fazıl’ın şiirinde büyük bir zirveyi temsil eden eser Sakarya Türküsü ortaya çıkar.

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; / AIdırma, böyIe geImiş, bu dünya böyIe gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz; / Sen kıvrıI, ben gideyim, Son Peygamber KıIavuz!
YoI onun, varIık onun, gerisi hep angarya; / Yüzüstü çok süründün, ayağa kaIk, Sakarya!

(Sakarya Türküsü)

Büyük Doğu Mecmuası onu demir parmaklıklar ile tanıştırmış, öğretim mesleğine ara vermek zorunda kalmıştır. Ailesine, evladına olan ayrılığını da zindanda şu dizelerle belirtmiştir:

Dua, dua, eller karıncalanmış; / Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış... / Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.

(Zindandan Mehmed'e Mektup)

1949’da Büyük Doğu Cemiyeti’ni kurup artık halka, gençliğe hitap etmek için şehir şehir dolaşır. Siyasi kavgaların da içine girmiş bulunduğunda ömür boyunca attığı her adım izlenmiş, yollarına taşlar konulmuştur… 1973 yılında Hacca gider ve hatıralarını kitaplaştırır. Aynı yıl içinde kurulan Büyük Doğu Yayınları kanalı ile de, o ana kadar yayınlanan tüm eserlerinin ve bundan sonra yayınlanacak olan kitaplarının baskısıyla ilgilenmeye başlar.

1980 yılında Türk Edebiyatı Vakfı ona “Sultan’uş-şuara (şairler sultanı)” ünvanını, Kültür bakanlığı ise Büyük Kültür Armağanı’nı verir. 1982’de ise Yazarlar Birliği tarafından, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu adlı eseri sebebiyle yılın fikir adamı ilan edilir. Bu tarihlerden sonra, Ömrünün sonuna kadar İman ve İslam Atlası ile Kafa Kağıdı başta olmak üzere, ilerlemiş yaşına rağmen beyninin ne kadar muntazam işlediğini gözler önüne seren eserlerini yazmaya devam eder. Uzun yıllarca kendisini rahat bırakmayan şeker hastalığı sebebiyle arkasında kocaman bir gençlik ve kütüphanelik çapta eserler bırakarak, dudaklarındaki tebessümün eşliğinde söylediği “Demek böyle ölünürmüş!” cümlesinin refakatinde, varlığını tarihe kazımış bir kahraman olarak, Serdengeçti’nin diyeceği gibi, doldurulacak bir boşluk dahi bırakmadan, son demlerinde kuvvetle muhtemeldir ki velilik mertebesine erdiği bu hayatı terk ederek hakkın rahmetine kavuşur. Necip Fazıl’ın naaşı, muazzam bir kalabalık ile vefaatinden bir gün sonra Eyüp Sultan kabristanına defnedilir.

Onu ve davasını daha iyi anlamak için Üstad'ın da “Gençliğe Hitabe”sinde belirttiği:

"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik... Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...” olmaya çalışmak ve bu hitaba mazhar olmak gerekir.

O halde bugün biz İman ve Aksiyon adamı olmaya niyet edelim ve okumuyorsak okumaya yazmıyorsak yazmaya başlayalım. Ve onun yaptığı gibi dinleyelim her zaman. "Din, nasihattir" kavli şerifini unutmadan. Önce Yaradanımızı, sonra onun kutlu Nebisini, sonra O gökteki yıldızları (sahabe-i kiram) ve onun varisi olan âlim, mütefekkir şahsiyetleri dinleyelim ve aksiyon adamı olma yolunda salih-i amellerde yarışalım...

Muhtasar bir biyografi olan bu yazımızdan sonra sizlerden ricam kaynakçada vermiş olduğum ilk üç belgeseli de izlemeniz. Gayret bizden tevfik Allah’tandır…

Tohum saç, bitmezse toprak utansın! / Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen! / Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!

(Utansın)

Kaynakça

  • Necip Fazıl Kısakürek Hayatı 1 ve 2. Bölümler, Diyanet Tv, Nisan/2016
  • Necip Fazıl'ın Abdulhakim Arvasi Hz. İle İlk Buluşması ve O'na Sorduğu 10 Soru | Yüzyılın Alimleri, Semerkand Tv, Ekim/2018
  • Necip Fazıl Kısakürek, Trt Arşiv
  • Necip Fazıl Kısakürek, O ve Ben, (İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 1999) s.9.
  • Necip Fazıl Kısakürek, İmân ve Aksiyon, (İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2016) s.9-18.
  • Prof. Dr. Orhan Okay, Necip Fazıl Kısakürek, (İstanbul: Bahar Yayınları, 2013) s.9-33.
  • İhsan Şenocak, Büyük Doğu Çağına Doğru. (İstanbul: Hüküm Kitap, 2017)s.9-32
  • M. Orhan Okay, “Büyük Doğu”, (İstanbul: TDV İslâm Ansiklopedisi (DİA), 1992) VI, s.513-514.
  • Ahmet Yıldırım, “Biyografi: Necip Fazıl Kimdir? ” , erişim:http://www.n-f-k.com/necip-fazil-kimdir
(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Temmuz, Vesaire

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış. Marifet bu gerisi, yalnız çelik çomakmış....

İnsanı Yaşat Ki Devlet Yaşasın

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış. Marifet bu gerisi, yalnız çelik çomakmış....

Türkçe'nin Sır Kapılarını Aralamak

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış. Marifet bu gerisi, yalnız çelik çomakmış....