Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 3

e
sv

Ali Sözer İle Söyleşi

avatar

Hasna Para

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 4 dakika)

Merhaba Ali Bey. Âdile Sultan Osmanlı Hanedanlığına mensup tek kadın şair olarak biliniyor. Şiirle alakası nasıl başlamıştır? Annesiyle babasını çok küçük yaşta kaybetmesi ve evlendikten yirmi üç yıl sonra eşi Mehmet Ali Paşa’yı, ardından kızını kaybetmesi sonucu hayatında etkili olan “ölüm” imgesinin şairliğine zemin hazırladığı söylenebilir mi?

Şiir, insanın özüdür. Hele bir de klasik dönemlerimiz söz konusuysa hayatın her bir merhalesinde, şiirin bütün gücüyle var olduğunu görürüz. Camide şiir vardır, medresede de. Tekkenin ifade vasıtası şiirdir. Sefere giden sultanın mektubu şiirdir. Şikâyet de şiirle, beğeni de şiirle dile gelir. Ağıt kadar sevinç de hüzünle karılır. Modern dönemin öncesinde, yani Osmanlı sathında kime dokunursanız, şiirin sesini duyarsınız. Ya şiir okur ya da şiir söyler. Kendi bir söylese de söylenmiş yüz binlerce şiir zaten kendi malıdır. Dertlenirse okur, sevinirse hatırlar, özlerse onunla teselli bulur. Bu sebepten bir Osmanlı olarak Âdile Hanım’ın şiirle irtibatı zaten vardır. Osmanlı’nın son asrı olsa da padişahı da, vezirleri de, paşaları ve hayatın her bir ferdi de şiir gönüllüdür. Şiir sever, okur ve mutlaka söyler. Bunların bir araya gelmemiş olması iki sebeptendir. Ya toplayacak kadar çok değildir ya da onca güzel şiirin içinde kayda değer bulunmamıştır. Yazma eserleri, şiir mecmuaları, şiir defterleri inceleyince şairi bilinemeyen nice güzel şiire rastlıyoruz. Yani klasik dönemde bir kişinin şiir söylemesinin sebebi yaşıyor olmasıdır. Ancak sizin dediğiniz gibi, eşini kaybetmesi, kızını kaybetmesi zaten var olan şiir köklerinin yeşermesine vesile olmuş olabilir. Ancak ağıt yahut daha ferdî şiirlerden ziyade tasavvufî şiirler söylemiş olması, çok daha geniş bir yelpazede ele alınmayı gerektirir.

Hanedan üyesi tek kadın şair vasfı da şimdiliktir. Çünkü erken dönemde Harem kütüphanesi mühürlü şiir mecmualarını görmüştüm. Öyle güzel seçilmiş gazeller vardı ki, bazı şairleri bugün hiç bilmiyoruz. Oldukça hacimli bir mecmuaydı. Yani Harem’de şiir vardır. Zaten musiki şiirsiz olmaz.

Ben her birinin şiirle irtibatının olduğuna inanıyorum. Ama bunlar öyle her yere yayılmadı, çoğalmadı ve bilinmedi diyorum. Bir de klasik dönemde âşık erkektir, maşuk beşer katında kadındır. Sonra ilahî aşk merhaleleri başlar. Âşık erkek diyorum. Çünkü şiiri âşık söyler. Kadın şiir söylenendir. Sevgilidir. Cihana hükmeden Kanunî, Hürrem Sultan’ın mülkünde titreyen bir âşıktır. Onun için şiir sosyolojisini çok daha derin bir zemin üzerine inşa etmek gerekir.

Kaynaklara göre Nakşibendî tarikatı mensubu olan Âdile Sultan şiirlerini daha çok dinî – tasavvufî nitelikte kaleme almıştır. Âdile Sultan’ın şiir anlayışı için neler söylenebilir?

Osmanlı’da bir tekkeye, bir tarikata yolu düşmeyen yok gibidir. Söğüt’teki çadırlardan  İstanbul’daki saraylara kadar tasavvuf ile iç içelik hiç kopmamıştır. Bunun için sarayda her daim tasavvuf neşvesi vardır. Sultanların divanlarından bunu takip edebiliriz. Âdile Sultan’ın şiiri de klasik bir divan tertibi üzere tevhid, münacat, nât, medh-i çâr yâr ve meşayıh ile başlar. Kaside, gazel ve mesnevileri tasavvufî olduğu kadar İstanbulludur. Aynı zamanda İslâm coğrafyasına da uzanır. Onun divanında muhabbet ehli, hayırsever samimi mümine bir kadın görürüz. Aynı zamanda hanedan üyesi bir kadındır. İftiraknâme ve Tahassürnâme şiirlerinde bu tavır ortaya çıkar. Hatta tarih bile düşürür. Yani, divanı histen ziyade tertip işidir. Şiir hayatının bütünündedir.

Baktığımız zaman sahabeden Hz. Hansâ (r.anha) Müslüman kadın şairlerin önde gelenlerinden kabul edilir. Hz. Âişe de (r.anha) şiirle ilgilenmiştir. Buna karşın Osmanlı döneminde de olmak üzere kadınlar genellikle isimlerini gizleyerek erkek isimleri/mahlasları kullanarak şiirlerini neşretmişlerdir. Sizce bunun sebebi ne olabilir?

Mahlas isim gizleme işi ise bunun en fazla erkek şairler yapmıştır. Çünkü mahlası bilinip adı bilinmeyen onlarca şair var. Ancak Osmanlı toplumunda kadının mütesettir olduğunu bilmek gerek. Macar György bu edebi 18 yıl esir kaldığı bir Osmanlı ailesi üzerinden anlatır. Ondan iki buçuk asır sonra Madam Lady Montagu da Osmanlı kadının tesettür altındaki özgürlüğü anlatır. Hatta gayr-i müslim kadınların bile bu sayede özgür olduklarını söyler. Onun şu sözünü okuduğumda, Osmanlı’ya gelince yaşadığı duyguyu fark etmiştim. Malum Avrupa’da Osmanlı kötülenir, Hristiyanlar sömürüldü denir. Bu 3 asır önce de vardı. 1712’de gelen Lady Montagu bakar ki Hristiyan kadınlar çok özgürler. Şöyle yazar bir mektubunda “Burada Rum kadınların yüzünde Homer’in Helen’in peçesi duruyor.” Hiç bozulmamışlar, muhafaza etmişler demek istiyor. Kadın şairlerin az olmasının sebebini bence kadının mevkisinin yüce oluşuna vermek lazım. Yoksa saklamak değil. Kadın şiir yazılan ve değer verilen bir zirvedir. Nitekim Şer’iyye Sicillerinde, Tahrir ve Metruke Defterlerinde kadın isimleri açıkça zikrolunur. Dükkân sahibi, ticaret ehli kadınlar bütün Osmanlı’da yıl yıl kayıtlıdır. Yani mesele biraz kadının şiirin kendisi olmasıyla ilgilidir. Erkek şiir işçisidir. Genellikle… Kadınlar da söylememiş diyemeyiz. Ama erkekler bu mesaide daha öndedir. Kadınlar şiirin özünü inşa eden ruhtur. Bir yönüyle… Benim yıllardır vardığım kanaat bu yönde.

Mehmet Aslan, İbnü’l Emin Mahmud Kemal İnal ve Nazan Bekiroğlu’nun Divan Edebiyatı dönemi kadın şairlerini inceledikleri akademik çalışmalara baktığımda hazırladığı divan Fatih Sultan Mehmet tarafından takdir edilen Zeynep Hatun’un evlendikten sonra eşi tarafından şiir yazmasına izin verilmediği, Fitnat Hanım ve Leyla Hanım’ın eşlerinin kendilerine ve şairliklerine yaklaşımları sebebiyle boşandıklarına dair bilgilere rastladım. Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? Günümüzde kadın şairlere yaklaşım nasıldır?

Şiire karşı tavır, sadece kadınlar için değildir. Öyle diyecek olursak indirgemeci davranmış oluruz. Mesela İmam-ı Şafiî hazretlerinin meşhur bir beyti var. “Şiir, ilim ehlini derece olarak düşürmeyecek olsaydı, ben Lebid’den daha iyi şair olurdum.” Hz. Mevlânâ da, şiir söylemesini açıklarken “Rum iline gelince halkı şiir sever bulduk, onun için şiir ile dedik. Yoksa biz kim şiir kim?” demiştir. Burada hem tevazu vardır hem de şiirin bir hedef olarak küçümsenmesi. Tekke erbabında da şiir bir vasıtadır. Bu sebeple çok sanatlı, edebi sanatlarla süslü ve titiz şiirler yazmazlar. Yunus Emre hazretleri sehl-i mümteni ile bu engeli aşmıştır. O da şiir sanatından ziyade su gibi akan diliyle bu seviyeye ulaşmıştır. Yani kısacası, bahsettiğiniz misalleri sadece kadına indirgememek gerekiyor. Bunlar hakikat olsa da, toplum içinde herkes bu yasakla karşı karşıya değildir. Muhtemelen bu yasakların sebebi, şiirden ziyade şiirle gelen dedikodu ve çevre de olabilir. Çünkü şiir çok kişinin başını yakmıştır. Nitekim eşleri onları engellese de, tarih onları bu zamana taşımıştır. Yani toplumda genel bir yasak yoktur. Zaten yasağa gerek yok, şiir varacaksa kendi varır geleceğe. Yok, o solukta değilse zaten yolda kalır.

Günümüz kadın şairleri için de aynı şey geçerli. Toplumda bugün bir şiir vasatı olmasa da, bir şekilde iyi şair kendine yer buluyor.

Kadın şairler de yaşadıkları kadar şiir olup akacak sözleri. Ya bir nehir olacaklar ya da bir çay. Belki de berrak bir pınar kadar şiir bırakıp gidecekler. O kadar. Meseleyi ben böyle çözüyorum kendimce. Erkek şairler kadınlara göre daha çok eleniyorlar. Çünkü çok erkek şair var ama çok azı bugüne kaldı ve yarına da pek azı kalacak. Bir de şimdi kendileri var diye şiir flamaları bir yerlerde dalgalanan şairler, kendileri göçüp gidince şiirlerine kim sahip çıkacak zaman gösterecek. Bir de şiirde varlık gösteremeyen kadınlara göre deneme, öykü ve romanda daha geniş kitleye ulaşan kadın yazarlar var. Demek ki sorun şiirde. Kadın ve erkek olmakta değil. Bir soruyla cevaplayayım. Bana Avrupa’dan bir kadın şair söyleyebilir misiniz? Düşünmeden. Şimdi. Hemen…

Bir okur olarak ya da şair olarak şiirle ilgilenmenin nasıl bir önemi vardır?

Şiir, insanın özüdür demiştim. Hocam Hasan Akçay derdi böyle. Zaman içinde bu sözü daha iyi anlar oldum. Şiirde çok meziyetler var. Şiir, çok vitaminli ve proteinli bir tür. Maddi manevi… Ruhu besler, zihni besler, sözü besler. İlişkileri düzenler. Okumayı sevdirir. Gönlü temizler.

İnsan özümüz zayıfladıkça şiir de zayıfladı. Kitlelere ulaşan mısralar azaldı. Bu günümüz şairlerine bir eleştiri değil; günümüz insanına, bize dair bir tespit. Şiir, edebi bir ürün olmaktan öte, hayatın kendisi. Böyle bakmak ve şiire böyle yaklaşmak bu soruyu cevaplar diye düşünüyorum.

Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim, Allah razı olsun.

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.