Aileyi Korumak: Toplumu Kurtarmak

Bizim medeniyet anlayışımızda aile toplumun temelidir.1 Aile, toplumun hem ürünüdür2 hem de topluma yön veren, toplumu şekillendiren bir kurumdur. Bir toplumda aile ne kadar güçlü ve sağlıklıysa toplum da o kadar güçlü ve sağlıklı olur.

Medeniyetimizde aile önemli ve değerli bir kurumdur. İslâm’da sadece anne, baba ve çocukların değil, akrabaların da birbirleri ile olan ilişkilerine yönelik hükümler ve tavsiyeler vardır.

Aile bir toplumu ayakta tutan, topluma can veren, hayat sunan kıymetli bir müessesedir. Ailenin korunması, ailenin değerlerine sahip çıkmakla olabilir ancak. Aile kurumunun zarar görmesi toplumun zarar görmesi demektir.

Aile, kişinin gözlerini dünyaya açtığı ilk topluluktur. Kişiliği, kimliği ailede oluşmaya başlar. Ailenin yapısı kişiye sirayet eder. Kişi toplumun kurallarını, kültürünü, adetlerini ilk olarak ailede öğrenir. Dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı ailesinden öğrendiği değerler ile kendisini korumaya alır. Aile, kişi için zırh gibidir. Bu sebeple aile ne kadar güçlü olursa insan da o kadar güçlü olur ve dolayısıyla toplumda aynı oranda güçlü olur.

Bir toplumun, medeniyetin devamını sağlayan nesiller arası kültür aktarımıdır. Kültür aktarımı dede ile torun arasında olur. Bu sebeple aile bağları ne kadar güçlüyse, yeni nesil benliğini o derece korur. Ne kadar sağlıklı ve bilinçli nesiller yetişirse o kadar güçlü ve uzun soluklu bir toplumdan bahsedilebilir.

Soba Başında Edilen Sohbetler

Aile denilince benim aklıma ilk gelen tablo salonda yanan bir soba, çay demleyen anne, yorgunluktan uyuklayan baba, sobanın yanında oturmuş anneanne ve torunlarını etrafına toplamış hikayeler anlatan bir dede.

Belki birçoğumuzun aklına böyle bir tablo geliyordur aile denilince veya birçoğumuz böyle bir ailenin hayalini kuruyordur. Şüphesiz ki bu tablo bizde yoktan var olmuş bir görüntü değil. Büyüklerimizin bize anlattığı, dedelerimizin, nenelerimizin yaşadıkları bir aile yapısı. Bu aileyi bize “geniş aile” olarak öğrettiler.

Geniş ailelerde aslında muhabbet, sevgi, saygı, hoşgörü varmış anlatılanlara göre. Çocuklar dedelerinden, nenelerinden öğrenirmiş imanın esaslarını, Peygamberimizin ve Sahabe Efendilerimizin hayatlarını, namaz kılmayı… Çocuklar geçmişte yaşanılanları dedelerinin tecrübelerinden, anlattığı hikâyelerden öğrenirlermiş. Kültür aktarımı olurmuş böylelikle.

Geçmişinden kopmayan, geçmişi ile yaşadığı dönemi karşılaştırıp analiz edebilen, kodları ile oynanmamış, kültürel değerleriyle günün değerlerini harmanlayabilen ve kendi değerlerini üretebilen nesiller yetişirmiş bu ailelerde…

Zamane Aileleri

Büyükler, gençlerin halinden şikâyet ederken “zamane gençleri” yakıştırması yaparlar. Peki, sorun gerçekten gençlerde mi? “Zamane gençleri”ni yetiştiren de büyüklerimiz, aileler değil mi?

Zamane gençlerinden ziyade “zamane ailesi” nitelendirmesi daha doğru olacaktır. Gençler farklı bir yerde yetiştirilip ailelere bırakılmıyor. Nihayetinde yetişmiş olduğu ailenin özelliklerini yansıtıyor. Şikâyet edilen gençler aslında müştekilerin yetiştirdiği gençler…

Günümüzde yaşanılan sıkıntılar, gençlerin yaşamış olduğu sıkıntılar esasen bizim anne babalarımızın eseri. İleride yaşanılacak olan sıkıntılar da bizim eserimiz olacak. Kültür, toplumsal değerler miras olarak nesilden nesile aktarılır. Eğer anne-baba bu aktarımı gerçekleştirmezse kültüründen, kendisinden, özünden bihaber yetişen gençlerden şikâyet etmeye hiçbir büyüğün hakkı olmayacaktır.

Gençlere sürekli genç yaşta büyük işlere imza atan kişilerin hayatları örnek olarak gösterilir tembellikleri karşısında. Mesela Fatih Sultan Mehmet’in 21 yaşında İstanbul’u fethettiği anlatılır sürekli. Evet, Fatih’in genç yaşta elde ettiği başarılar, entelektüel kişiliği muhteşem bir örnek olarak karşımızda duruyor lakin böyle gençlerimiz olsun istiyorsak evvela Fatih’in babası gibi bir baba, annesi gibi bir anne olmak boynumuzun borcudur.

Fatih’in yetiştiği aile ile günümüzde gençlerin yetiştiği aile dolayısıyla toplum bir değil. Bu sebeple gençlere Fatih’i anlatmaktan önce ebeveynlere Fatih’in anne babasını anlatmamız gerekiyor. Fatih’in yetiştiği aile ortamını anlatmamız gerekiyor.

Biz nasılsak çocuklarımız da öyle olacaktır. Evlerimiz nasılsa gençlerimiz de öyle olacaktır. Aile nasılsa toplum da öyle olacaktır.

Anne Şefkatinden Mahrum Kalanlar

Modern hayat her şeyi etkilediği gibi aile kurumunu da etkiledi. Kadının haklarını korumayı kendilerine kalkan edinen aile düşmanlarının kadını erkekle yarıştırması sonucunda ortada kalanlar anne şefkatinden mahrum yetişen evlatlar oldu.

Modern yaşam ile birlikte ailede kadın ve erkeğin farklı rollerinin olmadığı ve herkesin her işi yapabileceği söylendi.3 Bu durum esasen fıtrata aykırı yani aslında temelde fıtrata karşı çıkılmış olundu. Ailede kadın ve erkeğin farklı rollerinin olduğu yok sayıldıktan sonra kadın, erkek ile yarıştırılır hale gelindi. Erkeğin yapabildiği her şeyi kadının da yapabileceği söylendi. Kadın ile erkek rekabet eder hale geldi.

Erkeğe asla güvenilmemesi gerektiğini, kadının erkekle rekabet etmesi ve kadının erkeğe denk olması gerektiğini söyleyen feminist anlayış4 kadın ile erkeği birbirinden uzaklaştırdı. Hatta kadın ve erkeği birbirini tamamlayan, birbirleri arasında güven ilişkisi olan çiftler değil, birbirlerine düşman iki tür haline getirdi.

Sonuç olarak sabahtan akşama kadar yorulan, çocuğuyla ilgilenemeyen ebeveyn profili oluşmaya başladı. İşyerinde yorulan anne, eve giderken kreşten veya kayınvalidesinden ya da bakıcıdan çocuğunu alıp eve dönmeye başladı. Kısıtlı bir süre beraber vakit geçirebileceği çocuğunu, evdeki diğer işler ve dinlenme faslı derken epeyce ihmal etti.

Çocuklar en mutlu günlerinde çalıştığı için annesini yanında göremedi, düştüğü zaman annesine sarılıp ağlayamadığı çocuklar. Kreşteki hocanın, bakıcının insafına terk edilen çocuklar anne sevgisine ve şefkatine doyamadılar ve bu sevgi ve şefkatten mahrum kaldılar. Hiçbir bakıcı, öğretmen, nene annenin sevgisini veremedi çocuğa…

Çocuklar, annelerine en düşkün oldukları çağda annelerini göremedikleri, annelerine doyamadıkları için evde huysuzluk yaptılar ve biz de tıpkı gençleri suçladığımız gibi çocuklarımızı suçladık: “çok yaramaz”…

Biz günümüzdeki problemlerden, çocuklardan, gençlerden yakınırken çuvaldızı karşı tarafa batırmaktan çekinmedik ama iğneyi kendimize dokundurmaya dahi cesaret edemedik. Kadın ile erkeğin bu denli yarıştırılmasının doğru olmadığını, kadını kadın olduğu için değil, çalışıp ekonomik güç elde ettiği takdirde değerli bir varlık olarak gören feminizmin aslında o kadar da iyi niyetli bir hareket olmadığını söyleyenler hep kadın düşmanlığı ile suçlandı.

İslâmî kavramlar, kültürel kavramlar feminist söylemler ile küçük düşürüldü. Feminizm, Müslüman ailede yaşanılan sıkıntılara çözüm bulmak yerine kadın erkek düşmanlığına ve dolayısıyla ailenin parçalanmasına, zarar görmesine neden oldu. Modern hayat ve feminizm tabiri caizse tatlı dil ile yaklaştı Müslüman aileye ve Müslüman ailenin sorunlarını kendine kalkan olarak kullandı. Bilerek veya bilmeyerek aile kurumuna ciddi zararlar verdik… Bize ait olmayan kavramlar ile dertlerimize derman aradık…

Buradan kadının çalışmaması gerekir gibi bir düşünceye varmak da son derece yanlış olacaktır. Vurgulanması gereken nokta kadının; erkek ile rekabet haline sokulmasının, kendine uygun olmadığı halde kendisini çalışmak zorunda hissetmesi aksi takdirde kendisinin bir işe yaramadığını düşünmesi ve aileye zarar verecek, fıtrata aykırı akımların söylemleri ile hareket etmesinin yanlış olduğudur.

Bizim medeniyetimiz kadına kadın olduğu için değer veriyor. Herhangi bir maddi kazanç ile ya da erkekler ile etmiş olduğu rekabetteki başarısına göre bir değer biçmiyor. Kadının “anne” olması ve İslâm’da anneliğin övülmesi tesadüf değildir. Anne, yetiştirdiği evlatlar ile topluma yön verir, toplumu şekillendirir. Dünyaya yön veren şahsiyetleri yetiştiren anneleri değersiz görmek mümkün mü?

Modern hayat “annelik” gibi kutsal bir makamı kültürel dayatma, toplumsal rol gibi gerekçelerle yok sayıyor ve anneliği, kadının değerini düşüren bir söylem olarak kabul ediyor. Modern hayat anlayışında kadın çalıştığı, ekonomik güç elde ettiği sürece değerli olduğu şeklinde son derece yanlış bir algı var.

Kadının toplumda var olması, kadının başarılar elde etmesi, aileye ilişkin sorunların çözümü anneliği yok sayarak, erkek ile kadını rekabet haline5 sokarak dolayısıyla birbirine düşman ederek mi mümkün olacak?

Sağlıklı Nesiller Sağlıklı Ailelerin Ürünüdür

Sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı toplumlar sağlıklı ailelerin ürünüdür. Ailede yaşanılan sorunları görmezden gelerek bu sorunları ortadan kaldıramayız. Evet, geçmişten beri Müslüman ailelerde yaşanılan birtakım problemler var. Bu problemler esasen İslâmî yaşayıştan uzak olmamız ve çözümü İslâm’da değil, henüz kendi medeniyetinde kadınların ve ailenin yaşadığı sorunlara çözüm bulamamış Batı’da aramamızdan kaynaklanmaktadır.

Ailede yaşanılan sorunların çözümü, Kur’ân ve Sünnet ışığında kurulmuş olan yuvalarda gizlidir.

Kur’ân bizim sadece okuduğumuz değil, yaşadığımız bir kitap olmalı. Kur’ân bizim ahlâkımız olmalı. Peygamber Efendimiz’in ailesine karşı davranışlarını okumalı ve hayatımıza tatbik etmeliyiz. Hanımlarına karşı tutumu, sevgisi, saygısı, hoşgörüsü her erkek tarafından okunmalı ve yaşanmalı. Çocuklarına karşı tutumları her ebeveyn tarafından okunup uygulanmalı.

Her Müslüman, Kur’ân ve Sünnet ışığında yaşar ve ailesine de bunu yansıtırsa ailelerde yaşanılan problemler çözülecektir. Peygamber Efendimiz’in; "Sizin en hayırlınız, ailenize karşı en hayırlı olanınızdır"6 sözünü zihnimizin en canlı bölümüne yazmalıyız…

Biz; kadını, erkek ile yarıştığı ve kazanç elde ettiği sürece değerli gören Batı’nın bize getirmiş olduğu çözümler ile sorunlarımızı çözemeyiz ki çözemiyoruz da. Her medeniyetin kendi kodları vardır ve bu kodlara uygun hareket edilmeli ve çözümler üretilmelidir.

Bir kapıyı kendi anahtarıyla açmak yerine farklı bir anahtar ile açmaya çalışırsak anahtar, kapının deliğinde kırılır ve kapıyı kırmak zorunda kalırız. Aslında şu an yaşadığımız kriz tam olarak budur. Kendi ailemize, kendi normlarımız ile çözüm aramak yerine henüz bu konuda sorunlarını çözememiş Batı’dan devşirme kurallar ve tavsiyeler ile sorunlarımızı çözmeye çalışıyoruz. Böyle giderse de çözemeyeceğiz.

Ailenin değerlerinin yok sayıldığı, ailevî ilişkilerin yıpratıldığı, kadın ve erkek dışında eşcinsel birliktelikler ile de aile kurulabileceğinin dayatıldığı bir dünyada henüz kendi kadın ve aile problemlerine çözüm bulamamış medeniyetlerin sunmuş olduğu “çözümler” ile değil, kadim medeniyetimizin sunmuş olduğu çözümler ve İslâm’ın emirleri ile sorunları aşabiliriz.

Kadının haklarının korunduğu, İslâmî kaidelere dolayısıyla fıtrata uygun, yaşayışıyla bize en güzel örnek olan Peygamber Efendimiz’in aile yaşantısının örnek alındığı bir aile ortamında huzur, sevgi, muhabbet, saygı olacaktır. Böyle bir aile ancak bir topluma ruh verebilecek ve toplumu ayakta tutacaktır.

Unutmamak gerekir ki aile hem toplumun ürünü hem de toplumun temelidir. Yani ailenin bozulması toplumun bozulmasına dolayısıyla ailenin daha fazla bozulmasına sebep olacaktır. Ailenin korunabildiği bir toplum ancak ayakta kalabilir. Özellikle günümüzde, modernizm sonrası yeni bir döneme geçiş aşamasında olduğumuz bu çağda aileyi korumak, toplumu kurtarmak demektir!..

KAYNAKÇA

  1. 6 Soruda Aile Kurumu, 1. (http://www.muharrembalci.com/aile/273.pdf) (Erişim Tarihi:20.05.2021)
  2. 6 Soruda Aile Kurumu, 1. (http://www.muharrembalci.com/aile/273.pdf) (Erişim Tarihi: 20.05.2021)
  3. Cuma Karan, Modern Ailenin Çıkmazları ve İslam Ailesi, İlahiyat Akademi Dergisi, 131.
  4. Dr. İyad Kunaybi, Batılı Kadının Özgürleştirilmesi, 3. (http://www.muharrembalci.com/aile/iyadkunaybi/323.pdf) (Erişim Tarihi: 20.05.2021)
  5. Dr. İyad Kunaybi, Batılı Kadının Özgürleştirilmesi. (http://www.muharrembalci.com/aile/iyadkunaybi/323.pdf) (Erişim Tarihi: 20.05.2021)
  6. Tirmizî, Menâkıb, 63/3895; İbn-i Mâce, Nikâh, 50.

Not: Aile ile ilgili ayrıntılı okumak yapmak isteyen okurlar için, bu yazıda da yararlanılmış olan, tavsiye web sitesi: http://www.muharrembalci.com/aile.php

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Kuş Uçtu Kervan Göçtü

Bizim medeniyet anlayışımızda aile toplumun temelidir.1 Aile, toplumun hem ürünüd&uum...

Ve Bir Kuş Daha Kanatlanır Adı Şehit Olan

Bizim medeniyet anlayışımızda aile toplumun temelidir.1 Aile, toplumun hem ürünüd&uum...

Yûnus Emre Celâlli Olabilir Mi?

Bizim medeniyet anlayışımızda aile toplumun temelidir.1 Aile, toplumun hem ürünüd&uum...