Ahlatın Gölgesinde İki Yusuf

(Okunma Süresi: 1 dakika)

Genişledi soluğum
Bir an terk-i diyar sandım keder.
Ah bu benim acziyetim
Sınırsız aldanışım.
Bilemedim kaderdenmiş kederim
Ruhuma “hu” üflenince anladım.
Ne mümkündü kurtulmak kireç benizli dünyadan.
Pas tutmuş ellerimle suretini yokladım
Ebabilin göğsünde derinceydi nasırlar.
Anarşistti kursağındaki taşlar.
Ahlatın gölgesinde
Güz eli değmiş tenine
Dökmüş yapraklarını
Dalları yeni baharlara gebe
Ay karanlık
Mumun şavkıyla zikirde bir maşuk.
Yalnızlık,
Bir elin muhtaç oluşu diğerine.
Yusuf gömleğiyle indi kuyuya meczup
Yalnızlık alın yazısı kara bir leke
Ölüm anasının ak sütü gibi helal
Sınandı sabrı, çatlattı taşı.
O, sabır taşına tohumu saçtı
Yeşerdi sarmaşık kuyuyu aştı
Ve ebabilin göz yaşlarıyla taştı kuyu
Ahlatın dallarından yuvasını kuyuya çattı
Yavrularına bir dünyalık nefes taşıdı.
Ne meczup tanıyordu onu
Ne de ebabilin meczuptan haberi vardı
Yırtıldı Yusuf gömleği
Ebabilin imtihanı ne ağırdı.
Yumdu maşuk yüzünü toprağa
Ahlatın gölgesinde iki Yusuf
Biri anne ebabil öbürü meczup
Alın yazıları kara bir leke
Ölüm anasının ak sütü gibi helal.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir