Ahlakın Geçmişten Günümüze Değişimi

Nesiller değiştikçe, Asr-ı saadet, Hulefa-i Raşidin ve ulemaların çağındaki ahlak anlayışı günümüzden çok farklı bir anlayışa sahipti hatta çokta geriye dönmeden yüz sene öncesine bakarsak da bu farklılığı rahatlıkla görebiliriz.

Huzeyfetu’l-Adevî (r.a) anlatıyor: “Yermük harbinde amcamın oğlunu bulmak için yaralılar arasında dolaşıyordum. Yanımda da bir miktar su vardı. Kendi kendime: ‘eğer rastlarsam ona su verir, yüzünü silerim.’ diye düşünüyordum. Bir de baktım ki onun yanındayım. Kendisine:

-Sana su vereyim mi? dedim.

-Evet, diye işaret etti. Tam kendisine su verecekken, öbür yandan birisi:

-Ah su! diye inledi. Sesi duyan amcamın oğlu:

-Suyu ona götür! dedi. Hemen ona koştum. Bir de baktım ki Hişam b. el-As. (r.a) kendisine:

-Sana su vereyim mi? diye sordum. Bu arada Hişam (r.a) öbür taraftan birinin âh! dediğini duydu. Kendisi hiç içmeden:

-Suyu ona götür! dedi. Hemen onun yanına koştum, yanına vardığımda adam ruhunu teslim etmişti. Sonra, Hişam’a (r.a) yetişeyim, diye koştum, geldiğimde onun da ruhunu teslim ettiğini gördüm. Bâri amcamın oğluna yetişeyim, dedim. Yanına geldim ki o da ruhunu teslim etmişti!"

Son zamanlarda insanlar komşusuna su vermeye bile tereddüt ederken, Sahabe-i Kiram (r.a) son nefeslerinde dahi kardeşlerinin ihtiyaçlarına öncelik verirdi.

İçinde bulunduğumuz seyr-u sûlûk yolunda, bize önderlik eden bu denli ahlaki değerlere sahip büyüklerimiz varken; biz, değerlerimizi düşüren nefsin peşine düşerek, kendimizi yüceltmeyi tercih ediyoruz.

Arapçada "İsar" diye bir kelime vardır. Sözlük anlamı: "Bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma, tercih etme"dir.

Bu duruma, bakıldığı zaman şöyle bir örneklendirme yapmak yerinde olacaktır: Bir anne her zaman, her durumda evladına öncelik verir. Yaptıkları sebebiyle övgü beklemez. Kendi ihtiyacı hasıl olsa bile, evladına vermeyi tercih eder ve bu tercihinden hiçbir zaman pişman olmaz. Haset etmez.

Bir müminin diğer mümine merhameti de, annenin evladına gösterdiği merhamet gibi olmalıdır. Mümin kardeşine iyilikte bulunduğu zaman ne verdiğine, ne kadar verdiğine bakmamalı, sadece onun adına mutlu olabilmelidir.

Evliyaullahın hayatına baktığımızda da, isarı kendilerine şiar edindiklerini görür. Hayatlarının her anında bu kelimeden bir parça bulabiliriz.

"Velilerden Ebü’l-Hasan-ı Harakâni KS.nin yanına otuz küsur misafir geldi. Kendisi o zaman, Rey’in bir köyünde bulunuyordu. Yanında da beş kişiyi doyurmayacak kadar sayılı ekmek vardı. Ekmekleri doğradılar, ortaya koydular, herkes nasibi kadar yesin diye ışığı da söndürdüler ve yemeğin başına oturdular. Bir müddet sonra, yemekten geri çekildiklerinde, bütün ekmekler olduğu gibi duruyordu. Her birisi, kardeşini kendisine tercih ederek, bir şey yememiş ve bütün yiyecek ortada kalmıştı."

Zamanımızda böyle bir olay vuku bulsaydı bir dilim yememek şöyle dursun, ‘kim ne kadar yedi?’nin hesabı yapılır ve üzerine bir de kavga edilirdi.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde; küçük bir şeyi bile paylaşmak varken, onun yokluğu sebebiyle kavga etmek ahlâkî değerlerimizin zaman içerisinde bozulduğunu gösterir. Bunun en büyük sebebi de, bizi koşar adım helaka götürecek olan nefsimize uymamızdır

İnsan ahlakında isarı engelleyen en büyük müşkül "Şuhh-i nefs" yani aşırı bencilliktir.

Bu aşırı bencillik, kişinin başına gelen her güzel şeyi kendinden bilmesine sebep olur. İnsan, en güzel varlığın kendisi olduğuna inanır; sürekli kendisini metheder etrafındaki insanlar tarafından methedilmek ister ve bu güzelliğin başka birinde olmasına haset eder. Muhatabının kötü duruma düşmesi için çabalar. Çünkü onun gözünde muhatabının yükselişi, kişinin kendi düşüşüdür.

İnsan, nefsine galip gelmeden, dünyada sıkıntı çekmeden, Allah'ın isteklerini kendi isteklerine tercih etmeden ne rıza-yı ilahiyi elde edebilir ne de ahlaklı bir insan olması söz konusu olabilir. Nitekim, Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri insanların arasında "Şemsü'ş- Şümûs " yani "Güneşler Güneşi" diye anılırdı. Bu kadar büyük bir âlim iken, Abdullah Dehlevî Hazretleri’nin dergahında öncelikle abdesthaneyi tanzif vazifesi verilmiştir.

Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri ise, zamanının en büyük makamlarından olan kadılık makamını bırakmış ve Bursa sokaklarında kadılık kaftanıyla ciğer satmaya başlamıştır.

Allah dostlarının gözünde dünyalık sıkıntıların, insanların ne söylediklerinin ya da elde edecekleri maddi kazançların hiçbir önemi yoktur. Önemli olan tek şey Allah'ın rızasını kazanmak ve islami çerçeve içinde ahlaklı birer insan olmaktır.

Allah'ın razı olduğu işlerden bir tanesi de bir müminin mümin kardeşini, kendi nefsine tercih etmesidir.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde ahlaki olarak büyük bir bozulma yaşadığımız malum. Örnek aldığımız yanlış yaşam biçimleri, özendigimiz yanlış insanlar toplum olarak bizi dini değerlerimizden ve ait olduğumuz medeniyetten uzaklaştırıyor oysa ki dini değerlerimize ve medeniyetimize bozulmadan sahip çıkmamız, Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v.), Sahabe-i Kiram'ın (r.a) ve evliyaullahın hayatlarını okumamız ve yaşantılarından örnek almamız gerekir. İyice anlayıp hâlleriyle hâl sahibi olmalıyız.

Taklitle başlayan her şey sürekliliği olduğu sürece tahkike döner. Biz de din büyüklerimizin hayatlarını taklit ederek başlamalıyız. Samimi olduğumuz sürece bu doğruların kendi yaşantımızda ve kalplerimizde güzelce yer edineceğine emin olabiliriz.

Kaynakça:

1) İsarın kelime anlamı (Mustafa Çağrıcı, “Îsâr”, TDV İslâm Ansiklopedisi, XXII, s. 490)
2) Huzeyfetul Adevi Hz hadisesi - Kurtubî, XVII, 28; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, II, 318; Hâkim, III, 270/5058
3) Ebul Hasan Harakâni Hz Hadisesi - Sühreverdî, Avarif, 249. [Trc: Gerçek Tasavvuf, 317].]

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Yerin Altındakiler, Üstündekilerden Çok

Nesiller değiştikçe, Asr-ı saadet, Hulefa-i Raşidin ve ulemaların çağındaki ahlak anla...

Boşluk

Nesiller değiştikçe, Asr-ı saadet, Hulefa-i Raşidin ve ulemaların çağındaki ahlak anla...

Hayali Olmayanın Hayatı Var Mıdır?

Nesiller değiştikçe, Asr-ı saadet, Hulefa-i Raşidin ve ulemaların çağındaki ahlak anla...