Sıradaki içerik:

Nizamülmülk ve Nizam-ı Âlem

e
sv

Ah O Bendeki Nefs

avatar

Hamide Akkaya

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

İflah olmaz bir ‘ben’ var içimde, benden de derinde. Öylesine işlenmiş ki en derinime gözlerimi görmeye uzak, kulağımı dinlemeye yorgun, dilimi söylemeye korkak etmiş. Bu da yetmemiş; ellerim semadayken gözyaşlarımı doldurmuş avuçlarıma, dualarımı söze dökerken sözümü özsüz bırakmış, alnımın akını karaya çalmış…

“Ah o ben!”

Ne yaptıysa bana, dünyalığımı alırken benden, ahiret azığımı da heba etmiş.

İflahı mümkün olmayan ‘ben’lerden sıkıldı bu can! Canıma yük oldu, nefsine yenik düşen bu ben.

“Ah beni benden alan nefsim!”

Ağırlığında ezilmekte bu beden. Çünkü bedenim, aslımı yok edişlerine tahammülsüz artık. Sen benliğimi söküp alırken aslımdan, “ah nefsim” diye haykırıyor tüm varlığım. Varlığımın haykırışlarında ezildikçe eziliyorum, nefsimi ezemediğim için. Çünkü aslım bilmekte nefse uymanın vebalini ve o vebalin utancını. Lakin dedim ya:
“İflah olmaz bir ben var bende, nefsimle birlikte.”

Kul, nefsine uymakla ezildikçe ezilse de geri adım atmakta tembellik ediyor bazen. Çünkü… -İnsanın çünküleri olmuyor her zaman.-
Nefsine yenik düşen insan, mağlubiyet kapısını aralıyor bir nevi. Üstelik o kapıdan girmesi hiç de zor olmuyor. Yenilmişlerin girdiği kapıdan girmek ne büyük ızdırap oysa. İnsan, neden ızdıraplara doğru atar ki adımlarını? Izdırap yolunda atılan adımların sonundaki acıyı idrak edemez mi? Nasıl etsin ama. İflah olmaz benliğin, nefis karşısındaki acizliğiyle idrak etmek ne mümkün. Mümkün olsaydı eğer, hangi can ateşe atardı kendini. Zira insan mümkün olmayanların karşısında duramadığı için kendini ızdıraplarda bulmaz mı?

Izdırap çekmeyi iyi bilir insan. Bilir de buna son vermeyi bilmez. Son noktaları bir koyabilse zaten, kendisine acı veren şeylerin başlangıcına imzasını atmaz; nefsine uyup kalbine kara bir leke yerleştirmez, duaya dönen dillerini sonrasında nefsinin yolunda aracı etmez, tövbeye akan gözyaşlarını da nefsinin uğrunda heba etmez… Ve cehennem ateşinin körüğü olacak günahlarını işlemez.

“Ah nefsim!”

Aslımın yönünü ateşe çeviriyorsun, benliğimi ateşe yaklaştırıyorsun. Bense adım adım, avare avare yürüyorum o ateşe. Çünkü benliğimin iflahını mümkün kılamıyorum, nefsimin altında.

“Ey Allah’ım!”

Duaya açılan ellerime dolan gözyaşıyla, tövbe eden dilimin feryadıyla ve af kapına gelişimle iflah olur mu nefsim, benliğim…

“İflah olsa tüm benliğim keşke. Tüm keşkelerim iflahım için olsun razıyım. Yeter ki iflah olmuş bir ‘ben’ bulayım bende. Tüm dualarım da o iflaha olsun. Yeter ki iflah olmuş bir nefis olsun bende.”

Allah, pişmanlıkla akan değil huşu ile akan gözyaşları, veballerle feryat eden değil niyazda bulunan dilleri ve af kapısında iflahını bekleyen değil, iflah olup rahmet kapısında bekleyen nefisleri nasip etsin hepimize.

Nefsine uyup, günah işlemeyi seçerek cehenneme doğru yol alan benliklerden de Allah korusun bizleri.

Ve Allah, nefsine uyarak iflahını geciktiren ve günah işleyip benliği ile ahiretini zayi etme gafletinde olan tüm kullarını da affetsin.

1992 İstanbul doğumluyum. Doğduğum ve yaşadığım bu şehre sevdalıyım. Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünü hayatımda, fikir ve ilim dünyamda en güzel etkileri olan Sakarya'da okudum. Söylediğim ya da söyleyemediğim her şeyi yazılara dökme fikri de Sakarya'da ortaya çıktı. 2015'ten beri yazma serüveninde yol alıyorum naçizane. Yazarak yaşayanlardan, hislerini kağıtlara dökerek nefes alanlardan, sessizliğini satır aralarında bozan, haykırışını harflerde yatıştıranlardanım. Kısacası hayatını yazdığı yerden başlatanlardanım...

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.