Sıradaki içerik:

Gece Vardiyası – 3

e
sv

Ah İstanbul

avatar

Ahmet Gülderen

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

-Ah be hocam ne güzel İstanbul’u bırakıp neden geldiniz ki Şanlıurfa’ya?
Öğrencilerimin İstanbul’u nasıl bırakıp da Şanlıurfa’ya geldiğimi anlamlandıramaması…

İstanbul‘un kıymetini içinde yaşayan insanların bilemedikleri gerçeğiyle yüzleşmem için bu muhteşem şehirden ayrılmalıydım. İstanbul hepimizin içinde bir şehir değil; bir mevsim, bir soluk, bir anlamlar bütünüdür. Sade bir semtini sevmek bile bir ömre bedel olandır.
Gerçek bir İstanbullu olarak yaşayabilmek için neler yapmak gerekirdi acaba? Sabahın ilk saatlerinde herkes iş telaşına düşmüşken belki de Fenerbahçe’ye gideceksiniz veya Salacak’ta sabahı karşılayacaksınız içinden boğaz geçen tek şehri tek başınıza seyre dalarken… Nice yazarların, şairlerin, tarihçilerin içine düştüğü İstanbul aşkı…

Öyle bir seversiniz ki İstanbul’u üzerinde İstanbul yazan ne varsa muhabbetiniz artar. Son dönemde İstanbul tişörtleriyle ülkenin dört bir yanında gezinen gençlerin aşkı bu yüzden.

16.yüzyılda İstanbul’da Viyana sefirliği yapan O.G.Busbecq, yaşadığı dönem İstanbul’unu anlatırken ‘’TANRI SANKİ İSTANBUL’U, DÜNYANIN PAYİTAHTI OLMAK İÇİN YARATMIŞ’ demek zorunda kalmıştı.

Gelgelelim öyle bir Haliç hatırlıyorum ki, çocukluğumda denizin yanına kadar gidip bütün pisliği ve kokusuyla İstanbul’a yakıştıramadığım görüntüleri de vardı İstanbul’un…

Bir de İstanbul’un asıl belası olan İstanbul’da oturmasına rağmen bir türlü İstanbul’u benimseyemeyenler…

-Neresi güzel bu şehrin? Trafiği berbat, hayat pahalı, kalabalık, keşmekeş, herkes de gelmiş kardeşim ne işi varsa otursun köyünde! (Sen de gelmişsin ne işin var ?)

Babacığım anlattı onun gençliğinde İstanbul’daki insanların nezaketini;

İki yaşlı Ortaköy Camisi’nin çıkışında bir boş bank için birbirlerine ikram yarışına girişmişler.
-Efendim buyurun siz oturun.
-Estağfurullah mirim, siz buyurun.
-Efendim lütfen…
Babacığım diyor ki o kadar uzun süre birbirlerine ikram ettiler ki …
Peki soruma tekrar geri dönmek istiyorum.
-Nasıl İstanbullu olunurdu?

-Güzelim köşklerimizi yıktırıp, yerlerine soğuk beton binalar dikmeyecektik.
-İstanbul’daki öğrencileri, bir zahmet, İstanbul eserlerine kadar götürüp saniye saniye, sokak sokak İstanbul’u anlatacaktık.
-İstanbul’un hiçbir yerde olmayan tabiat güzelliklerini biyoloji derslerinde anlatacaktık.
-Toplumsal nezaketi İstanbul’da yaşayanlara okullarda ders koyarak anlatacaktık.
-İstanbul sokaklarının tarihini tarih derslerine koyacaktık.
-Gürültü kirliliği için nezaketin İstanbul yorumunu yapacaktık.
-Bir İstanbul günü ilan edip İstanbul’u el ele temizleyecektik.
-Piknik yerlerini, sahil kenarlarını mangal alanına çevirmeyecektik.
-Beyefendi ve Hanımefendi kelimelerini kullanacaktık.
-Kültür etkinliklerine katılacaktık.

Olmadı.

Hayatın telaşından kurtulup boğazın üstünden geçerken boğazı bile göremedik.

Biz nasıl ki eski İstanbul’u özlüyoruz, şimdilerde İstanbul’da hasret kaldı eski güzel insanlara.

Ekrem Şama’nın şiiriyle bitireyim, yoksa yüreğim kanıyor İstanbul deyince;

Burası İstanbul’dur, gamı kasveti gömün,
Çözümü buradadır, yürekteki düğümün
Başka İstanbul yok ki, gönlü diriltecek,
Tek İstanbulumuzdur, iksir içeren çiçek…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.