Ağaçta Bizim Kökler de

Haydi, gelin gözlerimizi kapatıp kocaman bir ağaç hayal edelim. Dalları yemyeşil ve kökleri uzun mu uzun olsun. Gövdesi kalın ve sağlam, geniş bir bozkırın üzerinde adeta kale gibi durduğunu farz edelim. İşte “kültür” var olduğu millettin toprağında yetişen ve âtiye uzanan sağlam bir ağaç gibidir. Böyle bir ağaç gördüğümüzde ilk düşündüğümüz şeylerden biri de ağaçtan toprağın derinliklerine doğru metrelerce uzanıp toprağa sımsıkı tutunan köklerdir. O kökler ki ağaç ve toprak arasındaki bağdır. Bir milletin toprağında yetişen ve büyüyen kültür ağacının yaşam kaynağı yani ait olduğu toplumla bağı olan o köklerse şüphesiz ki dildir.

Tarihi gelişim süreci içerisinde toplumların somut ve soyut tüm birikimlerini, toplumsal kodlarını, değerlerini “kültür” olarak adlandırıyoruz. Yemekten sanata, özel günlerden edebiyata kadar toplumlara has kimlik özellikleri kültürü oluşturan temel ögeler arasında yer almaktadır. Ülkemizde “kültür” ve “medeniyet” fikrinin şekillenmesinde büyük rol oynayan Ziya Gökalp bu kavramı şöyle açıklıyor: “Millî kültür, halkın geleneklerinden, yapageldiği şeylerden, örflerinden, sözlü ve yazılı edebiyatından, dilinden, musikisinden, dininden, ahlakından, estetik ve ekonomik mahsullerinden ibarettir”

Somutta olsa soyutta olsa var olan tüm kültürel ürünler bir etkileşimin sonucu olarak ortaya çıkar. Örneğin Anadolu bozkırlarında türkü okuyan bir âşık, hikâyesi nesilden nesile aktarılsın diye türküsünü yakar. Yahut atölyedeki genç bir kız, motiflerindeki anlamı kızları, torunları da öğrensin, yaşatsın diye halısını dokur. Yani kültür bir nevi aktarılmak için meydana gelir.

Yakılan türkülerin, anlatılan hikâyelerin hepsi şüphesiz sözün kuvvetiyle, anlatımlarla hayat bulur. Edilen her kelam o kültürü nesilden nesile taşıyacak olan araçtır. Nihayetinde bir milletin kelamı, edebiyatı sözün kısası “dili” ne kadar kuvvetliyse kültürü de o kadar sağlam şekilde aktarılacaktır.

Bir zamanlar Orta Asya’nın göbeğinden çıkıp Anadolu’ya oradan da Avrupa sınırlarına kadar uzanan Türk kültürü eksilerek çoğalarak fakat benliğini daima muhafaza ederek asırlardan beri var olmaya devam eden sayılı kültürlerden birisidir. Bizler dünya üzerindeki birçok farklı kültürün kesişim noktasında yer alan aynı zamanda onlardan beslenen ve yine o kültürleri de besleyen eşsiz kültürlerden birisine sahibiz. Bazen karıştırdığımız çorbanın tarifinde, bazen ninemizin ettiği duada, bazen okuduğumuz kitaplarda karşımıza çıkan o tanıdık bilgilerin hepsi ait olduğumuz kültürel birikimin hayatımıza tezahürüdür aslında.

Tüm bu bilgilerin bize ulaşması evrendeki hiçbir şeyin olmadığı gibi tesadüfi değil elbette. Türk kültürünün bu kadar farklı coğrafyalarda hatta farklı toplumlarda bile yer buluşunun en bariz açıklaması elbette ki Türkçe’dir. Yukarıda da ifade edildiği üzere kültürün asırlar boyu aktarılmasındaki en büyük sır o kültürün ait olduğu toplumda konuşulan dilin kuvvetinde saklıdır. Bununla birlikte dil de gelişebilmesi ve yayılabilmesi için kültüre muhtaçtır. Nihat Sami Banarlı, kültürümüzün ve yaşayış biçimimizin dilimize yansımasını somutlaştırarak şöyle ifade eder: “Türkler atik, hızlı ve çevik bir millettir. Onların bu hayat tarzı dillerine yansımıştır. Bu yüzden dillerinde çok heceli uzun kelimeler yerine bir ya da iki heceli kelimeler mevcuttur”

Bugün Türk kültürüne ait ağacı da o ağacın Türkçe zahirindeki köklerini de bizler oluşturuyoruz. Çağımızdaki tüm olumsuzluklara rağmen hala yüreğimizin derinliklerinde sürdürdüğümüz değerlerimizin, sahip olduğumuz toplumsal birikimlerin, özümüzdeki güzelliklerin bir umut olup gelecek nesillere aktarılabilmesi için üzerimize düşen en büyük görev Türkçemize sahip çıkmaktır. Onu koruyup kolladığımız, doğru kullandığımız sürece kültürümüzü daha nice asırlar boyu aktarabilecek en büyük kaynağı da korumuş olacağız. Bu asra kadar ancak kültürümüze, değerlerimize ve dilimize özendiğimiz kadar var olduk. Şüphesiz ki bundan sonra da ancak o kadar var olacağız...

(0) Yorum
Yorum Yaz
İlginizi Çekebilir
Osmanlı’nın İlk Müderrisi: Dâvûd-i Kayserî Hazretleri

Haydi, gelin gözlerimizi kapatıp kocaman bir ağaç hayal edelim. Dalları yemyeşil ve k&ou...

İlmin ve Maneviyatın Mahfisi: Hazreti Pir Ramazan Afyonkarahisari

Haydi, gelin gözlerimizi kapatıp kocaman bir ağaç hayal edelim. Dalları yemyeşil ve k&ou...

İslâm Medeniyetinde Bir Eğitim Kültürü: Medreseler

Haydi, gelin gözlerimizi kapatıp kocaman bir ağaç hayal edelim. Dalları yemyeşil ve k&ou...