Sıradaki içerik:

Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Kurucusu: Mehmet Emin Resulzâde

e
sv

1 Cami 1 Hikaye / Sanki Yedim Camii

avatar

Seda Nur Demir

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

(Okunma Süresi: 2 dakika)

Canının çektiği ve arzu ettiğin her şeyi yemen, şüphesiz israftır.

(İbn-i Mace/Et’ime 51)

Geçen ay başladığımız cami hikayeleri serisine bu hafta yeni bir cami ile devam edeceğiz. İsminin ilginç geldiğinin farkındayım zira bu caminin hikayesi isminden de ilginçtir.

Sanki Yedim Cami, İstanbul’un Fatih semtinde yer alan Osmanlı döneminden kalma bir ibadethanedir. Caminin yapım yılı net olarak bilinmemekle birlikte 17. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Camiyi Keçecizade Hayrettin Efendi adında, orta halli bir esnaf yaptırmıştır. Rivayete göre bu zat, padişahların yaptırdığı selatin camileri görüp imrenmiştir ve kendisi de bir cami yaptırmaya niyet etmiştir. Ama ne hali ne de maddi durumu buna müsaittir. Bu işin çözümünü  nefsini terbiye etmekte bulmuştur. Canı bir şey çektiğinde önce nefsini bastırmış  ve ‘sanki yedim say‘ diyerek harcayacağı o parayı bir kenara koymuştur. Bu 20 yıl boyunca devam etmiştir. 20 yılın sonunda ise biriktirdiği parayla mütevazi bir cami inşa etmiştir. Herkes bu hikayeden çok etkilenmiş olacak cami halk arasında ‘Sanki Yedim Cami’ olarak anılmaya başlamıştır. Cami Birinci Dünya Savaşı yıllarında, İstanbul’da çıkan yangında büyük hasar görmüştür. 1959 yılına kadar yıkık bir halde olan camiye mahalle sakinleri çok üzülür ve kendi aralarında para toplayarak camiyi yeniden imar ettirmişlerdir.

Mimari Yapı ve İç Mekan

Cami mimarisine bakıldığı zaman, belli bir mimari özelliği olmamakla birlikte oldukça betonarme bir yapı göstermektedir. Cami konumu itibariyle apartmanlar arasına sıkışmış bir durumdadır. Cami iç mekanı 100m²dir. 200 kişi aynı anda ibadet edebilmektedir. Tek şerefeli beyaz bir minaresi vardır.

Camiyi yaptıran zat bu halis niyeti ile Bediüzzaman Hazretlerinin ‘İktisat Risalesi’ isimli eserinde yer almıştır. İktisat risalesinde bu güzel insanın iktisatlı tutumuna dair der ki:

“Lezâiz (lezzetler) çağırdıkça, ‘Sanki yedim’ demeli.

‘Sanki yedim’i düstur yapan, ‘Sanki yedim’ namındaki bir mescidi yiyebilirdi, yemedi.”

Sanki Yedim Kumbarası

Sanki Yedim Camisinden hareketle gönlümde yeşeren düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim. Bir tarafta sanki yedim diyerek, 20 yıl süren bir nefis mücadelesinin ardından ömür boyu sürecek olan bir sadaka-i cariye bırakan, insanlığa örnek bir gönül insanı yer alırken öte yandan modern dünyanın dayatmalarıyla bir tüketim sarmalına düşen günümüz insanı yer alıyor. Modern dünyadaki tüketim alışkanlıklarına hapsolan bedenlerimiz, israf konusuna adeta kulak tıkıyor. Bu iki farklı boyuttaki insan da bizim içimizde… Bu minvalde bize düşen özümüze yabancılaşmış esir bedenlerimizi; sanki yedim, sanki içtim, sanki aldım, sanki giydim ve sanki eğlendim diyerek yeniden özgürlüğüne kavuşturmaktır. Hepimizin bir sanki yedim kumbarası olsa mesela… Canımız bir şey istediğinde israfa kaçmadan parayı atsak kumbaraya ve sabırla beklesek geçen yılları… Yıllar sonra açsak kumbaramızı, nefsimize karşı verdiğimiz o zaferi kutlasak ve bir hayalin kıyısında şükrümüz ile Rabbimize niyaza dursak, ne güzel olur öyle değil mi ?

Kim bilir belki biz de sanki yedim diyerek bir mazlumu sevindiririz yahut mütevazı bir cami yaptırabiliriz…

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.